Ankara’nın ayazı

DSD KADIN KOORDİNASYONU Ankara’nın ayazı insanın yüzünü keser derler. Doğrudur. Asıl keskin olan yıllardır haklarımız hayatlarımız üzerine ahkâm kesenlerdir. Elimizi kolumuzu bağlayıp tüm yollarımızı kesenlerdir. Bu ülkede her geçen gün hayatlarımızı yaşanmaz hale getirenlerdir. Kaç iklim ayazlara, hayatlarımızın soğuduğu kör sabahlara uyandık. Aramızdan bir kadın daha eksildiğinde, bir isim daha acı listeye eklendiğinde üşüdük. Bir dosya daha’’ faili meçhule’’ bırakıldığında, bir cinayet ‘’aile meselesi’’ denilerek geçiştirildiğinde çok üşüdük. Bir kadının nasıl yaşayacağına, boşanıp boşanmayacağına, şiddete maruz kaldığında korunup korunmayacağına inançlar üzerinden karar verildiğinde çok üşüdük. Bu ülkede yoksulluk ve açlıkla boğuşan kadınlar, çocuğunu saç kurutma makinasıyla ısıtmaya çalışan anneler, ayazda elektriksiz evlerde titreye titreye sabahlayanlar, güvenliksiz iş yerlerinde hayatlarını kaybeden kadınlar, MESEM’lerde hayatlarını kaybeden, cemaat ve tarikat yurtlarında istismar edilen çocuklarımız oldukça hepimiz çok üşüyeceğiz. Bütün bu ayazlar içimizden geçerken bu ülkenin kadınları yoksulluğun, gericiliğin, her türlü şiddetin en sert rüzgârlarını önce yüzlerinde hissedenlerdir. Aynı zamanda zulme, faşizme en önde direnenlerdir. Ankara ya giden yollarımız uzun zorlu, karlı olabilir, ellerimiz ayaklarımız üşüyebilir. Ama bu ülkede yollar zaten bizim için uzun zamandır zor ve çetin. Adalete, barışa ve özgürlüğe giden yollarımız kapalı, korunmaya giden yollar yarım, yaşama tutunmanın yolları engebeli... KARANLIĞA TESLİM OLMADIK Bütün ayazlar da karlı yollar da bizleri yıldıramaz, yolumuzdan döndüremez. Çünkü biz hayatın ayazında yürümeyi çoktandır öğrendik. Düştük, kalktık birbirimizi bekledik, geride kalanları unutmadık. Düzenin çarklarında çakıl taşları olduk, asla karanlığa teslim olmadık. Yan yana geldiğimizde, omuz omuza durduğumuzda, nefesimiz birbirine karıştığında bütün ayazları çözeriz.  Umudu büyük sözlerde değil, yan yana durduğumuz o küçük anlarda büyütürüz. Bir bakışta, “buradayım” diyen, sessiz bir baş sallayışta, asla yalnız yürümeyeceksin bakışında umutlanırız. Çünkü biz biliriz ki dayanışma ısıtır, sesimiz yükseldikçe korku geri çekilir. Çünkü orada olmak, “yalnız değilim” demenin en somut halidir. Çünkü biz kadınlar, umut etmeyi birbirimizden öğrendik. Düştüğümüzde kaldıran, konuşamadığımızda ses olan kadınlar vardı yanı başımızda. BOHÇAMIZDA UMUT DİLİMİZDE İSYAN VAR Umut etmek zor olacağını bilerek yola çıkmaktır. Bitmeyen adaletsizlikleri bilerek yine de inadına yürümektir. Sloganlarımızı, umutlarımızı, düşlerimizi mor bohçalarımıza atıp, ellerimizde, seslerimizde ve adımlarımızda gerçeğe dönüştürmenin, yarım kalan cümlelerimizi tamamlama zamanıdır. Bize “sabredin” diyenlere karşı, “yerinizi bilin” diyenlere karşı, hayatlarımızı daraltan bu düzene karşı bir araya gelmenin zamanıdır. Haydi, sevgili kadınlar var mısınız 10 Ocak’ta Ankara Tandoğan da düşlerimizin peşine düşmeye, kadın yoksulluğuna karşı isyanımızı büyütmeye... Şiddetsiz ve eşit bir yaşam talebimizi yükseltmeye... Emeğimizin, bedenimizin ve hayatlarımızın sahibi olduğumuzu haykırmaya, kadınlar öldürülürken evde kalmadık, haklarımız adım adım ellerimizden alınırken sessiz kalmadık, soğuk bir günde üşüdük ama HAKLARIMIZDAN VE HAYATLARIMIZDAN vazgeçmedik demeye... Hakkımızdan vazgeçmeyiz