İsviçre çakısı

İsviçre’de ünlü bir kayak merkezinde bir barda çıkan ve kırkın üstünde kişinin ölümüyle sonuçlanan yangın değil konumuz. Bugünlerin her işi gören İsviçre çakısının adı IŞİD… Ama hepimiz gibi, Crans Montana’daki yangınlı katliamın bir terör saldırısından kaynaklanmadığını ısrarla vurgulayan yetkililer de, muhtemelen Bolu Kartalkaya’yı hatırlamışlardır… Haberlere göre barda bir şampanya şişesinin üstüne doğum günü mumu yakılmış. Her yer ahşapmış ve çıkış yolları, koridorları, merdivenleri daracıkmış! İsviçre’de insan yaşamına Türkiye’den daha fazla değer verilmiyor olması, Le Constellation barı ile Grand Kanyon otelini artık kardeş kuruluşlar haline getirmiştir! Batı’da kimi stratejik aklı evveller “bari IŞİD saldırısı olsaydı” diye düşünmüşse, doğrusu şaşırmam. Ne de olsa cihatçılığın yeniden parlamasından fayda umulan günlerden geçiyoruz. IŞİD’in nereden çıktığı çok konuşuldu. Emperyalizmin antikomünist, anti-Sovyet yeşil kuşak operasyonu işlevini tamamladıktan sonra, İslamcılık bu kez yine emperyalizmin “medeniyetler savaşında” işe alınmıştı. Arada kısmi kontrolsüzlükler yaşanması eşyanın tabiatına uygundur; sonuçta siyaset komplo teorisini içerse de, esasen güç mücadelesidir. Aktörler kendilerine biçilen kostümlerden dışarı taşabilirler zaman zaman. Örneğin Irak’ın işgalinden sonra direnişin islami renklere bürünmesine, aynı anlama gelmek üzere, İslamcılığın emperyalistlerin canını bir süreliğine sıkabilmesine tanık olunmuştu. Ama genel olarak dinci gericilik, özel olarak IŞİD bir İsviçre çakısıdır. Şişe açar, kâğıt keser, vida takar, tırnak törpüler! IŞİD de emperyalizm adına Ortadoğu’yu hallaç pamuğu gibi attı. ABD’nin müdahaleleri için taze gerekçe oldu. Rojava’da iktidara gelen Kürt hareketi, Batı tarafından desteklenmesini IŞİD tehlikesine borçludur. Suriye’de 2024 Aralık ayında son bulan, o geçici ve ölümcül denge yıllarında IŞİD bir hapishane olgusuna dönüştü. O koşullarda bile körelmedi, iş görmeye devam etti. Zindanın kilidinin kimde olacağı tartışması da Suriye Demokratik Güçleri’ni meşrulaştırmaya yaradı. Şam’daki HTŞ iktidarının ise hangi geçmişten kopması gerektiğinin canlı modeliydi IŞİD. IŞİD hapishane dışında da birtakım şeyler yapmalıydı ki, geçmişte kalmadığı, temsil ettiği tehdidin güncel olduğu gösterilebilsin. Geçtiğimiz Aralık ayı ortasında iki Amerikan askeri ve bir sivil Palmira’da boşa ölmediler. Canlı bomba saldırısı “IŞİD’le kim baş edecek ihalesinin” açılışıdır. Saldırganın HTŞ ordusuyla bağlantısı açıktı. Tam da SDG’nin HTŞ’ye entagrasyonu tartışılıyordu… Ek olarak Suriye’de etnik kavgalar varsa ve sürecekse, dikkatlerin Şam veya Tel Aviv’den ziyade IŞİD bağlantılarına çekilmesi çok faydalı olacaktı... Türkiye’deki IŞİD örgütlenmesinin istihbarata havale edilemeyecek kadar aleni olduğunu biliyoruz. Emperyalist Türkiye’nin kuruculuğuna soyunan AKP’nin, Amerikalı ağababalarından aşağı kalmaması gerekirdi. Artık büyük politikacıların çok amaçlı çakısı mı, alelade bir hırsızın maymuncuğu mu olduğu belirsizleşse de, Türkiye’deki IŞİD örgütlenmesi geçmiş dönemlerde sahaya çok sürüldü. Bugünlerde ise IŞİD bir rekabet kızıştırıcısıdır. Kürt sorununun çözümünü din kardeşliğinde aramakla birlikte, Ortadoğu’nun en laik hareketi ilan edilen Apocu Kürt siyasetinin Suriye’deki mevzilerine “cihatçılığa geçit yok” pankartları asılmaktadır. Ankara bu gelişmenin seyirciliğiyle yetinemezdi. Yeni yıl yaklaşıyordu, demek ki, IŞİD üyelerinin kayıtlarda yazan ikametgâh adreslerinden toplanması için mevsim koşulları uygundu. Cihatçı denince, beklenti zaten Noel-Yılbaşı arasında orayı burayı patlatmaları oluyor. AKP iktidarı büyük operasyonlarıyla buna engel olacaktı işte… Dönüp Okyanus ötesine “PYD’yi alma beni al” demek üzere. Operasyonun bir de bonusu olacaktı. Bu ortamda laik kesimler de yeni yıl kutlamaktan cayarlardı herhalde! Bonus büyük ölçüde tuttu. Ama ne var ki, Yalova’da bu AKP tasarımına kan sıçradı! Daha doğrusu proje uçtu uçtu, bir fiyasko bataklığına düştü. Yandaş kanallarda ne şanlı öyküler anlatırlarsa anlatsınlar, resmin içinde emekliliği çoktan gelmiş bir polis memurunun cenazesi, yaralanan bir bekçi ve dahası var. Bunlar AKP’nin IŞİD öcüsünü başarıyla kullandığına yorulamaz. Hem IŞİD’i bir terör örgütü olarak bütün toplumun gündemine sokacaksın, hem de trafikte ehliyet sorarcasına mühimmat dolu evin kapısını çalacaksın! İsviçre çakısı, döndü AKP’ye battı… Batar tabii; çünkü AKP Türkiye’si emperyalisti oynamanın sınırına gelip dayanmıştır. Bir zamanlar Ortadoğu’ya “ılımlı İslam’ın” ilk örneğini sunan AKP artık ülkeyi yönetememektedir. Türkiye onun bunun dinamiklerine müdahale eden bir büyük güç değil, önüne gelenin müdahalesine karşı savunmasız bir çaresizlik ülkesine dönüşmektedir. Biri başkente kadar dron uçurur. Görünmez kazadır, uçak düşer. Kıbrıs’ta Rum çiftçiler tarım yapacağız diye traktörlerini kuzeye sürmek için tam bugünleri bulur. ABD de dalgasını geçer, Türkiye’deki vatandaşlarını “deprem olacak” diye uyarır… Hal böyleyken IŞİD emniyet güçlerine 6-7 saat direnmiş çok mu?