Friedrich Merz ve Almanya'da çevrimiçi ifade özgürlüğüne saldırı

Almanya’da son yıllarda “çevrimiçi hakaret” gerekçesiyle açılan davalarda belirgin bir artış yaşanıyor. 2021’den itibaren özellikle siyasetçilere yönelik sosyal medya paylaşımlarını hedef alan bu davalar, 2024 ve 2025 boyunca hem sayı hem de uygulanan adli tedbirler açısından genişledi. Arama, el koyma ve polis müdahaleleri gibi ağır ceza muhakemesi yöntemlerinin daha sık kullanılması, ifade özgürlüğünün sınırlarına ilişkin tartışmaları da beraberinde getirdi. Bu çerçevede Alman basınına yansıyan son belgeler, Almanya Başbakanı Friedrich Merz hakkında yürütülen tartışmaları yeniden gündeme taşıdı. Die Welt'in açığa çıkardığı belgeler, Almanya Başbakanı Friedrich Merz'in 2021'den bu yana “çevrimiçi hakaret” iddiasıyla binlerce suç duyurusunda bulunduğunu gösteriyor. 1 Kayıtlara göre bu suç duyuruları sembolik kalmadı. Birkaç vakada polisin ev baskınları düzenlediği ve kişisel telefonlara el koyduğu belirtildi. En az bir vakada, mahkeme daha sonra arama emrinin hukuksuz olduğuna karar verdi. Mahkemenin bu kararı, en başta neden bu kadar aşırı önlemler alınmasına izin verildiğini göstermiyor. Alman hukukunda hakaret suçu (Beleidigung), Ceza Kanunu'nun 185. maddesinde düzenlenmiştir. Her ne kadar bir suç olsa da en azından kağıt üstünde özellikle siyasi şahsiyetlerle ilgili söylemler söz konusu olduğunda ifade özgürlüğünü korumaya yönelik anayasal maddeler olduğu düşünülür. Mahkemeler uzun süredir siyasi figürlerin özel şahıslara göre daha sert eleştirilere tahammül etmesi gerektiği görüşündedir ve orantılılığın esas alınması gerekildiği düşünülür. Bu nedenle, hakaret davalarında arama emirleri ve el koymalar istisnai, hatta olağanüstü olarak kabul edilir. Alman yurttaşlarının en temel haklarının ihlali anlamına gelen bu önlemler istendiğinde yine orantılılık esas alınmalıdır. Ancak belgeler, bu tür önlemlerin Merz tarafından talep edildiğini ve en az bir mahkeme müdahale edip bunları hukuksuz ilan edene kadar defalarca onaylandığını göstermektedir. Çevrimiçi ifade özgürlüğü yargılanıyor Die Welt'e göre Merz, sosyal medyada kendisine “küçük Nazi”, "pislik" veya “pis sarhoş” gibi ifadeler kullanıldığı için şikayette bulunmuştur. Bir vakada, polis, Merz'e “küçük Nazi” diyen yaşlı bir kadının telefonuna el koymuştur. “Pis sarhoş” ifadesiyle ilgili olarak çıkarılan başka bir arama emri, daha sonra mahkeme tarafından hukuksuz bulunmuştur. Merz'in sadece birkaç kere insanları söylemleri nedeniyle dava ettiğini de söyleyemeyiz. Merz'i temsil eden hukuk firması tarafından hazırlanan bir belgede, 4 bin 999 numaralı ceza şikayetine kadar olan davalar sıralı olarak listeleniyor. Alman Şansölyesinin bu tutumu, Almanya'da ifade özgürlüğünün durumu ve siyasilerin yargı sopasıyla aykırı söylemleri bastırma hevesi hakkında sorular sormamızı gerektiriyor. Binlerce Alman vatandaşı, çevrimiçi eleştiriler nedeniyle soruşturmalar, aramalar veya el koymalarla karşı karşıya kalırken, aykırı ve muhalif seslerin Alman demokrasisinde ne kadar güvenli olduğu da bir başka soru. 'So Done' firması ve sermaye-yargı-siyaset ilişkisi Die Welt'in haberindeki bir diğer ayrıntı ise özellikle dikkat çekici. Die Welt'e göre Merz'in açtığı hakaret davaları, davalardan elde edilen tazminat ve ceza ödemelerinin yarısını alan "So Done" adlı özel bir hukuk firması tarafından yürütülüyor. Firmanın, Hür Demokratik Parti'den (FDP) bir politikacı ile bağlantılı olduğu ve CDU ile Yeşiller'den politikacılar için de çalıştığı bildirilmektedir. "So Done" firmasının merkezinde olduğu bu tertip, mümkün olabildiğince fazla davayı agresif bir şekilde takip etmek için mali bir teşvik de yaratıyor. Siyasi bağlantıları olan özel bir firmanın online söylemlerin polis ve yargı tarafından baskılanmasında kar elde edebiliyor olması Alman demokrasisinin işleyişinde sermayenin oynadığı kritik rolü de gösteriyor. Bu firmayı kimin kurduğu, kimin finanse ettiği, siyasi bağlantılarının ne kadar derin olduğu ve Alman siyasetçileri tarafından ne kadar sık kullanıldığı ise Alman medyası tarafından henüz detaylı bir şekilde araştırılmamış gibi gözüküyor. Tanıdık bir model Sadece 2023 yılında Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan “cumhurbaşkanına hakaret” suçlamasıyla 6 bin 879 ayrı dava açtı. Türkiye'de hakaret yasaları, uzun zaman önce onur kırıcı ithamların caydırılması işlevini görmeyi bıraktı. Bu yasalar, gazetecileri, aktivistleri ve sıradan yurttaşları disipline etmek için sistematik bir sopa haline geldi ve siyasi iktidarla uyumlu mahkemeler ve polis tarafından bu şekilde uygulamaya konuldu. Nihai amaç, Türkiye yurttaşlarını siyasette özne olma ve ona müdahale etme hakkından mahrum bırakmaktı. Güç, sınıf ve ifade özgürlüğü Die Welt'in ifşa ettiği skandalın göz ardı edilemeyecek bir sınıf boyutu da var. Siyasi figürler ve sermaye, zengin hukuk firmalarına, polis gücüne ve yargı sopasına erişebilirken, sıradan vatandaşlar erişemiyor. Bu da otoriterleşmeye ve ifade özgürlüğünün bastırılmasına sebep olan kaçınılmaz bir eğilime yol açıyor. Sonuç 2026 yılının ilk günlerinde ortaya çıkan tablo, Almanya’da online ifade özgürlüğüne ilişkin açılan davaların geçici bir uygulama olmadığını, kalıcı bir yargı pratiğine dönüşme eğilimi taşıdığını gösteriyor. Hukuk çevrelerinde, bu davaların 2026 yılında da benzer biçimde devam edip etmeyeceği tartışılırken, özellikle orantılılık ilkesi ve anayasal haklara yönelik yargısal denetimin zayıfladığına dikkat çekiliyor. Uzmanlara göre, siyaset ve yargının bu alandaki yaklaşımı, Almanya’da dijital kamusal alanın ne ölçüde özgür kalacağını belirleyecek. 2026’nın ifade özgürlüğü açısından bir düzeltme yılı mı, yoksa daha dar bir hukuki çerçevenin başlangıcı mı olacağı ise önümüzdeki süreçte netlik kazanacak. 1 (1)    https://www.welt.de/politik/deutschland/article6931d59611f914c89b853254/vorwurf-politiker-beleidigung-hunderte-strafantraege-merz-ausuferndes-agieren-in-eigener-sache.html