Bilal'e anlatır gibi emperyalizm

Nedir emperyalizm? Solcuların sıklıkla kullandığı klişe kavramlardan biri diye düşünenler, her türlü uluslararası gelişmeye yerli yersiz yapıştırdığımız kulp diyenler çıkabilir. Bir bölümü cehalettendir ve bu anlatarak değil antiemperyalist mücadelenin güncel görevlerini toplumsal kaynaklara bağlayarak aşılabilir. 3 Ocak’tan sonra şimdi bu görev daha yakıcıdır ve bizim sorumluluğumuzdadır. Dünya, ABD’nin Venezuela’daki haydutluğuna tanık oluyor. Bu yeni olmadığı gibi sürpriz de değil. Fakat bu sefer hiçbir sınır tanımadı Trump ve avanesi. Aylardır tehdit ediyordu ülkeyi. Bir meşruiyet zemini aramaya bile gerek duymadan daldılar bu kez. Meşru değildir zaten de onlar için yalanın bile kurgusu gerekirdi. Irak’ta Saddam kimyasal silah kullanıyordu ve bu yüzden tepesine bombalar yağdırmayı hak ediyordu örneğin. Aylarca yıllarca bu yalanı pompaladılar. Sonra işgal başladı, canlı yayında havai fişek gösterisi gibi izlettiler tüm dünyaya Bağdat’ın bombalanmasını. Yugoslavya’da zalim Sırplar vardı, Afganistan’da ortaçağdan kalma cihatçılar. Libya’yı bir bedevi yönetiyordu. Suriye’de “rejim askerlerinin” çocukları katlettiğini gösteren videolar vardı, masa başında üretilmiş olsa da. Şimdi vasat bir kurguya bile ihtiyaç duymadan hareket ediyor ABD. Özgürlük, demokrasi, halkın refahı, diktatör dedikleri liderlerin işlediği suçlar falan, hesap kitap yapılacak videolar çekilecek, kamuoyu yaratılacak, uzun işler bunlar. Mesele kaynaklara el koymaktı zaten. Saklamaya gerek duymuyorlar artık. Rızanla vermiyorsan gelip önce seni, sonra petrolünü alacağız! Bu kadar. Uyuşturucunun cirit attığı seks partilerinin gediklisi bir pedofilin herhangi bir şey için meşruiyet aramasını beklemiyoruz. Zaten mesele de Trump’ın ölçüsüzlüğü değil. Emperyalizm gücünü giderek daha fazla ve sadece paradan alıyor. İleri teknoloji, petro-dolar ve silahlara yaslanan bir hegemonya bu. Hem kendi içinde hem dünya kamuoyunda meşruiyet kaynakları bu denli daralan bir sistemin sonsuza dek rıza alabileceğini neden düşünelim? Düşünmekle kalmayacağız elbette, yenilmesini hızlandıracağız da. Cehaletten kaynaklı rıza zorlanacak artık. Fakat bile isteye emperyalizme uşaklık edenler için yapılabilecek bir şey yok. Venezuela’da gördük onları. Maduro’nun yakınına kadar sızmış olsa gerekler. Bir de 32 Kübalı komünist başta olmak üzere haydutluk sırasında paralı Amerikan askerlerine direnirken yaşamını yitiren kahramanlar var. Onlar sadece Venezuela’nın değil, hem kendi ülkelerinin hem bizlerin kahramanıdır. Onlar işte büyük insanlıktır. Tarih büyük insanlığı yazar. Uşaklık edenler sadece mücadelenin konusu olurlar. Var oldukları sürece alçaklıkta sınır tanımayacaklar. Ülkesine yapılan tecavüze alkış tutan Machado örneğin. Operasyonun işaret fişeği olarak kendisine verilen Nobel barış ödülünü başkanlığı kapabilmek için Trump’a armağan etmek istediğini söylemesi bile yeterince mide bulandırıcı değil mi? Bizim ülkemizde de vardı onun gibiler. Mesela Anadolu’da yoksul halkımız kurtuluş savaşı verirken, Osmanlı’nın sarayı ve onun etrafında birikenler, İstanbul’un anahtarını Harington’a selam durarak teslim ettiler. Biz yurtseverler hâlâ kısa süre olsa da İngilizlerin İstanbul’u işgalinin utancını yaşarız. Vahdettin, Damat Ferit, saray eşrafı, toprak ağaları, tüccarlar ise utanmadan satmaya kalktı memleketi. Beceremediler ve tarih onları değil Mustafa Kemal’i, milli mücadeleye katılmak için hiç hesapsız Anadolu’ya gelen Mustafa Suphi