Avrupa kıtası, 21. yüzyılın ilk çeyreğini geride bırakırken kendisini daha önce hiç deneyimlemediği kadar karmaşık ve eş zamanlı şokların ortasında buldu. Savaşın kalıcı bir gerçeklik olarak topraklarına geri dönmesi, teknolojik devrimin yarattığı belirsizlik ve küresel güç rekabetinde arada kalmışlık hissi, kıta kamuoyunun psikolojisini derinden sarsıyor. Cluster17 tarafından yürütülen ve Le Grand Continent tarafından yayımlanan ‘Eurobazooka’ serisinin son çalışması olan Avrupa Kamuoyu Barometresi (Aralık 2025) dokuz Avrupa ülkesinde 9 binden fazla kişiyle yapılan görüşmeler ışığında, değişim içindeki bir kıtanın korkularını ve derinleşen özgüvensizliğini tüm çıplaklığıyla ortaya koyuyor. Bence bu tablonun en çarpıcı yanı, Avrupalıların sadece dış tehditlerden korkması değil; bu tehditlerle tek başlarına başa çıkabileceklerine dair inançlarını neredeyse tamamen kaybetmiş olmalarıdır. Savaşın Gölgesinde Bir Kıta ve Rusya Fobisi Avrupa kamuoyu için artık "savaş" teorik bir ihtimal değil, kapıda bekleyen bir kâbus. Ankete katılanların yüzde 51’i, önümüzdeki yıllarda Rusya ile açık bir savaş riskini "yüksek" görüyor. Bu oran, Moskova’ya komşu olan Polonya’da yüzde 77 gibi dramatik bir seviyeye çıkarken, cepheden uzaklaştıkça (İtalya’da %34) düşse de genel eğilim değişmiyor: Avrupa artık bir "güvenlik bunalımı" yaşıyor. Ancak asıl endişe verici olan, bu tehdit algısına eşlik eden askeri kapasite yetersizliği hissiyatı. Avrupalıların üçte ikisi (%69), ülkelerinin Rus saldırganlığına karşı kendisini askeri olarak savunamayacağına inanıyor. Portekiz, İtalya ve Belçika gibi ülkelerde bu güvensizlik oranı %80’i aşıyor. Bu durum, yıllarca "yumuşak güç" olmayı bir kimlik olarak benimseyen Avrupa'nın, sert güç dünyasına hazırlıksız yakalanmasının yarattığı toplumsal bir travma. Gözlemlerime göre, Avrupalıların Rusya'yı tek ve en büyük tehdit olarak görmesi, diğer aktörlere bakışlarını da yumuşatıyor. Örneğin Çin ile savaş riski sadece yüzde 15, ABD ile ise yüzde 10 seviyesinde algılanıyor. Rusya Avrupa zihninde tekil devletlerarası tehdit olarak öne çıkarken, terör günlük güvenlik algısında önceliğini koruyor. Donald Trump: Avrupa’nın "Düşmanı" mı? Kıtanın güvenlik şemsiyesi olan ABD ile ilişkilerde ise tam bir paradoks yaşanıyor. Avrupalıların yüzde 48’i Donald Trump’ı artık "Avrupa’nın düşmanı" olarak kodluyor. Bu oran son aylarda istikrarlı bir şekilde artış gösteriyor. Özellikle Belçika ve Fransa gibi ülkelerde Trump’a yönelik reddediş %60’lara dayanıyor. Bence bu tabloyu şöyle yorumlamak gerekir: Avrupalılar "adam" ile "güç" arasında net bir ayrım yapmaya başladı. Trump’tan nefret ediyorlar ancak Washington ile köprüleri atmaya da korkuyorlar. Ankete katılanların yüzde 48’i, ABD hükümetiyle bir şekilde "uzlaşma" yolunun aranması gerektiğini savunuyor; cepheden karşı karşıya gelmeyi isteyenlerin oranı ise yüzde 33’te kalıyor. Rusya tehdidi