Göç yer değiştirme eylemidir. Farklı coğrafyalarda birbirinden değişik sonuçlara yol açabilen, toplumsal yaşamı ilgilendiren ve sosyal yapının tüm unsurlarıyla etkileşimli olarak kendi çerçevesini de oluşturan sonuçlar doğurmaktadır. Toplumların tarihsel süreçlerine bakıldığında göç, toplumsal ve ekonomik değişim ve toplumsal dönüşümlerin sonucudur. Sanayi Devrimi sonrası artan kitlesel yoksulluk karşısında refah devletinin yükselişiyle birlikte, günümüzde uygulanan neoliberal politikaların ulus kavramının yok edilmesiyle, sermayeye bağlı yönetim mekanizmalarının oluşturduğu antidemokratik kurgu, artık yoksulluğu yine en ağır şekilde uygulanmaya koymuştur. Kapitalist ekonominin sebep olduğu eşitsizlikler toplumu yoksullukta eşitlemiştir. Kapitalizm cinsiyet ayrımcılığını ve şiddeti kendi yararına kullanmakta, ırkçı ve dinci olmayan insanları insan sınıfının dışına çıkararak buradan çıkar maksimizasyonu gerçekleştirmektedir. İlk göç yolculuğu; toplumda yalnızlaştırılmış insanların, rasyonel bir bireymiş gibi davranması ve kendi insanlığını duyumsamak için toplumsal bir varlıkmış gibi davranma çelişkisinde kalmasıdır. Bu göç, insanları giderek kamusal yaşamdan çekilip bireysel alanlara kapatıyor. Bu tablo, toplumun genelinde yaygın bir yalnızlık hissi bırakırken siyasal davranışların da giderek daha öngörülemez duruma gelmesine yol açıyor. Benlik artık mülteci olmuştur. Şehirler, kasabalar, köyler, mahalleler ve apartmanlardaki insanların birbirlerinin hikâyesinden habersiz yaşayarak, adeta herkes kendi hücresinde cezasını çekiyor. Bu hücre cezasının kurumsallaştığı alanların başında futbol gelmektedir. Metalaştırılan futbol, sözüm ona endüstrileşti… Hâlbuki, sadece sermaye birikimini sağlayabilen bir kültür endüstrisi ürünü haline geldi. Bu nedenle de siyasetten mafyaya, uyuşturucudan bahisçiye, Cemaatten tüm çıkar gruplarının çekim alanına girdi. Kültür endüstrisi, insanlara başka bir hayat yaşatır. İnsanı aslında gereksinim duymayacağı ürünleriyle yanlış yönlendirir ve onları iktidarla bir araya getirip uzlaştırarak kapitalist tahakkümün yeniden üretimine yardımcı olur. Ve en tehlikesi, futbolun endüstrileşmesiyle ekonomik bir olgu haline gelmesi, futbol alanının manipülasyona açık olması ve kuralsız oluşumların eylemleri nedeniyle, kuralsızlığın konsilide edildiği test ve ikna alanı oldu. Tribünler uygulama alanına dönüştü. Bunun temelinde futbol popüler kültürün etkisine girerek araç haline geldi. İşte bu noktada futbol, popüler kültür enstrümanı olarak -tribünlerden başlayıp- toplumsal yapı içindeki kitleleri politik bir tavırla tahakküm altına aldı. Başta televizyon olmak üzere kitle iletişim araçları vasıtasıyla popüler kültür üretiminin etkili olması, insanın kendinden göçü tetikleyerek yalnızlaşmasını sağladı. Bunun tetikçileri de 100 kelimelik hafızaları olan sözüm ona yorumculardır Çünkü popüler kültür gündelik hayat pratiklerinden bağımsız olamaz. Popüler kültür kitle kültürünün bir parçası olmakla birlikte, ürettiği ticareti ve tüketimi amaçlayan işleviyle kapitalizmin bir aracı haline gelmiştir. O yüzden futbol takımları armayı reddedip logoya geçerek ticari ürün tanımına girmişlerdir. Armanın duygusal sadakati satın alınmıştır. Futbol artık araçtır. İçindeki uygulayıcıları olan federasyon başkanı başta olmak üzere başkanlar, antrenörler, futbolcular, menajerler ve yorumcular sistemden beslenen ve sisteme hizmet eden aparatlar haline gelmiştir. Hepsi icazet mekanizmasının ürünüdür. Taraftarlar da armadan logoya geçerek, tüketmeyi baştan kabul ettikleri ürünlerle, piyasayı kuşatan kültür endüstrisi içinde müşteri olmayı kabul etmiş oldular. Milyonlarca taraftarın kendi belliğinden göç etmesi bu sürecin içinde ikinci kez başlar. Çünkü daha önce, toplum içindeki etkileşim sayesinde siyasetin dayatmalarını kabul edip konsilide edilmişlerdi. Tek tip insan modeli olma baskısı, toplumun bir ferdi olan taraftarın hem politik baskının etkisiyle hem de taraftarlığı kaybedip müşteri kimliğine bürünmesiyle artık toplumsal çeşitliliği ve ayrımı kaybetmiştir. Sömürü mekanizması içindeki kendi benliğindeki göçü tamamlamış ve tahakküm altına girerek tek tip tüketici konumuna gelmiştir. Futbol, siyasetin yönettiği ve milyonlarca insanı sömüren modüllerden sadece birisidir.