ABD Venezuela’ya el koydu

Dünya, uzun süredir alışık olduğu diplomatik krizlerin ötesine geçen, doğrudan güç kullanımına dayalı sarsıcı bir hamleyle karşı karşıya kaldı. ABD’nin Venezuela’da gerçekleştirdiği askeri operasyon, Nicolás Maduro’nun yakalanarak ABD’ye götürülmesi ve ardından Washington’un “geçiş sürecini yöneteceğini” ilan etmesi, yalnızca bir liderin devrilmesi değil; uluslararası hukukun, egemenlik ilkesinin ve küresel güç dengelerinin açıkça test edilmesi anlamına geliyor. Bu adım, Soğuk Savaş sonrası kurulan kırılgan düzenin fiilen askıya alındığını düşünenler için güçlü bir kanıt niteliğinde. Maduro’nun hikâyesi, Latin Amerika siyasetinin klasik yükseliş ve düşüş anlatılarından biri olarak görülüyordu. Hugo Chávez’in mirası üzerinde yükselen, sendikal kökenli bir figürden otoriter bir lidere dönüşen Maduro, iktidarı boyunca Venezuela’yı ağır bir ekonomik çöküşe sürükledi. Hiperenflasyon, göç dalgaları ve sert baskı politikaları Batı dünyasında onu uzun süredir “meşruiyetini yitirmiş” bir lider olarak konumlandırmıştı. Ancak uluslararası sistem, ne kadar tartışmalı olursa olsun bir devlet başkanının kaderinin askeri bir operasyonla belirlenmesini bugüne kadar açıkça meşrulaştırmamıştı. ABD’nin yaptığı tam da bu oldu. Washington, operasyonu yıllardır açılmış uyuşturucu kaçakçılığı, terör finansmanı ve kara para aklama dosyalarına dayanan bir “uluslararası kolluk faaliyeti” olarak sundu. Ancak sahadaki gerçeklik, bu anlatıyla örtüşmüyor. Caracas çevresindeki askeri tesislerin vurulması, limanların ve hava savunma noktalarının hedef alınması, Maduro’nun evine özel tim baskını düzenlenmesi ve ardından ABD donanmasına ait bir gemi üzerinden New York’a sevk edilmesi, bunun klasik bir adli süreç değil, doğrudan askeri bir müdahale olduğunu gösteriyor. Üstelik hemen ardından gelen “geçiş sağlanana kadar Venezuela’yı yönlendireceğiz” açıklaması, hukuki ambalajın altındaki çıplak gücü görünür kıldı. Bu noktada mesele Maduro’nun kim olduğu ya da ne yaptığı olmaktan çıkıyor. Tartışmanın merkezinde Venezuela’nın ne olduğu ve neye sahip olduğu var. Dünya üzerindeki en büyük kanıtlanmış petrol rezervlerinden birine sahip bu ülke, uzun süredir enerji jeopolitiğinin kilit taşlarından biri. Üretimin çökmesi bu gerçeği ortadan kaldırmıyor; aksine uzun vadeli enerji savaşları açısından Venezuela’yı daha da stratejik hale getiriyor. Trump yönetiminin, Maduro’yu “uyuşturucu baronu” dosyasıyla sistem dışına iterken aynı anda Amerikan petrol şirketlerinin devreye gireceğini açıkça ilan etmesi, operasyonun asıl motivasyonunu ele veriyor. Eğer mesele yalnızca uyuşturucuysa, neden limanlar, neden enerji altyapısı, neden doğrudan yönetme söylemi? Bu hamle aynı zamanda Rusya, Çin ve İran’a verilmiş çok katmanlı bir mesaj niteliği taşıyor. Moskova ve Pekin, Venezuela’yı yıllardır ABD’ye karşı jeopolitik ve ekonomik bir dayanak olarak görüyordu. Çin’in uzun vadeli petrol anlaşmaları, Rusya’nın askeri ve enerji alanındaki nüfuzu, İran’ın yaptırımlar altında Caracas’la kurduğu alternatif finans ve petrol kanalları, Washington açısından kabul edilemez bir tabloya dönüşmüştü. ABD’nin bu operasyonla söylediği şey açık: Batı yarımkürede rakip güçlere alan bırakılmayacak, enerji sahaları yeniden Amerikan denetim çerçevesine çekilecek. Maduro’nun tutuklanması askeri safhanın kapanışı; Venezuela petrolünün kiminle, hangi şartlarda ve hangi para birimiyle akacağının yeniden yazıldığı dönemin başlangıcıdır. Uluslararası tepkiler de bu çerçevede şekilleniyor. İsrail’in operasyondan duyduğu memnuniyeti açıkça dile getirmesi ve Trump’ı “cesur liderlik”le övmesi, bölgesel ittifakların bu hamleyi nasıl okuduğunu gösteriyor. Rusya ve İran ise sert bir dille egemenlik ihlali vurgusu yaparak karşı cephede konumlandı. Avrupa Birliği ve İngiltere’nin daha temkinli açıklamaları, Batı’nın kendi içinde bile ciddi bir rahatsızlık olduğunu ortaya koyuyor. Çünkü burada açılan kapı, yalnızca Venezuela’yla sınırlı değil. Asıl kırılma noktası, uluslararası hukukun geldiği yer. Bir devlet başkanının askeri operasyonla yakalanması, başka bir ülkeye götürülmesi ve aynı anda o ülkenin “geçici olarak yönetileceğinin” ilan edilmesi, bugüne kadar kabul edilen tüm normlarla çelişiyor. Egemenlik kavramı, BM sistemi ve devletlerin eşitliği ilkesi ağır bir darbe alıyor. Bugün Washington’un kendine tanıdığı bu yetki, yarın başka bir büyük gücün kendi gerekçeleriyle başka bir ülkede benzer bir adım atmasının önünü açıyor. Bu nedenle Venezuela hamlesi, Rusya’nın Ukrayna’daki savaşı tırmandırmasını ya da Çin’in Tayvan konusunda daha cesur davranmasını kolaylaştırabilecek tehlikeli bir emsal oluşturuyor. Bu tabloya eşlik eden İran’daki gelişmeler de tesadüf değil. Ekonomik baskıların sokaklara taştığı, protestoların sert müdahalelerle bastırıldığı İran, dışarıda artan ABD baskısı ve içeride büyüyen toplumsal öfke arasında sıkışmış durumda. Venezuela’dan gelen mesaj, Tahran’a da açık: enerji, yaptırımlar ve jeopolitik meydan okumalar konusunda sınırlar zorlanıyor. Bu eşzamanlı krizler, küresel jeopolitik fay hatlarının aynı anda hareketlenmeye başladığını gösteriyor. Bütün bu nedenlerle ABD’nin Venezuela’da yaptığı şey, hukuki gerekçelerle meşrulaştırılamaz. Bir ülkeyi kimin yöneteceği, o ülke halkının egemen iradesiyle belirlenir. Maduro’yu Venezuela halkı getirir ya da götürür; bu yetki başka hiçbir devlete ait değildir. ABD’nin Maduro ve eşini bir operasyonla kaçırarak yargılayacağını açıklaması, BM ilkelerinin ve uluslararası hukukun açık ihlalidir ve hiçbir şekilde kabul edilemez. Bu eylem yalnızca Venezuela’ya değil, küresel düzene yönelmiş bir tehdittir. Kuralsızlığın normalleştiği, gücün hukukun önüne geçtiği bir dünya, herkes için daha güvensiz bir gelecek anlamına gelir. Bu nedenle yapılan, bir “uyuşturucuya karşı savaş” değil; petrol çağında gecikmiş bir tahsilat, sert bir güç gösterisidir. ABD fiilen Venezuela’nın enerji dosyasına el koymuştur. Bu tablo karşısında sessizlik değil, açık bir itiraz gerekir. Türkiye’nin de, 15 Temmuz darbe girişiminde ilk karşı çıkan yabancı liderlerden biri olan Maduro’ya yönelik bu eylemi açıkça kınaması, ilke ve egemenlik temelinde tutarlı bir duruş sergilemesi beklenmelidir. Çünkü bugün Caracas’ta olanlar, yarın başka bir başkentte tekrar edebilir. *Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir. ABD venezuela el koydu Özgür Çelik, Independent Türkçe için yazdı Özgür Çelik Pazartesi, Ocak 5, 2026 - 10:45 Main image:

Fotoğraf: AA

TÜRKİYE'DEN SESLER Type: news SEO Title: ABD Venezuela’ya el koydu copyright Independentturkish: