Asena Yatağan - Güney Kıbrıs Rum Yönetimi (GKRY), dün itibarıyla Avrupa Birliği (AB) Konseyi Başkanlığı görevini 30 Haziran 2026’ya kadar 6 ay süreyle devraldı. Dönem başkanlığının sloganını “Özerk Bir Birlik, Dünyaya Açık” olarak belirleyen GKRY’nin dönem başkanlığı programında ise 5 ana hedef öne çıktı. Bu hedefler; AB’nin stratejik özerkliğinin güçlendirilmesi, güvenlik ve savunma alanlarında hazırlık ve dayanıklılığın artırılması, Birliğin rekabet gücünün yükseltilmesi, AB içinde dayanışma ve kapsayıcılığın güçlendirilmesi ile Birliğin küresel ortamda daha etkin bir rol üstlenmesi olarak sıralandı. Programda, Türkiye’nin aday ülke statüsünü koruduğu, AB ile ilişkilerinin AB Konseyi’nin belirlediği mevcut çerçeve ve koşullar doğrultusunda sürdürüleceği vurgulandı. Türkiye, Kıbrıs Cumhuriyeti’nin 1963’te iki toplumlu yapısının fiilen sona erdiği gerekçesiyle GKRY’yi ayrı bir devlet olarak tanımıyor. GKRY’nin dönem başkanlığının Türkiye-AB ilişkilerinin seyrini etkileyip etkilemeyeceği tartışılırken, son dönemde güvenlik kaygısıyla Türkiye ile askeri ve savunma alanında işbirliğini geliştirmek isteyen AB’nin, Türkiye’nin SAFE’e katılımına karşı çıkan GKRY’nin kendi önceliklerini birliğin çıkarlarının önünde tutma olasılığı endişesi yaşadığı görülüyor. Uzmanlar bu çerçevede, GKRY’nin AB Konseyi Dönem Başkanlık sürecini Milliyet’e değerlendirdi. ‘Baskılar artabilir’ Emeritus Prof. İlter Turan, “6 aylık süreçten en sağlam beklentinin hiçbir şey beklememek” olduğunu belirterek, “Güney Kıbrıs Rum Yönetimi, her ne kadar diplomasinin gereklerini yerine getiriyor gibi görünse de esas itibarıyla, adada bir Türk varlığını istemiyor ve adanın tamamında hâkimiyet kurmayı arzuluyor. Bu nedenle AB de şu ana kadar kendi üyesinin benimsediği çizgiyi desteklemeyi, farklı bir düşünce ifade etmeye kıyasla daha uygun buldu” dedi. Turan, “AB’den dışarı sızan haberlere göre AB, yavaş yavaş Yunanistan-Güney Kıbrıs Rum Yönetimi ikilisinin AB’ye dayattığı şartlardan bıkmaya başlamış. GKRY’nin başkanlık ettiği dönemde, diğer Avrupa ülkelerinin de Türkiye ile ilişkilerin iyileştirilmesi konusunda bir talepte bulunacağını zannetmiyorum. Aksine, Türkiye üzerinde ‘Bir anlaşmaya varın, limanlarınızı Kıbrıs Rum Yönetimi’ne açın’ benzeri baskılar artacaktır” ifadelerini kullandı. ‘Ciddi etki yaratmaz’ İstanbul Bilgi Üniversitesi Öğretim Üyesi Emre Gönen de, GKRY’nin AB Konseyi Dönem Başkanlığı’nın, AB’de siyaseten ciddi bir etkisi olmasının mümkün olmadığını belirterek, “Daha önce de bu görevi üstlendi ve Türkiye açısından 6 ay boyunca kayda değer gelişme yaşanmadı. AB Dönem Başkanlığı önemli bir süreç gibi görünse de, bu, büyük ölçüde genel sekreterlik benzeri bir konum. Gündemin temel maddelerini bir şekilde yürütür ancak ciddi siyasi ağırlık yaratmaz. Özellikle Güney Kıbrıs gibi küçük ülkelerin, AB adına güçlü diplomatik etki oluşturacak kapasitesi yok. AB’nin kurumsal yapısı da bu durumu karmaşık hale getiriyor. Bir AB Başkanı, Komisyon Başkanı, Dış Politika Yüksek Temsilcisi ve ayrıca dönem başkanlığı var. Bu yapı içinde AB adına kimin konuştuğu zaman zaman belirsizleşebiliyor” diye konuştu. Türkiye açısından asıl sorunun, AB ile kurumsal ilişkilerin çalışmaması olduğunu vurgulayan Gönen, “AB içinde Türkiye’nin askeri anlamda önemli avantaj sağladığını düşünen ülkeler bulunsa da, Konsey’de oy birliği gerekliliği nedeniyle Yunanistan ve GKRY her zaman süreci kilitleyebiliyor. Bu nedenle ortaya tuhaf bir durum çıkıyor. Bir yandan üyelik müzakereleri sürecinin varlığından söz edilirken, diğer yandan ilişkiler fiilen kopmuş durumda. Gümrük Birliği’nin güncellenmesi ve üst düzey siyasi diyalog gibi başlıklar gündeme gelse de ilerleme sağlanamıyor. İkili görüşmeler yapılıyor, ancak AB ile Türkiye arasındaki kurumsal ilişkiler işlemiyor” dedi. Sadece teknik temas Başkent Üniversitesi Öğretim Üyesi ve Yeni Dünya Araştırmaları Merkezi Direktörü Prof. Hasan Ünal da, Türkiye’nin AB diye bir gündemi olmadığını savunarak, “Bu gündem tamamen yapay ve sanki varmış gibi ayakta tutulmaya çalışılıyor. AB’nin de bu konuyla ilgili bir ilgisi yok. Öte yandan, birkaç yıl sonra AB’nin gündemi bambaşka olacak. Şu anda iktidara gelmeyi bekleyen sistem dışı alternatif partilerin her biri Almanya’da, Fransa’da, Hollanda’da AB’ye kavramsal ve kurumsal olarak karşı partiler” değerlendirmesinde bulundu. Türkiye’nin AB ile tüm siyasi diyaloğu durdurduğunu açıkça bildirmesi gerektiğini belirten Ünal, “Kıbrıs ya da başka başlıklarla görüşme kapısının kapalı olduğu net şekilde ifade edilmeli. Kıbrıs Rum Kesimi’nin AB adına düzenleyeceği toplantılara üst düzey katılım sağlanmamalı, yalnızca ekonomi ve Gümrük Birliği ile ilgili alanlarda teknik düzeyde temas kurulmalı. Bunun dışındaki girişimler kabul edilmemeli. AB Troikası Türkiye ile görüşmek isterse, gündemin ne olduğu sorulmalı. Konu Gümrük Birliği ise teknik olarak ele alınmalı, Kıbrıs veya Doğu Akdeniz gibi başlıklarla gelinmesi halinde görüşme reddedilmeli. Türkiye, bu yaklaşımı 1997-1999 döneminde başarıyla uygulamıştı” ifadelerini kullandı.