Koskoca bir yılı iyisiyle kötüsüyle geride bıraktık. Bugün yeni yılın ilk günü. 2025 kolay bir yıl olmadı; yorulduk, gerildik, çoğu zaman “bu kadar da olmaz” dedik. O yüzden bu sabah tek bir temennim var: Bu ülkede her şeyden önce huzur ve güven duygusu güçlensin. Yeni yıla girerken, içimi en çok ferahlatan haber trafikten geldi. Yollarda racon kesen, aracı sağa çekip yolu boks ringine çevirenlere artık net bir cevap var: “Hadi bakalım!” Yasa yürürlükte. Buyurun inin araçtan ama bedelini bilin. 180 bin lira para cezası, ehliyete 60 gün el koyma, araç için 60 gün trafikten men… Üstüne bir de hapis ihtimali. Yani “iki bağırdım, iki tehdit ettim” devri kapandı. Trafikte düzen şarttı; bu kez gerçekten caydırıcı bir adım atıldı. Hadi şimdi “özellikle sürücü kadın, inip korkutayım” demeyi deneyin bakalım. Bu konuyla ilgili küçük ama hayati bir hatırlatma yapayım. Artık her bütçeye uygun araç kamerası var. Sahada gördüklerimden sonra şunu net söyleyebilirim: Aracınıza taktırın. Haklıysanız da haksızsanız da elinizde somut bir kayıt olsun. Çünkü bu ülkede en sık duyulan cümle hâlâ aynı: “Ben öyle yapmadım.” Kamera, tartışmayı daha başlamadan bitiriyor. 2025’in Ocak–Kasım aylarında ülke genelinde 618 bin 777 trafik kazası yaşandı. 2 bin 329 kişi hayatını kaybetti, 377 bin 267 kişi yaralandı. Dileğim şu: Bu yıl trafikte kimse hayatını kaybetmesin. Daha sakin, daha hoşgörülü bir trafik kültürü yerleşsin. Konu trafikten açılmışken, kentleri sahada takip eden bir gazeteci olarak iki ismin hakkını teslim etmeden geçemem. İstanbul Trafik Denetleme Şube Müdürü Tunay Başarık ve İzmir’de Trafikten Sorumlu İl Emniyet Müdür Yardımcısı olarak görev yapan Şamil Özsagulu. Yakından izlediğim iki şehir, yakından takip ettiğim iki yönetici… İstanbul ve İzmir gibi iki ağır kentin trafiğini yönetmek kolay iş değil. Ama her sohbetimde aynı izlenimle ayrıldım: Sorunu inkâr etmeyen, mazerete sığınmayan, çözümü masada değil sahada arayan bir anlayış. Masa başından trafik yönetilmeyeceğini bilen, vatandaşı istatistikten ibaret görmeyen bir çizgi. Bu iki kentte hissedilen düzenin arkasında bu kararlılığın payı büyük. Kadıköy’de öncelik yayalara Ulaşımdan söz açılmışken, trafikte düzenin sağlanması için polislerimizin dışında gece gündüz çalışan ekipler de var. Dün İstanbul Büyükşehir Belediyesi Ulaşım Daire Başkanlığı’na bağlı ekiplerin sahadaki çalışmasına Kadıköy’de birebir tanık oldum. Kadıköy Belediyesi uzun süredir net bir noktada ısrarcı: Önce yaya. Kaldırımlar genişletiliyor, yol düzenlemeleri yayaya göre yapılıyor, yön levhaları yenileniyor. İşin güzel tarafı, Kadıköy Belediyesi Fen İşleri Müdürü Gökhan Çim ile İstanbul Büyükşehir Belediyesi Ulaşım Daire Başkanı Barış Yıldırım’ın çalışmaları sahada bizzat takip etmesi. Şunu da açıkça söylemek gerekiyor: Tüm şehirlerde, özellikle İstanbul ve İzmir gibi büyükşehirlerde belediyeler bir proje yapacaksa önce otopark inşa etmeli. Kentte en hızlı rahatlamayı sağlayan en etkili proje hâlâ otoparktır. Trafik yok, stres yok Son olarak ulaşım demişken, bu işin bir de deniz tarafı var. Yılın son günü İDO Genel Müdürü Dr. Murat Orhan’la bir araya geldik. Sohbet, doğal olarak dönüp dolaşıp İstanbul trafiğine geldi. Şunu net söyledi: “İstanbul’da yaşamanın en büyük bedeli trafikte ödeniyor. Oysa bu şehrin unuttuğumuz ama hâlâ nefes alan çözümleri var. Sirkeci–Harem hattıyla Asya ile Avrupa’yı 15 dakikada, üstelik arabanızla birlikte geçebiliyorsunuz.” Bir de güzel bir not düştü Orhan. Yeni yılda yeni rotalar için hummalı bir çalışma yürütülüyormuş. Yeni yılın bize vereceği en güzel hediye, huzur ve düzen olsun.