Toplumla bütünleşmeyen kim?

Ülkemizde hukukun ne halde olduğunu anlamak için parlak yargı paketlerine, “Türkiye bir hukuk devletidir” cümlesini adeta bir telkin gibi yineleyerek kendini ve kamuoyunu ikna etmeye çalışan AKP adaletinin bakanının sözlerine ya da siyasilerin uzun nutuklarına bakmaya gerek yok. Bir kaç dosyaya bakmak kâfi, biri de Selçuk Kozağaçlı dosyası. Dosyaya baktığınızda adaletin nasıl eğilip büküldüğünü, hukukun nasıl siyasetin hizmetine sokulduğunu, infaz rejiminin nasıl bir cezalandırma makinesine dönüştürüldüğünü çıplak gözle görüyorsunuz. Selçuk Kozağaçlı on yıldır hapiste. Bu sürenin içinde, daha önce aynı suçlamalarla yattığı on dört ayı da eklediğinizde karşımıza takvimle ölçülemeyen bir mahpusluk çıkıyor. Bitti sanılan ceza yeniden başlıyor, kapı açılıyor ama kilit hemen ardından tekrar vuruluyor. Burada karşımıza çıkan şey yalnızca bir infaz pratiği değil, hukukun bilinçli olarak askıya alınması. Ceza infazı, yargılamanın devamı değil, iktidarın elinde ayrı bir baskı aracına dönüşmüş halde. Tahliye ediliyor, bir gün sonra yeniden tutuklanıyor. Üstelik aynı hâkim tarafından. Hukukta karşılığı olmayan bir işlemle özgürlük geri çekiliyor ve buna hukuk denmesi bekleniyor. Oysa bu durum infaz sürecinin mahkeme kararını aşan ve onu hükümsüzleştiren bir alana taşındığının açık resmi. Denetimli serbestlik hakkı kullandırılmıyor. Şartlı salıverilme aşamasında infaz hâkimliği kararıyla özgürlüğüne kavuşuyor, yirmi dört saat sonra yeniden cezaevine konuyor. Araya savcı, üst mahkeme, itiraz süreci girmeden. Bu tabloya hukuk denecekse ancak düşman ceza hukuku denebilir. Sonra sahneye idare ve gözlem kurulları çıkıyor. Ehliyeti tartışmalı, karar kriterleri belirsiz, hesap vermez yapılar. Bu kurulların kararları ne şeffaf ne de denetlenebilir. Hukuk devletinde kabul edilemeyecek ölçüde keyfi bir alan yaratılmış halde. Gelişim puanı denilen muğlak bir ölçütle insanın özgürlüğü tartılıyor. Kırk puanı geçemediği söyleniyor. Neden geçemediği sorulduğunda ise yanıt yok. Kurum kimliği almayı reddetmiş, kuyu tipi hapishanelere karşı açlık grevine katılmış. Yani itaat etmemiş. Şüphesiz bedeli ağır! Gerekçe tanıdık: “Toplumla bütünleşecek durumda değil.” Bu cümle son yıllarda infaz rejiminin sihirli anahtarı haline geldi. Peki, kimler toplumla bütünleşmiş sayılıyor? Birkaç gün önce 11. Yargı Paketi ile af edilip tahliye edilen ve akabinde hemen suç işleyenler mi? Eşini boğazlayanlar mı? Kovid affıyla çıkan ve yeni dosyalarla karşımıza çıkanlar mı?  Soma’da üç yüz bir işçinin ölümünden sorumlu olan ve şimdi Maslak’taki kulesinde yaşayanlar mı? Havalimanı katliamı dosyasında sanık olup infaz süresi doldu denilerek salıverilenler mi? IŞİD bağlantılı eli kanlı katiller mi? Onlar bütünleşiyor, Selçuk Kozağaçlı bütünleşemiyor! Oysa gerçek tam tersi. Örgüt yöneticisi olduğu iddiasıyla hüküm giydi fakat hükmün dayanağı gizli tanıdıklar pardon, tanıklar, dava dosyasına giren sahte bir CD… Ezcümle bilindik usuller. Selçuk Kozağaçlı toplumu bütünleştiren bir hukukçu. Pişmanlık dayatmasına boyun eğmediği için cezalandırılıyor. Sistem tam da bunu istiyor. İtaat eden serbest, direnen içeride. Bu sınıfsal ve siyasal bir tercih. İnfaz kurumları, denetimli serbestlik ve şartlı salıverilme mekanizmaları bugün fiilen yargılama yapan yapılar haline geldi. Mahkeme kararının yanına ikinci bir ceza ekleniyor. Özgürlükten yoksun bırakma, zorla alıkoyma sıradanlaşıyor. Siyasal iktidarın hukuku zulmün gerekçesine dönüşüyor. TOPLUMU SAVUNAN TUTSAK Kozağaçlı’nın özgürlüğünü savunmak bir kişiyi savunmakla sınırlı değil. Bu düzenin kime hizmet ettiğini, kimden korktuğunu görmekle ilgili. Ben suça batmış bir iktidar olsam, bittabi Selçuk Kozağaçlı gibi bir hukukçudan korkardım. Onlar da korkuyor. Çünkü O içerideyken bile hukuku rafa kaldıranları rahatsız etmeye devam ediyor. Toplumla bütünleşme ölçütü ters yüz edilmiş durumda. Toplumu parçalayanlar serbest, toplumu savunanlar tutsak. İşte bu yüzden Kozağaçlı dosyası bir eşik ve bu eşikte durup bakmak gerekiyor. Çünkü adaletin neye dönüştüğünü en açık haliyle burada görüyoruz. Bu dosya bize şunu söylüyor: Mesele tek tek kişiler değil, itiraz eden herkesin geleceği. Bugün Selçuk Kozağaçlı’ya uygulanan bu infaz hukuksuzluğu yarın başka bir muhalife yöneltilecek. O yüzden bu dosyaya bakmak bir vicdan meselesi değil, doğrudan siyasal ve toplumsal bir sorumluluktur.