1- Bu Şam Yönetimi’nin SDG’nin oyalamalarına karşı başlattığı topyekun bir operasyon değil. Başlayan operasyonun askeri hedefleri Halep ile sınırlı ama siyasi olarak da Suriye’nin parçalanmasına izin vermeyeceğiz mesajı barındırıyor. 2- Şam bugüne kadar iki mahalledeki SDG varlığına çok ses çıkarmıyordu. Bunun sebebi hem entegrasyon için takvim işliyor hem de orada bir asayiş sorunu yaşanmıyordu. Ancak son dönemde YPG, Halep’teki gerginliği arttıran, sivillerin yardım merkezlerine ulaşmasına engel olan eylemlere başladı. Hem verilen sürenin dolması hem de YPG’nin ülkenin en önemli şehirlerinden birisinde fiili durum yaratma çabası, 24 saat içerisinde dört sivilin ölümü, 18 sivilin yaralanmasına neden olmaları bardağı taşırdı. 3- Türkiye bu operasyonun ne karar ne de uygulama sürecinde yer almadı. Sonuçta bu bir asayiş operasyonu. 4- Operasyonda Kürtler değil, sivil halka keskin nişancı ateşi açanlar, bombardıman ve dron saldırısı düzenleyenlerle, sivil halkı canlı kalkan yapmaya çalışanlar hedef alınıyor. Operasyon terör örgütünün Suriye koluna dair tüm unsurlar Halep dışına çıkıncaya kadar operasyon sürecek. 5- Önceki gün Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler’in verdiği “tek Suriye”, MİT Başkanı Kalın’ın altını çizdiği “stratejik sabır” mesajları sadece terör örgütünün Suriye koluna yönelik bir uyarı değil. ABD içerisinde İsrail’e hizmeti ABD’ye hizmet gibi gören güç gruplarının farklı Suriye gündemlerinin olması, SDG’deki silahlı gruplara Washington’dan gelen parayla ödenen maaşlar terör örgütünün entegrasyon iştahını azaltıyor. Türkiye, bu saha okumasından yola çıkarak bataklığı kurutacak bir yöntem izliyor.