ve arkadaşlarını, bir vatana sahip olmak için savaşan Anadolu halkının kahramanlığını yazdı. Emperyalizm bu, durmadı, uşaklık edenleri hep buldu içerde. İkinci savaş sırasında Nazilerle krom ticareti yapanlar, Sovyetlerin Alman tanklarıyla yıkılmasını bekleyen milletvekilleri, bürokratlar, göz ucuyla değil açıktan baktılar Almanlar kazansın savaşı diye. Beceremediler, faşizm kızıl yıldızın altında ezildi, sosyalizm şanlı bir zafer kazandı. İçimizdeki Almancılar bu kez rotayı Atlantik ötesine kırıp ABD emperyalizmine yattılar, ikinci savaşa girmeyen Türkiye’yi sonraki yarım yüzyıla damga vuran soğuk savaşın aktörü yaptılar. Bu onursuzluğun simgesidir 1945’te ABD’den özel olarak Türkiye’ye yollanan Missouri Zırhlısı. İçimizdeki Amerikancılar İkinci Savaşın sembol uçak gemisini İstanbul Boğazı’nda törenle karşıladılar. Amerikan bayraklarıyla süslediler her yeri. Amerikan askerlerine gazino kapattılar, genelev açtılar. Beyoğlu büfelerinde satılan Rus salatasının adını bile Amerikan salatası diye değiştirdiler. İstanbul 919’daki İngiliz işgalinden sonra böyle bir utanç hiç yaşamadı. Amerikancılar bu ülkede hep oldu. Fakat 1968’de bir kez daha boğaza demir atan 6. Filo’yu kıble yapıp namaza duranların isimleri değil de Vedat Demircioğlu’nu, Harun Karadeniz’i, Deniz’i, Yusuf’u, Hüseyin’i hatırlar memleket. Yumruklarımızı havaya kaldırıp attığımız “İşgalciler her zaman kaybeder” sloganıdır bu topraklara damga vuran. Emperyalizmi yenene kadar hep olacak Amerikancılar bu ülkede. Dolmabahçe’deki secdeden memleketin başına kadar gelmeyi başardılar sonra. 12 Eylül’ü yapanlar için boşuna “bizim çocuklar” notu düşmedi CIA raporları. Özal uluslararası tekellerin ortağı patronları temsil eden örgütün başkanlığından Başbakanlığa sonra da Cumhurbaşkanlığına geldi. Peşinden aynı koltuklara oturan Demirel’in lakabı sizce neden “Morrison Süleyman”dı? 15 Temmuz’a kadar AKP ile iktidarı paylaşan Gülen Tarikatı’nın karargahı tesadüfen mi Pensilvanya idi? Erdoğan’ın iktidarı boyunca ABD ile “uyumlu” ilişki araması, bunu hep başarabilmesi, havuz gazetecilerinin sıktığı gibi dünya lideri olmasından mı yoksa Türkiye’de siyasal İslamcı geleneğin tüm renklerinin Amerikancılığından mıydı? Nedir peki Emperyalizm? Hepsine yanıtı Trump verdi 3 Ocak günü. Halkımızın Erdoğanlı yıllarda Türkçemize kazandırdığı tabirle “Bilal’e anlatır gibi” anlatmış oldu tüm dünyaya. Ne dedi? “Venezuela’yı biz yöneteceğiz”. Sonra? “Orada çok petrol var, onları bizim şirketlerimiz çıkaracak ve alacak”. Başka? “Sıra diğerlerine gelecek” Emperyalizm budur işte. Gece yarısı yatak odanıza girip sizi ve ailenizi kaçıran, sonra salona yerleşip bütün apartmanı “sıra size de gelecek” diye haraca bağlayan hayduttur. Öyledir ama bir de “Eşkıya dünyaya hükümdar olmaz” diye sözü vardır halkımızın. Karadeniz’den çıkmış, Anadolu’ya yayılmıştır. Haydutu, uğursuzu sevmeyiz biz. Irak tezkeresi, 68 yurtseverliği, cumhuriyetin kuruluşuyla taçlanan milli mücadele bizim tarihimiz. Bu nedenle NATO’dan çıkılmalı diyor, ülkemizdeki Amerikan üsleri kapatılsın istiyoruz. Kendi topraklarında nasıl yabancı asker görmek istemiyorsan, bir başka ülkede de bizim askerimiz olmasın diyoruz. Kaynaklarımız uluslararası tekeller yerine planlı ve devletçi bir ekonomiyle sadece halkımızın kullanımında olsun istiyoruz. Bunu başaran bir ülkenin öyle son dönemde sıklıkla söylenegeldiği gibi hiç de yalnız kalmayacağını biliyoruz. Sorumluluk bizdedir. Sıra başkalarına değil, emperyalizme gelmelidir.