Venezuela’da Çin: Kurşun atmadan ABD gücüyle mücadele

Hafta sonu Venezuela’daki siyasi liderliğin ABD gücüyle görevden alınması, “Venezuela artık ABD tarafından yönetilecek” ve ülkenin petrol varlıklarının Amerikan şirketleri tarafından “geri alınacağı” açıklamaları Batı Yarımküre’de Soğuk savaş ardından kurulan düzenin açık bir kırılma anı. “Yaptırım diplomasisi” artık “fiilen el koyma” haline dönüştü. ABD’nin Venezuela politikası uzun süre “sorumluluk almadan baskı” üzerine kuruluydu. Yaptırımlar, diplomatik izolasyon ve rejimi dışarıdan çökertmeyi amaçlayan stratejiler uyguladı. Ancak siyasi liderliğin zorla alınması, petrol varlıkları üzerinde açık hak iddiasında bulunulması ve bu varlıkların ABD şirketlerine yönlendirileceğinin ilan edilmesi, bambaşka bir eşiğin geçildiğini gösteriyor. Trump döneminin yeni Ulusal Güvenlik Belgesi’ne bakarak, önümüzdeki yıllarda ABD’nin kuzeyi ve güneyinde kontrolünü genişletirken dünyanın diğer bölgelerine olan “ilgisinin” azalacağını öngören çok sayıda yorum var. Trump’ın Venezuela adımının açıktaki amacı petrol gibi anlatılıyor. Esastaysa ezelden arka bahçesi olarak gördüğü Latin Amerika’daki Çin etkisini azaltmak ve ABD’nin dozu giderek artan Çin rekabetinde yeni bir seviyeye çıkmak olarak okumak gerekli. Çin açısından durum Venezuela ile sınırlı değil. Yaşananlar, ABD’nin yarımküredeki stratejik varlıklar üzerinde doğrudan kontrolü istediğini ve bunu açık biçimde Çin’in Latin Amerika’daki 20 yıldan fazlaya yayılan nüfuzuna karşı konumlandırdığını gösteriyor. Çin’in Latin Amerika stratejisinin tam merkezine dokunuyor. Bu nedenle soru, Pekin’in bu gelişmelere askeri karşılık vermeden ABD ile nasıl mücadele edeceği. Çin Venezuela’da marjinal bir yatırımcı değil. On milyarlarca dolarlık petrol karşılığı krediler, enerji ve ulaşım altyapısı, limanlar, telekom ağları ve uzun vadeli tedarik sözleşmeleriyle ülkenin ekonomik dokusuna yerleşik. Yatırımların tasarımı düşmanca siyasi koşullarda bile Çin’i kalıcı bir aktör kılmak üzere kurulu. Pekin’in olanlara tepkisinin askeri ya da sert diplomatik tırmanma olma olasılığı düşük. Keza Çin Venezuela’nın bir ABD–Çin vekâlet sahasına dönüşmesini istemez. Böylesi bir çekişme ekonomik açıdan sürdürülebilir değil. Bunun yerine hukuk, borç ve sözleşmeler üzerinden en güçlü olduğu alana yönelecek bir görüntüde. Çin hükümetine göre rejimler bir gecede devrilse bile devletlerin bağlandığı hukuki yükümlülükler devredilemez. Uluslararası hukukun çiğnendiği bu yeni dönemde Çin’in bu hesabı da aslında sonuçları açısından son derece muallak. Yabancı kaynaklara Çin’in Kuşak ve Yol projesiyle milyarlarca dolar doğrudan yatırım yaptığı Güney Amerika kıtasını ABD marifetiyle terkinin o kadar kolay olmayacağını anlatıyor. ABD’ye yapacağı karşı atağı birbirini tamamlayan dört hukuki eksende şekillenecek. Eğer Çin finansmanına sözleşmelerle bağlı petrol sahaları, limanlar ya da altyapı varlıkları ABD şirketlerine devredilirse, Pekin bunu yabancı baskı altında gerçekleşmiş hukuka aykırı kamulaştırma olarak değerlendirecek. Tahkim süreçlerinin ne zaman başlatılacağı ikincil önemde. Çin hükümetler ve rejimler değişse dahi “hak iddialarının devam ettiğine” odaklanacak. Çin’in Venezuela’daki pozisyonunun önemli bir bölümü özsermaye değil, devletler arası borç. Bir hükümeti devirmek borcu ortadan kaldırmadığı için Venezuela üzerinde fiili kontrol kullanan her otorite bu yükümlülükleri devralır iddiasında. Çin böylece sorunu ideolojik olmaktan çıkarıp muhasebe alanına sokacak. Yeniden inşa, petrol ihracatı ve yeni yatırımlar, Çin’e olan borçlar çözülmeden temiz biçimde ilerleyemeyecek. Çin’in diğer argümanına göre ABD mahkemeleri, uluslararası sözleşmelerle korunmuş üçüncü taraf alacaklı haklarını tek taraflı beyanlarla ortadan kaldıramaz. Ya da henüz kaldıramaz gözüyle bakılıyor. Çin, petrol varlıklarının alacakları tasfiye edilmeden ABD şirketlerine devrini açık biçimde ticari el koyma olarak nitelendirecek. Belki de en kritik boyut emsal değer üzerinden mücadele planı. Çin’in Venezuela’yı kısa vadede “kazanması” gerekmediğini düşünüyor. Rejim devrimiyle birlikte varlıkların yeniden dağıtılmasının normalleşmesi, Kuşak ve Yol kapsamındaki tüm ülkeler için sistemik bir risk yaratır. Pekin bu riski uluslararasılaştırarak, sürekli ve ısrarlı biçimde gündemde tutacak. KUŞAK VE YOL BU AN İÇİN TASARLANDI Çin’in dünyanın hemen her ülkesinde etki alanını artırmayı hedefleyen devasa altyapı yatırımları “Kuşak ve Yol” petrol karşılığı krediler, büyük ölçekli altyapı ve sanayi projelerinde kullanılan, yükleniciye uçtan uca sorumluluk yükleyen sözleşme türleri, ertelenmiş icra ve tahkim mekanizmaları gibi önlemlerle Çin bu proje dahilindeki yatırımları düşmanca geçişler ve dış müdahaleler ihtimali düşünülerek inşa etti. Maduro olmasa da görünen yönetim değişikliği içinde Venezuela hükümeti ile yapılan sözleşmeler ve alacaklar hâlâ hayatta. Maduro sonrası yönetim açısından da Çin çözülmemiş en büyük alacaklılardan biri olarak hep masada. Washington, fiili kontrolün hukuki karmaşayı anlamsız kılacağını düşünme eğilimindeyken Pekin tam tersine bahis oynuyor. Mücadele bugün Caracas’ı kimin yönettiği değil. Yarın mülkiyeti kimin belirleyeceği ve gücün hukukun üstüne gerçekten geçip geçemeyeceği. Çin, Venezuela örneğinde zemini hukuka çekmeye çalışırken her an Güney Çin Denizi’nde Tayvan’a askeri operasyon yapma olasılığının artmakta oluşu da aslında uzun süreceği görünen kaos döneminde tüm bu tartışmaların anlamsızlığını gösteriyor.