2026’ya yönelik gerçekçi bir bakış: Güç, inisiyatif ve dönüşümün dinamikleri

Her yeni yıl, insanlık için umudun yenilendiği bir dönem olarak görülse de, gerçeklik geçmişle gelecek arasındaki güç mücadelesinin sürekli evriminde yatar. 2025 yılı, büyük güç rekabetinin yoğunlaştığı, çatışmaların derinleştiği ve teknolojik dönüşümün jeopolitik dengeleri yeniden şekillendirdiği bir yıl oldu. Avrupa’nın enerji ve güvenlik zorlukları, Avrupa Birliği’nin hantal yapısı, Rusya’nın sert güce dayalı kararlı tavrı, Çin’in ekonomik ve teknolojik yükselişi, sinsi ilerleyişi, ABD’nin Trump yönetimi altında pragmatik ve fırsatçı politikaları bizleri küresel bir sahnedeki savaş, ateşkes ve yaptırımlarla dolu ortamlara itti. Ukrayna-Rusya savaşı devam ederken, Orta Doğu’da İsrail-İran arasında Haziran 2025’te yaşanan 12 Günlük Savaş ve Gazze’deki kırılgan ateşkesler öne çıktı. Bu çalışma, klasik gerçekçilik perspektifinden hareketle, 2025 olaylarını analiz etmekte ve 2026 için umut ile gerçekçilik arasında bir denge kurmaktadır. John Mearsheimer’ın saldırgan gerçekçiliği, Henry Kissinger’ın güç dengesi vurgusu ve Klaus Schwab’ın Dördüncü Sanayi Devrimi kavramı gibi uzman görüşleriyle desteklenerek, aktif inisiyatif alan aktörlerin kazanımlar elde ettiği bir dünyada, liderlik ve planlamanın önemini vurgulamaktadır. Giriş: Yeni Yılın Sembolizmi ve Jeopolitik Gerçeklik Yeni yıl, umudun yeşerdiği bir çiçek gibi algılansa da, uluslararası ilişkilerde şimdiki zaman geçmişin mirası ile geleceğin potansiyelinin sahaya yansımasıdır. Klasik gerçekçi Hans Morgenthau’nun belirttiği gibi, siyaset insan doğasının nesnel yasalarına dayanır ve güç kavramı etrafında döner. 2025’te bu gerçeklik, büyük güçlerin rekabetinde somutlaştı: Aktörler inisiyatif alarak kazanımlar elde ederken, pasif kalanlar geride kaldı. John Mearsheimer, “Büyük Güç Siyasetinin Trajedisi” (The Tragedy of Great Power Politics) adlı eserinde, büyük güçlerin göreli güçlerini maksimize etme eğiliminde olduğunu vurgular: “Büyük güçler, güvenliklerini sağlamanın en iyi yolunun şimdi hegemonya kurmak ve böylece başka bir büyük gücün meydan okuma olasılığını ortadan kaldırmak olduğunu kabul ederler.” Bu bakış, 2025’in olaylarını açıklamakta anahtardır. 2025’in Ana Jeopolitik Olayları 2025, Trump’ın ikinci döneminin başlangıcıyla küresel ittifakları sarsan bir yıldı. ABD; 1) Ukrayna’ya istihbarat, silah ve maddi destek paylaşımını durdurarak Avrupa’yı zor durumda bıraktı ve 2) İsrail ile birlikte İran’ın nükleer tesislerine Haziran’da saldırı düzenledi; bilinen adıyla “12 Gün Savaşı”. Bu çatışma, İran’ın bölgesel etkisini zayıflattı, ancak nükleer programını tamamen yok edemedi. Gazze’de kırılgan ateşkesler sağlandı, Suriye’de Esad rejiminin çöküşü İran ve Rusya’nın etkisini azalttı. Ukrayna savaşı devam etti. Rusya sınırlı ilerlemeler kaydederken, Ukrayna drone saldırılarıyla karşılık verdi. Trump, işaret ettiği barış anlaşmalarıyla “barış yapıcı” imajı çizdi, ancak Ukrayna’da kalıcı çözüm sağlanamadı. Çin, nadir toprak elementleri ihracatını kısıtlayarak jeoekonomik gücünü kullandı. Henry Kissinger’ın sözleriyle: “Güç, en büyük afrodizyaktır.” 2025’te güç, yaptırımlar, saldırılar ve ekonomik kısıtlamalarla kendini gösterdi. Zbigniew Brzezinski’nin “Büyük satranç tahtası”nda vurguladığı gibi, Avrasya’daki güç dengesi ABD’nin önceliğiydi ve Trump yönetimi bunu pragmatik hamlelerle sürdürdü. Gerçekçilik Perspektifinden Analiz: Güç ve İnisiyatif Gerçekçilik, uluslararası sistemin anarşik yapısında devletlerin hayatta kalma için güç arayışını merkeze alır. Mearsheimer’ın saldırgan realizmine göre, devletler inisiyatif alıp saldıran güç maksimizasyonuyla hareket ederler. 2025’te Rusya’nın Ukrayna’daki kararlılığı, İsrail’in İran’a karşı hamleleri ve Çin’in tedarik zinciri silahlandırması bunu doğruladı. Kissinger, “Dünya Düzeni”nde belirtir: “Tarih öğrenimi, doğrudan uygulanabilecek bir talimat kılavuzu sunmaz, ancak olayların karmaşıklığına dair bir sezgi geliştirmelidir.” 2025’in olayları, vicdan ve sokaklardaki tepkilere rağmen, kazananların inisiyatif alanların kazandığını gösterdi. Pasif aktörler (örneğin Avrupa’nın NATO bağımlılığı) zorluklar yaşadı. Orta ölçekli güçler kendi iç dinamiklerine yeni tarih algısı yaratmakla ilgilendi. Graham Allison’ın “Savaşa Mahkum”ndaki Thucydides Tuzağı, ABD-Çin rekabetini açıklar: Yükselen güç (Çin) ile hâkim güç (ABD) arasında meydan okuma seansları kaçınılmazdır. Bu manada 2025’te doğrudan savaş yerine jeoekonomik araçlar kullanıldı. Birbirlerine karşı savaş ilan etmeseler de savaşın sıcaklığını yaratacaklar, bu potansiyeli yaratmakla meşguller. Dördüncü Sanayi Devrimi ve Gelecek Dinamikleri Klaus Schwab, “Dördüncü Sanayi Devrimi”nde uyarır: “Değişimler o kadar köklü ki, insanlık tarihi açısından bakıldığında, daha büyük bir umut veya potansiyel tehlike dönemi hiç yaşanmamıştır.” Yapay zekâ (AI), biyoteknoloji ve kuantum hesaplama, jeopolitiği dönüştürüyor. 2025’te AI, askeri ve ekonomik üstünlük için kullanıldı; 2026’da bu, görünmeyen sahnede büyük oyuncuların kazanımlarını artıracak. İklim değişikliği ve uzay yarışması gibi faktörler, çok değişkenli etkileşimlerle dünya savaşını andıran dinamikler yaratır. Gerçekçilik, savaşın kendi dinamikleriyle ortaya çıktığını söyler, nükleer tehditler gibi. 2026 ve Ötesi İçin Beklentiler 2026, iki kutuplu dünya görüşlerinin konsolidasyonu: Tarifeler, AI jeopolitiği ve kritik mineraller rekabeti yoğunlaşacak. Trump’ın politikaları kırılgan ateşkesleri test edecek, Ukrayna ve Orta Doğu’da gerilimler devam edebilir. İsrail Başbakanı Netanyahu, Doğu Akdeniz’de daha fazla inisiyatif almaya başladı bile. Raporlara göre (CFR vb.), jeopolitik volatilite sürecek; fırsatlar inisiyatif alanlarda. Mearsheimer’ın uyarısı: Rekabet kaçınılmaz. Ancak umut, küçük kazanımlarda ve iç politikaları koruyanlarda yatıyor. Schwab’ın iyimserliğiyle: Devrim, doğru yönetilirse yeni bir rönesans getirir. 2026 yılına girerken, küresel manzara yönetilen istikrarsızlık ile karakterize ediliyor: Kırılgan ateşkesler, yoğun jeoekonomik rekabet ve teknolojik dönüşüm baskısı altında. Sorunlar bilindiği üzere devam edecek; yeni ortaya çıkacak konular ise mevcut dinamiklerin derinleşmesiyle şekillenecek. Aşağıda, kısa (2026), orta (2027-2030) ve uzun vade (2030+) için ana beklentileri ve ortaya çıkabilecek sorunları gerçekçi bir perspektiften özetliyorum. •    Kısa Vade (2026): Kırılgan Ateşkesler ve Jeoekonomik Baskılar 2026, 2025’in mirası olan kırılgan dengelerin test edileceği bir yıl olacak. Trump yönetiminin pragmatik yaklaşımı ateşkesleri korusa da, inisiyatif alan aktörler (özellikle ABD ve İsrail) kazanımlarını pekiştirecek. Umut, diplomatik girişimlerde yatıyor ancak gerçekçilik baskın. Ana Beklentiler: •    Ticaret savaşlarının normalleşmesi: Trump’ın tarifeleri ve Çin’le geçici ateşkes devam edecek, ancak yeni kısıtlamalar (nadir topraklar, AI çipleri) gelecek. •    Orta Doğu’da gerilim: Gazze ve Lübnan ateşkesleri kırılgan; İran’ın toparlanmasıyla yeni çatışmalar mümkün. İsrail, Doğu Akdeniz’de aktif. İbrahim Anlaşmaları yine konumuz. •    Ukrayna’da donmuş çatışma: Müzakereler ilerleyecek ancak kalıcı barış zor. •    AI ve teknoloji rekabeti: Ulusal AI stratejileri ve siber çatışmalar artacak. Ortaya Çıkabilecek Sorunlar: •    Tarife dalgalarının enflasyon ve tedarik zinciri etkisi. •    Orta Doğu’da ateşkes ihlalleri (Gazze’de yeniden savaş riski, İran’la gerilim). •    Ukrayna’da enerji altyapısına saldırılar ve kış krizi. •    AI kaynaklı pazar parçalanması ve siber saldırılar. •    Kritik mineraller rekabeti (Çin kısıtlamaları). •    İklim olaylarının ekonomik maliyeti (sel, kuraklık). •    Orta Vade (2027-2030): Kutupların Belirginleşmesi Bu dönemde, en az iki kutup dünya yerleşmek isteyecek: ABD-Çin rekabeti jeoekonomik araçlarla yoğunlaşacak. Avrupa ise bir stratejik özerklik arayacak. Teknolojik ayrışma (AI, kuantum) kalıcı hale gelecek; iklim değişikliği baskısı artacak. Ana Beklentiler: •    Ticaret bloklarının oluşması: Arkadaştan destek alma (friend-shoring) ve bölgesel ittifaklar. •    Nükleer silahlanma riski: Yeni START’ın sona ermesiyle kontrolsüz yayılma. •    Orta Doğu’da yeni dengeler: İran’ın toparlanması veya yeni çatışma arayışları. İsrail’in bölgedeki enerji kaynakları, küresel ticaret yollarında ve küresel finansta gelişimi. •    Ukrayna sonrası Avrupa güvenliği: Avrupa ortak ordusu. •    AI’nin askeri ve ekonomik üstünlük aracı olması. Ortaya Çıkabilecek Sorunlar: •    Thucydides Tuzağı: ABD-Çin meydan okumalar ve doğrudan çatışma riski (Tayvan Boğazı ve/veya Güney Çin Denizi). •    Enerji ve gıda krizleri: İklim krizi ve bunun yol açtığı jeopolitik şoklar. •    Siber ve hibrit savaşlar: AI destekli dezenformasyon ve saldırılar. •    Göç dalgaları: Çatışma ve iklim kaynaklı. Batı ülkeleri sert tedbirler alacak. •    Ekonomik yavaşlama: Borç krizleri ve ticaret bölünmesi (fragmentasyonu). •    Nükleer parçalanma (proliferasyon): Yeni aktörler (örneğin Güney Kore, Japonya vb.). •    Uzun Vade (2030+): Yapısal Dönüşümler ve Sistemik Riskler Uzun vadede, Dördüncü Sanayi Devrimi’nin ortasında olacağız: AI, biyoteknoloji ve uzay rekabeti gücü yeniden tanımlayacak. İklim değişikliği baskın tehdit olacak; iki veya çok kutuplu dünya kalıcı hale gelecek. Ana Beklentiler: •    Teknolojik hegemoni mücadelesi: AI süper güçleri (ABD-Çin) dünyayı şekillendirecek. •    İklim göçü ve kaynak savaşları: Su, gıda ve mineraller çatışmaları. •    Uzay ve siber alanların militarizasyonu. •    Demografik değişimler: Yaşlanan toplumlar ve göç dinamikleri. •    Yeni küresel düzen: BRICS+ gibi blokların yükselişi. Ortaya Çıkabilecek Sorunlar: •    Çevresel çöküş: Buzulların erimesi, orman kaybı (tipping points). •    Biyoteknolojik riskler: Tasarlanmış pandemiler veya genetik silahlar. •    AI kaynaklı işsizlik ve eşitsizlik. •    Uzay çatışmaları: Uydu savaşları ve kaynak rekabeti. •    Nükleer veya büyük güç savaşı riski: Kontrolsüz yayılma. •    Küresel yönetişim krizi: Çok taraflı (multilateral) kurumların çöküşü. Sonuç Dünya dönmeye devam edecek; bazıları fırsatları değerlendirirken, diğerleri geride kalacak. 2026 umutla gerçekçilik arasında bir geçiş yılı olacak: Aktif inisiyatif alanlar (liderlik, planlama, adaptasyon) kazanımları koruyacak. Sorunlar bilindiği gibi derinleşecek; fırsatlar ise küçük kazanımlarda ve iç dayanıklılıkta yatıyor. İnsanlık büyük iddialarla dolu, ancak güç ve adaptasyon belirleyici olacak. Brzezinski’nin dediği gibi, büyük güç davranışının önceden belirlenmediği konusunda: Liderlik ve planlama belirleyici. İnsanlık büyük iddialarla dolu, ancak gerçekçilik bize hatırlatır: Güç, inisiyatif ve adaptasyon kazananları belirler. Türkiye ne durumda? Yukarıya dünya bağlamında olan beklentileri yazdım, ki buna göre bir plan yapılabilsin. En azından şunu söylemek bir görev: Gerçekçi jeopolitik beklentileri tespitle işe başlamak şart. Stratejiyi belirlerken ekonomiden sosyo-politik konulara, seçime, dış politikadaki dengelere iyi bakmak gerekir. 2026, umutla gerçekçilik arasında bir yıl olsun. Kaynaklar •    Chatham House, GZERO Media, Council on Foreign Relations raporları (2025-2026). •    Mearsheimer, J. J. (2001). The Tragedy of Great Power Politics. •    Kissinger, H. (2014). World Order. •    Schwab, K. (2016). The Fourth Industrial Revolution. •    Brzezinski, Z. (1997). The Grand Chessboard. *Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir. 2026 güç inisiyatif dönüşüm dinamikleri Gürsel Tokmakoğlu, Independent Türkçe için yazdı Gürsel Tokmakoğlu Cuma, Ocak 2, 2026 - 09:00 Main image:

Fotoğraf: AA/Abdalhkem Abu Riash

TÜRKİYE'DEN SESLER Type: news SEO Title: 2026’ya yönelik gerçekçi bir bakış: Güç, inisiyatif ve dönüşümün dinamikleri copyright Independentturkish: