Trump'ın işgal listesi: Bu ülkelerin ortak noktası ne? 'Adeta bir Monroe 2.0 süreci yaşıyoruz'

MİLLİYET.COM.TR / ÖZEL - 3 Ocak’ta Caracas’ta patlama ve uçak sesleri duyulmasının ardından Venezuela yönetimi, ABD’yi sivil ve askeri hedeflere saldırmakla suçladı. ABD Başkanı Donald Trump, Nicolas Maduro’ya karşı büyük çaplı bir operasyon yapıldığını ve Maduro ile eşinin ülke dışına çıkarıldığını açıklarken, ABD Adalet Bakanlığı da Maduro ve eşi hakkında ağır suçlamalarla dava açıldığını duyurdu. Trump daha sonra yaptığı açıklamalarla Latin Amerika’yı ABD’nin etki alanı olarak gören Monroe Doktrini’nin 21’inci yüzyıla uyarlanmış versiyonunu “Don-roe Doktrini” olarak canlandırmak istediğini açıkça dile getirdi. Bu söylemler, Trump’ın Venezuela, Kolombiya ve Küba’yı da hedef alan önceki uyarılarının devamı olarak değerlendiriliyor. ABD Başkanı, ulusal güvenlik için Grönland'a da ihtiyaçları olduğunu vurguladı. ABD Başkanı Trump'tan yeni Venezuela mesajı: İnanılmaz operasyondu, ben bir kralım KOLOMBİYA: Kolombiya Devlet Başkanı Gustavo Petro, Trump’ın Kolombiya ve Venezuela’yı hedef alan sert sözlerine tepki göstererek Latin Amerika ülkelerini birlik olmaya çağırdı. Trump, Petro’yu kokain ticaretiyle suçlayıp Kolombiya’ya yönelik bir ABD operasyonunun “iyi bir fikir” olabileceğini söylerken, Petro bu açıklamaları iftira olarak nitelendirdi. İlginizi Çekebilir MEKSİKA: Trump, uyuşturucu akışını gerekçe göstererek Meksika’yı da uyardı ve gerekli adımlar atılmazsa ABD’nin müdahalede bulunabileceğini söyledi. Meksika Devlet Başkanı Claudia Sheinbaum’u överken, her görüşmede ABD askerlerinin Meksika’ya gönderilmesini teklif ettiğini ve kartellerin çok güçlü olduğunu savundu. KÜBA: Trump, Caracas’taki ABD operasyonunda çok sayıda Kübalının öldüğünü öne sürerken, Küba’ya askeri müdahaleye gerek olmadığını ve ülkenin kendi kendine çökmek üzere olduğunu savundu. Küba’nın gelirinin büyük bölümünü Venezuela petrolünden sağladığını, bu kaynağın kesilmesiyle ekonomik çöküşün eşiğine geldiğini iddia etti. DANİMARKA - GRÖNLAND: Trump, ulusal güvenlik gerekçesiyle Danimarka’ya bağlı Grönland’a ihtiyaç duyduklarını, adanın Rus ve Çin gemileriyle çevrili olduğunu savundu ve daha önce olduğu gibi kontrol etme isteğini yineledi. Grönland’da hâlihazırda bir ABD üssü bulunurken, Venezuela’daki operasyondan saatler sonra Trump’ın eski danışmanı Stephen Miller’ın eşi Katie Miller, adayı ABD bayrağıyla kaplı bir harita paylaşarak 'yakında' ifadesini kullandı. ABD'den şoke eden Grönland açıklaması! Gerekirse asker kullanılır İRAN: Trump, açıklamalarında İran’a yönelik tehditlerini de yineledi. Geçtiğimiz hafta İran’daki protestolar üzerinden Tahran yönetimini uyaran Trump, göstericilere yönelik ölümcül müdahaleler olması halinde Washington’un 'hazır ve tetikte' olduğunu belirtti. ABD Başkanı, İran’ın yeniden sivilleri öldürmesi durumunda ABD’nin 'çok sert bir karşılık' vereceğini vurguladı. Peki bu ülkelerin ortak noktası ne? ABD Başkanıdünyanın mevcut düzenini mi değiştirmek istiyor? Kırıkkale Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Merve Suna Özel Özcan ve Çanakkale Onsekiz Mart Üni. Öğr. Üy. Dr. Ufuk Necat Taşçı, Milliyet.com.tr 'ye yanıtladı. "YAKIN ÇEVRE İMPARATORLUK KUŞAĞI" "Küba, Kolombiya, Meksika, Grönland’ı tek bir stratejik çerçevede birleştiren temel eksen, bu ülkelerin ABD’nin yakın çevresinde yer alan en kritik geçiş alanlarını ve jeopolitik düğüm noktalarını oluşturmasıdır." diyen Doç. Dr. Merve Suna Özel Özcan , "Bu hatta enerji kaynakları, yeraltı zenginlikleri ve ulaştırma koridorları da eklendiğinde, Trump döneminde şekillenen yeni bir ‘yakın çevre imparatorluk kuşağı’ ortaya çıkmaktadır. ABD dış politikasında 19. yüzyılın yayılmacı ve hiyerarşik jeopolitiği yeniden devreye sokulurken, Washington enerji, madenler ve güvenliği eşzamanlı olarak tek bir büyük stratejik paket halinde sahaya sürmektedir. İran’la denklem eklediğimizde Amerika Birleşik Devletleri açısından özellikle enerji ve jeopolitik kontrolü noktasında bir bölge daha karşımıza çıkmış oluyor. Hatta şunu da eklememiz gerekecek bugün dünya petrolüne sahip ilk üç ülke Venezuela, Suudi Arabistan ve İran eğer sadece bu çerçeveden bile baksak İran ve Venezuela’nın içinde bulunduğu durum ve konumu daha net görmeye başlarız." şeklinde konuştu. MONROE 2.0 SÜRECİ Dr. Ufuk Necat Taşçı , bu ülkelerin ortak noktasının Batı yarım kürede olmaları ve ABD’nin Çin ile giriştiği rekabetin ilk aşamasını teşkil etmeleri olduğunu belirterek, 'Adeta bir Monroe 2.0 süreci yaşıyoruz. ABD, amiyane tabirle 'Batı yarım küre benimdir, kapımın önünü temizleyeyim' hamlesi yapıyor. Uyuşturucu üzerinden iç ve dış kamuoyunda meşrulaştırmaya çalıştığı bu operasyonların birincil hedefi bu ülkelerdeki doğal zenginlikler olarak telakki edilse de bence öyle değil. Bence birincil öncelik siyasi dizayn, ikincil veya hatta üçüncül öncelik ekonomik. Zira ABD, Venezuela ile başlayan bu haydutluğu gözünü karartan acı gerçeklikler doğrultusunda, Çin’in Batı yarım kürede kendisine tehdit oluşturmaması adına yapıyor.' dedi. İLK KEZ ORTAYA ÇIKMADI, DEVAM EDEN İLERİ BİR AŞAMA Trump’ın bu ülkelere yönelmesini üç başlıkla okunabileceğini belirten Doç. Dr. Özcan ; 1 - ABD’nin yakın çevre hegemonyası 2 - Kaynak–lojistik kontrolü 3 - İç siyasete dönük “güç gösterisi” hedefleri... Trump’ın bugün bahsettiğimiz Küba, Kolombiya, Meksika, Grönland ve İran gibi coğrafyalara yönelik çıkışları ilk kez ortaya çıkmış siyasal eğilimler değildir; ilk başkanlık dönemi üzerinden devam eden bir siyasal stratejinin daha ileri bir aşamasıdır. Bu okuma, yalnızca mevcut konjonktürle sınırlı değil, Trump’ın önceki dönemiyle süreklilik gösteren bir dış politika çizgisinin yeniden canlandırılmasıdır. Trump 19. yüzyıl jeopolitik güdüleri ile hareket ediyor. Venezuela’ya uygulanan yaptırımlar ilk başkanlık döneminde başladı keza İran aynı şekilde Grönland meselesi yine daha öncesinde dile getirildi. Bu nedenle bugün bu bölgeleri basit konjektör gelişme değil esasında dünyaya verilen bir mesaj. Bu nedenle de sürekli olarak 1823 Monroe'dan bahsediyorum." açıklamasını yaptı. KORKTUĞU AKTÖR: ÇİN 'Trump’ın burada hedef aldığı yegane şey kendi hegemonyasını karşısında kaybetmekten korktuğu aktör: Çin.' diyen Dr. Taşçı , 'Bunu yaparken kendisinin başat aktörü olduğu sistem ve uluslararası mekanizmaları dahi hiçe sayıyor. Ukrayna’yı Rusya’ya kurban edip Rusya’yı yanına çekmeye çalışması, Asya-Pasifik’teki şekillendirmeye çalıştığı ittifaklar ve dünyanın geri kalanında siyasi dizayn ile askerleri olmasa da siyaseten sorunlarını çözme telaşı bu yüzden.' şeklinde konuştu. TEHDİT ALGISI AVRUPA DEĞİL ABD'nin 19. yüzyılda Monroe Doktrini ile Avrupa’nın büyük güçlerini kendi yakın çevresinden dışlamayı hedeflediğini belirten Doç. Dr. Özcan , bugün ise tehdit algısının Avrupa değil; İran, Rusya ve Çin ekseninde şekillendiğini söyledi. Bu nedenle Trump’ın Küba, Venezuela, Meksika, Grönland ve İran hattında sergilediği sert jeopolitik söylemin basit bir konjonktürel gerilim değil, Monroe Doktrini’nin çağdaş bir yeniden üretimi olarak okunması gerektiğini ifade etti. Trump'ın bir sonraki hedefi neresi olacak? Grönland adımının önündeki NATO detayı! Doç. Dr. Özcan , 'Washington, Batı Yarımküre ve kritik geçiş bölgelerinde Çin ve Rusya’nın nüfuz kurmasını, tıpkı 19. yüzyılda Avrupa güçlerini gördüğü gibi, kendi hegemonik düzenine yönelik varoluşsal bir tehdit olarak değerlendirmektedir. Bu bağlamda Trump’ın hamleleri, ABD’nin yakın çevresini yeniden bir ‘imparatorluk güvenlik kuşağı’ haline getirme çabasının güncel bir tezahürüdür.' dedi. SİYONİST LOBİLERİ DENGELEMESİ GEREKİYOR Dr. Taşçı da , 'ABD’nin Batı yarım küreyi kendisi için ‘steril’ bir alan olarak inşa etmeyi amaçladığı bu süreç evvela kendi içerisindeki belirli unsurları, hassaten siyonist lobileri dengelemesini gerektiriyor. Çünkü temizliğe önce mahallenin tamamından değil, kendi sokağından başlaması lazım. Dolayısıyla bunun hem ABD içerisinde, hem Batı yarım kürede, hem de dünya genelinde kolay ve sancısız bir süreç olacağını söylemek zor.' dedi. GRÖNLAND SADECE TOPRAK VEYA BÖLGESEL TARTIŞMA DEĞİL "Grönland ve Arktik ekseni, 21. yüzyıl jeopolitik rekabetinin en kritik düğüm noktalarından biridir." diyen Doç. Dr. Özcan , "Arktik bölgesi, deniz yolları, stratejik enerji ve nadir toprak mineralleri gibi kaynak zenginlikleri ile küresel güçlerin uzun vadeli çıkar mücadelelerine sahne olmaktadır. Bu bağlamda, ABD açısından Arktik sadece coğrafi bir kıta ucu değil, uluslararası sistemde güç projeksiyonunun, deniz güvenliğinin ve enerji arz yollarının yeniden yapılandırıldığı bir jeoeksen olarak okunmalıdır. ABD Savunma Bakanlığı, Arktik’i stratejik rekabetin yoğunlaştığı bir tiyatro olarak tarif etmekte ve bölgedeki artan Çin–Rus işbirliği algısına karşı ittifaklarla yeni güvenlik mimarileri oluşturma gerekliliğini işaret etmektedir. Grönland tartışması bu nedenle yalnızca bir toprak veya bölgesel tartışma değildir; Arktik’te güç projeksiyonu, bölgesel deniz yollarının kontrolü, enerji ve hammadde tedarik hatlarının güvenliği ile bağlantılı kapsamlı bir jeopolitik stratejinin parçasıdır. AbD nin soğuk savaş döneminden bu yana burasını almak istemesi de bunun göstergesi yani sadece Thule Askeri Üssü ile yetinmeyen bir ABD'nin ulusal çıkar vurgusunun alt metinleri son derece güçlü bir jeo sömürgeci yaklaşım içerir" dedi. ÇİN'E 'NELER YAPABİLİRİM GÖR' DİYOR ADETA Dr. Taşçı ise sözlerini şöyle devam ettirdi; ⁠ABD, Venezuela’da yaptıklarını referans göstererek başta Latin Amerika ve Batı yarım küre, sonrasında ise dünyaya, özellikle Çin’e, 'Ben hegemonyamı kaybetmemek adına neler yapabilirim gör' diyor adeta. Ancak bu marjinalleşmenin uzun vadeli sosyolojik tepkimeleri beraberinde getireceğini de biliyoruz. Dolayısıyla ABD, Venezuela başta olmak üzere, son olayda yaptıklarının rüzgarıyla 'Gelin benimle masaya oturun, bunları yapmama gerek kalmasın' diyerek hem kendisine karşıtlığın artmasına engel olmak, hem de daha büyük askeri operasyonlardan kaçınarak, dengeli bir korkuyu kullanarak bunu yapmak istiyor. Mehmet Akif Ersoy'un ek ifadesinde Veyis Ateş itirafı: Uyuşturucuyu ilk defa orada gördüm