Mücadeleyi birleştirmek

Dr. Dilek BULUT Siz de 2025 yılına dönüp baktığınızda şiddetin yaşamımızı nasıl kuşattığını hissediyor musunuz? 2025 aile yılında (!) her boyutuyla yükselen şiddet derin yoksullukla yakından ilgilidir. Yoksulluk yalnızca gelir eksikliği değil; iktidar ilişkileri tarafından yeniden üretilen bir tahakküm biçimidir. Yoksulluk, güçsüzleştirme pratikleriyle birleştiğinde ise yapısal şiddetin kurumsallaşmış bir biçimine dönüşür. Türkiye’de yapısal şiddet iktidar eliyle; kurumlar, politikalar, söylemler ve gündelik hayat pratikleri aracılığıyla kurulurken, hukuk tanımayan uygulamalarla meşrulaşıyor. “Yapısal şiddet” 1 ; İnsanların sağlık, eğitim, barınma ve beslenme gibi temel haklara erişememesi nedeniyle sistem içinde yeniden üretilen şiddettir. Ekonomik kriz, enflasyon ve güvencesiz istihdamla birlikte halkın büyük bir çoğunluğu yoksullaşırken şiddet de doğru orantı olarak artar. Temel yaşam kaynaklarının sistematik biçimde sınırlanması, insan hayatını “usul usul eksilten” bir şiddettir. Derin yoksulluk kadınlar açısından düşük ücret, güvencesiz istihdam ve hane içinde görünmeyen ücretsiz bakım emeği yükü ve çifte emek sömürüsü anlamına gelirken, yoksullaşan kadının ekonomik bağımlılığı artar ve patriyarkal şiddet döngüsüne neden olarak şiddet katlanır. Yoksulluk aynı zamanda kültürel ve sosyal sermaye yoksunluğu yoluyla yeni kuşaklara aktarılarak derinleşerek devam eder 2 . Eğitimden yoksun bırakmak yapısal şiddetin önemli bir boyutudur. Hak kayıpları ile sağlıklı beslenme ve konut koşullarından mahrum bırakılarak, sağlık hizmetlerine erişim eksikliği, nitelikli eğitime erişimde büyük engellerle, çocuk işçiliği ve erken yaşta evliliklerle çocukların gelecekteki yaşamı ellerinden alarak şiddetti üretir. YAPISAL ŞİDDET Çocukların bilimsel, laik, kamusal, anadilinde eğitim olanaklarından yoksun bırakılması; kız çocuklarının eğitimin dışında kalması, zihinlerinin tarikat cemaatlerin elinde hurafelerle doldurulması, MESEM’lerde, merdiven altı işletmelerde makinelere saçını, kolunu kaptırması, yüksekten düşerek yaşamını yitirmesi, çocuk emeğinin sömürüsü yapısal şiddettir. Rojin’in katilinin, katillerinin adli tıp raporlarına rağmen bulunamaması, toplumun bir “intihar” yalanına inandırılmaya çalışılması, Narin’in küçük bedeninin, bir “dost” aşiretteki ailelerin söz birliği ve suskunluğu içinde kaybolması şiddettir. Anayasada yer alan, her biri kadınların mücadelesiyle kazanılmış boşanma, nafaka, miras, soyadı gibi haklara; yaşamda bizi eşit yurttaşlar haline getiren laik düzene yönelik saldırılar 6284’ün etkin uygulanmaması şiddettir. Şiddeti bir taraftan hukuk araçsallaştırarak, halkı yoksullaştırarak, kazanılmış haklara saldırı ile üreten rejim, diğer taraftan da onu gizleme çabasındadır. Oysa şiddet ne olağandır ne de münferittir. Şiddet katmalı iktidar ilişkilerinin sonucu oluşan görünür ve sistematik bir hal almıştır. EŞİK Platformu’nun 2020’dan bu yana yayımladığı basın açıklamalarının başlıklarına bakarsanız; kadınlara, LGBTİ+’lara, çocuklara, eğitime ve insan haklarına, laik hukuk sistemine yönelik saldırıların nasıl sistemli biçimde sürdüğü ve kadınların buna karşı nasıl bir mücadele hattı ördüğü görülebilirsiniz. KCDP Platformu verileri, bu ülkedeki şiddetin boyutunu ve kaynağını gösteren toplumsal utanç belgesi olarak kayıtlara geçmektedir. O kayıtlardaki her bir sayı; biziz, hepimiziz. TEK YOL VAR Siyasal İslam’ın kuşatması altındaki ataerkil, neoliberal ve muhafazakâr iktidarın yapısal, kurumsal ve ideolojik mekanizmalarını ifşa etmek; yaşamımıza yansıyan her türlü şiddeti ayrıştırmadan bir araya düşünmek ve mücadeleyi ortaklaştırmak bugün hepimizin önündeki en temel görevdir. Yaşadıklarımızın faili yapısal şiddeti üreten ataerkil, neoliberal, otoriter-muhafazakâr sistem ve onu siyasal İslam ajanda doğrultusunda uygulayanlardır. 2026 yılı gelirken her alanda bizi kuşatan yapısal şiddete karşı birleşik mücadele hepimiz için tek yoldur. 1 Johan Galtung 2 Pierre Bourdieu