Yemen krizi

Son iki haftada şiddetlenen Yemen krizi, Yemen halkı için de Arap halkı için de yeni değil. Yemen, tarihsel olarak güney kısmı İngiliz vesayeti altında kalmış olsa da sömürgeci işgale maruz kalmamış Arap devletleri grubundandır. Güneyde de Yemenliler sömürgecilikten kurtulmayı ve Güney Yemen devletini kurmayı başardılar. Böylece Yemen kuzey ve güney, zamanla da monarşistler ve cumhuriyetçiler arasında bölündü. Kısacası, her ikisi de 1960'ların küresel ve bölgesel Soğuk Savaşı'nın kurbanı oldu. Siyasi bilimci Malcolm Kerr “Arap Soğuk Savaşı” adlı kitabında, cumhuriyetçi ve monarşik rejimler, ABD destekçileri ve Sovyetler Birliği takipçileri, sosyalistler ve kapitalistler arasında bölünmüş Arap devletleri arasındaki siyasi ve medya savaşlarını anlatmıştır. Yemen'deki cumhuriyet yanlıları ile imamlık yanlıları arasındaki iç savaş, Arap dünyasını da destekçileri olarak ikiye bölmüştü. Bunun sert sonuçlarından biri de İsrail'in durumu istismar etmesi ve Mısır, Suriye ve Ürdün için ezici bir yenilgiyle sonuçlanan Haziran 1967 savaşına girişmesiydi. Arapların buna yanıtı, Hartum'da toplanan Arap Zirvesi'nde İsrail ile barışı reddeden “üç hayır”ı formüle etmek, İsrail ile savaş halindeki ülkelere Arap yardımı sağlama, Mısır ve Suudi Arabistan arasında yakınlaşmayı teşvik etme, Yemen savaşını çözme kararları almak olmuştu. Anlaşma, Yemen'in cumhuriyet olarak kalması, Mısır güçlerinin çekilmesi, Sana kuşatmasının sona ermesi, Kuzey ve Güney Yemen'in birleşme sürecinin başlamasıyla sonuçlandı. Birleşme, Soğuk Savaş'ın sona ermesinden, Güney Yemen'deki rejimin modeli olan sosyalist sistemin uygulandığı Sovyetler Birliği'nin çöküşünden sonra gerçekleşti. Yemen birliğini sağladı, ancak istikrar kısa sürdü ve Husilerle iç savaş patlak verene kadar sadece kısa dönemler boyunca devam etti. Ardından, ülkeyi büyük bir sınava tabi tutan ve Husilerin başkent Sana'yı ele geçirmesiyle, Arap dünyasının desteklediği, Aden'de otoritesini kuran ve uluslararası toplum tarafından tanınmış hükümet arasında ülkenin bölünmesiyle sonuçlanan “Yemen Baharı” geldi. Yemen kökenli olmasına rağmen, “Husi sorunu”, bir tür mezhepçiliğin yaşandığı diğer Arap ülkelerinde meydana gelenlerden önemli ölçüde farklı değildi. Lübnan, Irak, Suriye ve Yemen'de olduğu gibi bu mezhepçilik, İran'dan mali ve askeri destek alan, “direnmeye” ve Filistin'i özgürleştirmeye karar veren bir milis gücü ortaya çıkardı. Bu gruplar ve destekçileri, Husi füzelerinin Suudi Arabistan ve BAE'ye karşı devreye girmesiyle, Füceyre Limanı ve Abu Dabi Havaalanı’na yönelik füze saldırılarıyla şiddete dönüşen yeni bir soğuk savaş başlattılar. Soğuk Savaş, özellikle Husi milisleriyle karada ve havada mücadele eden ve meşru Yemen hükümetini destekleyen Arap koalisyonunun kurulmasıyla sıcak bir savaşa dönüştü. Yemen devletine bağlı kalan bu hükümet hem kuzey hem de güney Yemen'den siyasi grupların oluşturduğu bir koalisyon tarafından yönetiliyor ve Husi milisleriyle mücadele ederek Sana'yı özgürleştirmeye çalışıyor. Bu arada, Husi milisleri Filistin'i özgürleştirmeye, İsrail ve ABD ile karşı karşıya gelmeye karar verdi ve Yemen halkı ağır bir bedel ödedi. Bu haliyle hikaye, Güney Geçiş Konseyi'nin Hadramut ve el-Mehra şehirlerine girmesiyle tırmanan mevcut “Yemen krizi”nin kökenlerini ortaya koyuyor. Bu klasik bir gelişmeydi ve amaç, dikkatleri Yemen halkını rahatsız eden milislerle olan çatışmadan, meşru Yemen devletini yeniden kurma mücadelesindeki eski müttefikler arasındaki çekişmeye çekmekti. Sahne aynı zamanda, Yemen sahnesindeki ana düşmandan dikkatleri uzaklaştırıp, “Ortadoğu'yu yeniden şekillendirme” ve “Büyük İsrail”i kurma niyetini açıkça ilan eden İsrail'i temsil eden yeni düşmanlara yönlendiren bir saptırma taktiği de içeriyor. Bu süreçte İsrail, kimse tarafından tanınmayan “Somaliland” devletini tanıyarak, Yemen ve Arap Yarımadası ile sınır komşusu olan Afrika Boynuzu'nda nüfuz kurmayı da hedefledi. Sonuç, daha önceki yazılarımızda belirttiğimiz gibi, “Arap Baharı”nın kötülüklerinden kurtulan, iç bütünlüklerini koruyan, terörist milislerle ve İsrail ile eş zamanlı olarak mücadele ederken, ulusal bir kalkınma ve modernleşme projesine girişen Arap devletleri arasında stratejik denge kurmanın bir gereklilik olduğudur. 5 Ocak 2021'de Körfez İşbirliği Konseyi zirvesinde, Suudi Arabistan Krallığı'nın girişimiyle, Arap devletleri ile Katar, Türkiye ve İran arasındaki çalkantılı siyasi atmosferden kurtulmak amacıyla yayınlanan “el-Ula Deklarasyonu” bunu gerçekleştirmekte başarılı oldu. Bu deklarasyon, Arap devletleri arasında olumlu bir etkileşimi kolaylaştırdı, kritik zamanlarda İran'a kapıları açtı ve kısacası Gazze savaşının ve bölgesel yansımalarının olumsuz sonuçlarını hafifletti. Arap Baharı’ndan kurtulan Arap reform devletleri arasındaki fikir birliği göz önüne alındığında, bu deklarasyona geri dönmek elzemdir. Zira yürüttükleri modernleşme süreci, bir tür bölgesel istikrar, bölgede hüküm süren tüm zorlu koşullarla başa çıkma yeteneği gerektirmektedir. *Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir. Şarku'l Avsat YEMEN kriz Abdulmunim Said Çarşamba, Ocak 7, 2026 - 16:30 Main image:

Fotoğraf: AA

DÜNYADAN SESLER Type: news SEO Title: Yemen krizi copyright Independentturkish: