Venezuela’ya saldırı, kendisine Nobel Barış Ödülü verilmesini isteyecek kadar yüzsüz olan Donald Trump liderliğinde ABD’nin iki asır sonra tarihinin en kötü şöhretli politikalarından birini var gücüyle yeniden yürürlüğe soktuğunu gösteriyor: Monroe Doktrini. Monroe Doktrini, ABD Başkanı James Monroe tarafından 2 Aralık 1823 tarihinde kongreye sunulan ve Amerikan dış politikasının yaklaşık yüz yıl boyunca temelini oluşturan bir deklarasyon. Özetle bu doktrin, "Amerika Amerikalılarındır" ilkesine dayanıyor ve Eski Dünya (Avrupa) ile Yeni Dünya'nın (Amerika Kıtası) siyasi olarak birbirinden tamamen ayrılmasını hedefliyordu. Bir diğer deyişle ABD, “Amerika kıtası benim arka bahçemdir” diyor ve Avrupalı emperyalist güçlere karşı pozisyon alıyordu. Doktrin ilk çıktığında, Latin Amerika ülkeleri başta İspanya ve İngiltere olmak üzere Avrupalı güçlere karşı bağımsızlık savaşı veriyor, ABD de bu savaşlara desteğini ilan ediyordu. Zamanla doktrin, ABD’nin kendi hegemonyasını dayatma politikasına dönüştü. 1904 yılında Başkan Theodore Roosevelt, bu doktrine "Roosevelt Corollary" (Roosevelt Eklemesi) adını verdiği bir yorum getirdi. Bu yoruma göre ABD, Latin Amerika ülkelerinde "kronik yanlış yönetim" veya borç ödememe gibi durumlar olduğunda, bir "jandarma gücü" gibi hareket ederek bu ülkelere askeri müdahalede bulunabilirdi. Bu durum, doktrini "kıtayı koruyan kalkan" olmaktan çıkarıp, ABD'nin güneydeki müdahalelerini meşrulaştıran bir "sopa" haline getirdi. Bugün ABD, küresel rekabette gücünü yitirme eğiliminde olan bir emperyalist güç olarak dünyanın farklı bölgelerindeki askeri harcamalarını kısmaya çalışırken Amerika kıtasında da mutlak bir egemenlik kurmaya çabalıyor.