bu kadar yakındayken, Trump ne kadar "düşman" görülürse görülsün, transatlantik bağ hâlâ bir stratejik zorunluluk olarak algılanmaya devam ediyor. Teknoloji ve Modernite: Hayranlık ile Dehşet Arasında Avrupa kamuoyunun güvenliği sadece askeri terimlerle düşünmediğini görüyoruz. Aksine, siber saldırılar ve teknolojik bağımlılıkları içeren "teknolojik güvenlik", askeri güvenliğin bile önüne geçmiş durumda (%28). (Rusya’nın hibrit tehditleri konusunda bilinç yüksek) Moderniteye karşı takınılan tavır ise tam bir "seçici ilerlemecilik" örneği. Avrupalılar uzay fethine (%64) ve robotlara (%53) büyük bir heyecanla bakarken; iş sosyal mecralara (%73) veya yapay zekâya (%54) geldiğinde derin bir endişeye kapılıyor. Özellikle yapay zekâ konusunda korkulan şey işsiz kalmak değil; "hakikatin" kaybolmasıdır. Fake news, dezenformasyon ve insanların kendi başına düşünme yetisini kaybetmesi ihtimali, Avrupalıları işlerini kaybetme riskinden çok daha fazla korkutuyor. İçerideki Fay Hatları: Fransa "Zayıf Halka" mı? Avrupa Birliği’ne aidiyet hissi genel toplamda hâlâ çok güçlü olsa da (%74 kalmak istiyor), çatlaklar en çok kurucu üyelerden biri olan Fransa’da belirginleşiyor. Fransa, yüzde 27’lik "ayrılma" isteği ve yüzde 12’lik kararsız kitlesiyle birliğin "en az bağlı" ülkesi konumuna gerilemiş durumda. Bu aşamada şu ayrımı yapmak gerektiğini düşünüyorum: Avrupa genelinde Brexit hâlâ bir "başarısızlık örneği" (%63 olumsuz etki) olarak görülse de Fransa gibi ülkelerdeki yüksek hoşnutsuzluk, birliğin geleceği için ciddi bir risk barındırıyor. Fransa halkı sadece AB'den değil, kendi kurumlarından da memnun değil; halkın yüzde 67'si siyasi kurumların radikal bir dönüşüm geçirmesini talep ediyor. Sonuç: Bir Medeniyetin Savunma Refleksi Tüm bu karamsar tabloya rağmen, Avrupalıların "güçlü yanlarımız neler?" sorusuna verdikleri yanıtlar, kıtanın hâlâ neyi korumaya çalıştığını özetliyor. İnsanlar ülkelerini ekonomik performans veya askeri güç üzerinden değil; kültürel miras (%42), doğal güzellikler (%39) ve sağlık sistemi (%21) üzerinden tanımlıyor. Sonuç olarak; karşımızda kendi yaşam kalitesine, tarihine ve doğasına aşık, ancak bu mirası savunabilecek askeri ve siyasi iradeye sahip olduğundan şüphe duyan bir "endişeli kıta" var. Avrupalılar için 2026'ya girerken temel paradoks şudur: Korunacak çok şey var ancak bunu yapacak özgüven yok. Bu veriler ışığında sormak gerekir: Avrupa, bu derin güvenlik ve kimlik bunalımını aşmak için ihtiyaç duyduğu siyasi liderliği bulabilecek mi, yoksa korkularının esiri olmaya devam mı edecek? *Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir. avrupalı korku Güven Dr. Osman Gazi Kandemir, Independent Türkçe için yazdı Dr. Osman Gazi Kandemir Cumartesi, Ocak 3, 2026 - 09:00 Main image:
Fotoğraf: AA
TÜRKİYE'DEN SESLER Type: news SEO Title: Avrupalılar korkuyor ve kendilerine güvenemiyor copyright Independentturkish: