Charles Dickens, Victoria dönemi Londra’sının sosyal yaşamını en iyi anlatan yazarlardan biri şüphesiz. Yoksulluk, sanayi devriminin ezici etkisi, çaresizliğin insanları sürüklediği yaşam koşulları ve bu koşullarla başa çıkma mücadelesi neredeyse bütün eserlerinde başrolde. Dickens, Londra’ya o kadar işlemiş ki yolda yürürken hemen her yerde gözünüze takılan mavi plakalarda adını görürsünüz. Marylebone’dan Fitzrovia’ya, Bloomsbury’den Hampstead tepelerine yaşadığı evler, müdavimi olduğu mekânlar o kadar fazladır ki artık bu iş şehir efsanesine dönmüştür. Dickens burada yemek yerdi, Dickens burada purosunu içerdi, Dickens karakterleri buralarda gezerdi diye diye koca şehir bir Dickens kültürü haritasına dönüşmüştür. Dickens’ın dokunmadığı mekân, oturmadığı pub yok gibidir merkez Londra’da. Yaşadığı sekiz evin çoğu bugün özel mülk. Ailesiyle sadece iki yılını geçirdiği 48 Doughty Street’teki ev ise 1925’ten bu yana müze. Dickens’ın evlendikten sonra 1837’de taşındığı ev aynı zamanda çocuklarının doğduğu yer. Kariyerinin zirvesine doğru tırmanışı burada gerçekleşmiş. Bugün Euston istasyonunda inip doğruca Russell Square’e yürüdüğünüzde bu öğrenci yoğun bölgenin eskiden olduğu gibi çok hareketli bir yer olduğunu göreceksiniz. Parkın köşesinde bir 19. yüzyıl anıtı gibi duran Fitzroy Oteli’nin yanından içeri girdiğinizde sokaklar daralır, yollar sizi Bloomsbury’ye çıkarır. Dickens’ın evi burada, “terraced house” adı verilen birbirine bitişik evlerin bulunduğu Doughty Street’te yer alan mütevazi bir şehir evi. Üç katlı, girişin altında bir mutfak alanı olan tipik bir Victoria dönemi evi bu. Kimi eşyalarıyla birlikte korunmuş. Mesela “Oliver Twist”i yazdığı masayı görebilirsiniz. Mütevazı bir masa, kalem ve kâğıt. Hepsi bu. Evdeki eşyalar çok sade, o dönem her evde bulunabilecek türden eşyalar. Yatak odasındaki masa üstü aynasına ise ayrı bir ilgi gösterdim. Bu küçük aynanın karşısına geçer, karakterlerini taklit eder, konuşturur kendini izlermiş. 100 yıl kadar sonra ben de bu aynada kendi yansımamı izledim. Her turist gibi elimde telefonla sağı solu görüntülemeye çalışırken Dickens’ı ve 19. yüzyıldaki dünyasını hayal ettim. Zamanın değiştirdiği ve değiştiremediği şeyleri düşündüm. Elimizde akıllı telefonlar var ama Dickens’ın anlattığı sefalet baki. Şu pencereden dışarı bakıp gelip geçen atlı arabaları görüyor, insanların seslerini dinliyor, geceleri şu mumun ışığında önündeki kâğıtlara hızla cümleler yazıyor ve ortaya “Oliver Twist” çıkıyor. Çocuk sömürüsü, yoksulluk, neredeyse kurumsallaşmış kötülük, bunların sonucunda sert mi sert bir hayatta kalma mücadelesini anlatan bu eser dönemin en yoksul, en sefil bölgelerinden Euston ve Kings Cross’un hemen kıyısındaki işte bu evde şu mumun ışığında yazıldı ve 1838’de yayınlandı. Yolunuz düşerse önce üçüncü kata yatak odasına çıkın, Dickens’ın aynasında boy gösterin, ardından bir kahve alıp kitaplarından birini okumak için girişteki kafede güzel bir köşe bulun.