ABD haydutluğu üzerine yapılan tartışmalar hukuku ve hukuksuzluğu da gündeme getirdi. Birçok gerekçe, analiz ve değerlendirme yanında dünyanın bugün geldiği yerin hukukla ve hukuksuzlukla anlatılması kaçınılmaz başlıklardan biri elbette. Ama bu kaçınılmazlık hukukun analizi üzerine söyleyip yazmayı da kaçınılmaz kılıyor. Liberallerin çok sevdiği “hukukun üstünlüğü”nü kayıtsız koşulsuz kabul etme hukuk üzerine hayal kırıklıkları yaratırken ekonomik, siyasal, toplumsal, kültürel düzenin sömürü gerçeğini, toplumsal ve tarihsel meşruluğu unutturmaya yarıyor. Diğer deyişle hukuken devam edenin sürmesine bağlanmak fiilen devam edene boyun eğdirmenin perdelenmesini sağlıyor. Her üretim tarzının ve ona karşılık gelen toplumsal ilişkilerin, kısacası toplumun ekonomik yapısının hukuksal ve siyasal üstyapının gerçek temeli olduğunu, buna belirli toplumsal biçimlerin karşılık geldiğini Marks gözlerin içine soka soka anlatır. Özetle sömürü düzeninde din, siyaset, devlet ve hukuk düzenin özel güçleri olarak kullanılır. Bu, kapitalist/emperyalist düzenin ulusal ya da uluslararası hukukunun, aynı düzenin temel işleyiş düzeneklerinin, yasalarının araçları olduğu anlamına gelir. Ve düzenin öz çıkarları neyse araçlar da ona göre biçimlendirilir. Düzenin öz çıkarları yayılmacı, yağmacı politikalara gereksinim duyuyorsa araçlar da kenara itilir ya da istek ve gereksinmelere göre kalıplara sokulup kullanılır. ABD’nin Venezuela haydutluğu ve yargılama oyunları bu sömürü ilişkilerine oturuyor. Yargılama oyunları hukuku, haydutluk sömürünün hak olduğunu, parçaların buluşturulması da liberalizmi anımsatıyor. At izi it izine karıştığı ortamda gündemden önce çok değerli ve gerçekçi analizler yapıldı, yapılmaya devam ediliyor. soL Haber Portalı'nda bunların geniş bir bölümünü okumak olanaklı. soL demişken, yazarımız Korkut Boratav’ın olaydan önce soL’da yayımlanan Venezuela yazılarına ( https://haber.sol.org.tr/yazarlar/korkut-boratav/trump-venezuelayi-isgal-edecek-mi-401379 ve https://haber.sol.org.tr/yazarlar/korkut-boratav/abd-venezuelayi-isgal-mi-edecek-ii-401800 ) o kadar çok gönderme yapıldı ve yazılardan o kadar çok alıntı yapıldı ki… Korkut Hoca ve soL adına gerçeği görüp yazabilmenin hüzünlü mutluluğu var elbette. Ancak bu gönderme ve alıntıların çoğunda yazının yayımlandığı soL Haber Portalı'ndan söz edilmemesi de gözden kaçmadı. Emperyalist saldırganlığın gerçeğini anlatan en net tablolardan biri soL’da yayımlanan, “OPEC, Venezuela Devlet Petrol Şirketi ve Venezuela Merkez Bankası” kaynaklı aşağıdaki infografik. ABD’nin gözünü diktiği hazinenin Venezuela’nın yeraltı zenginlikleri olduğu, “uyuşturucu kaçakçılığıyla mücadele” bahanesiyle yapılan saldırının gerçek amacının ülkenin enerji kaynaklarını denetim altına almak ve siyasi yönetimi değiştirmek olduğu açık seçik ortada. Latin Amerika coğrafyasındaki her ülkenin tarihinin doğrudan ABD eliyle veya etkisiyle gerçekleştirilmiş darbelere sahne olduğu, ABD’nin “arka bahçesi” olarak gördüğü Latin Amerika ülkelerine daima ekonomik, siyasal, ideolojik ve dahası askeri müdahalelerde bulunmanın yollarını aradığı, bu müdahalelere ulusal ve uluslararası hukuk cephesinden de destek sağlandığı, duruma göre hukuku boş verdiği gerçek. Konunun enine boyuna incelendiği çalışmasında Araştırma Görevlisi Ceren Tuğlu Olpak bu gerçekleri anlatıyor; “yerel hukukun askıya alınması suretiyle birer olağanüstü hâl rejiminin tesis edildiği bu darbe süreçlerinde sermayenin rolünün sembolleştiği en karakteristik örnek” olarak “United Fruit Company’nin faaliyet gösterdiği ülkelerin siyasal rejimleri üzerindeki müdahaleci rolü”nü inceliyor. “Şirket, başta Guatemala, Honduras ve Kolombiya olmak üzere birçok Latin Amerika ülkesinde gerçekleşen askeri darbelerde planlama aşamasından, finansmanına, yerli unsurlarla iş birliğinden askeri sürecin bizzat yönetimine kadar çeşitli roller” oynuyor. Olpak’ın da vurguladığı gibi “United Fruit ve Güney Amerika’da cereyan eden askeri darbeler arasındaki ilişki, emperyalist politikalar ve uluslararası sermaye arasındaki iş birliğine yönelik çok açık bir örnek olması açısından incelenmeye değer”. Ceren Tuğlu Olpak’ın çalışmasında “uluslararası sermayenin niteliği ve kapitalizmin özel bir evresi olan emperyalizm sürecindeki gelişimi, uluslararası sermaye kuruluşlarının iktisadi nitelikleri dışında sahip oldukları siyasal, siyasala içkin olduğu ölçüde hukuksal etkiler” ele alınıyor. “ABD’nin Latin Amerika’ya yönelik tahakküm eksenli dış politikası ekseninde United Fruit şirketinin temel özellikleri, neo-kolonyalizmle bağlantılı kimliği ve çok geniş bir coğrafyada tekelleşmiş bir sermaye devi olarak, ABD’nin emperyalist politikalarından etkilenen ülkelerdeki olağanüstü hâl/darbe dönemleri üzerindeki rolü” inceleniyor. “Bu anlamda United Fruit’in rol oynadığı ve ulusal hukukun yürürlüğünün askıya alınmasına doğrudan etkisi olan kimi darbe örneklerinin başlangıç ve gelişme süreçleri üzerinde durularak, tekelleşme sonucunda doğmuş olan yeni bir sistemin ve bu sistemin bir sonucu olan uluslararası şirketlerin sadece iktisadi değil, aynı zamanda ideolojik, toplumsal ve hukuksal etkileri olan birer politik özne oldukları” özenle ortaya konuluyor. Venezuela haydutluğu üzerine tartışmalar bir kez daha gösteriyor: Sömürülen sınıfın savaşımını yok sayarak toplumsal yaşamları ve ilişkileri burjuvaziye, liberalizme, egemen sermaye sınıfına ve onların araçlarına bağlamak sömürücü düzenin boyun eğdirme politikası. Marks’ın deyişiyle “vampirin, emeğin canlı kanına olan susuzluğunun azıcık giderilmesi” gibi geçici etkiler sermaye sınıfına yetmiyor. Sömürücülerden iyi kapitalizmi, kapitalizmin ahlaklısını beklemek sömürüden kurtarmıyor. Örgütlü sınıfsal savaşım olmadığında, düzen kendi işleyiş düzeneklerini, kendi yasalarını istediği zaman istediği gibi uygulamaya devam ediyor.