İran’daki kırılma koridoru açıyor mu? Hedef Hamaney: ‘Türk liderle egemenlik korunmalı’

Zeynep Dilara Akyürek / Milliyet.com.tr – İran zaman zaman, uzun süreli iç karışıklıklar ve bölgesel çatışmalarla gündeme gelen ülkelerden biri. Son 25 yıla bakıldığında ülke tarihinde pek çok kırılma anı ve dönüm noktası olduğunu görmek mümkün. Bunlardan bazılarını, 2009’dan sonra başlayan ‘Yeşil Hareket’ diye isimlendirilen siyasi olaylar, 2022’de Mahsa Amini’nin ölümüyle kadın destekçiler ve rejim karşıtlarının eylemleri ve son olarak ekonomik kriz, siyasi öfke gibi nedenlerle protestolarda bulunan etnik gruplar oluşturuyor. 2025’in haziran ayında 12 gün süren İran-İsrail Savaşı da bu listede önemli bir yer tutuyor. Tüm bunların perde arkasında İran’ın çeşitli etnik kökenden insanlardan oluşan bir halkı olması, yönetimin her kararının kolayca kabullenilmemesini beraberinde getiriyor. Çünkü İran çoğunlukla Şii kökenli Farslar, Azerbaycan Türkleri, Kürtler, Lurlar ve İran Arapların yanında Sünni kökenli Türkmenler ve Beluçların ağırlıkta olduğu toplum yapısına sahipti. Dini lider tarafından yönetilen ülkede her karar her Müslümanı memnun eden cinsten değildi. Bir şekilde halkı bir arada tutacak ve iç karışıklıkları en aza indirecek bir strateji izlenmezse, İran için tehlike çanları belki de daha da kuvvetli çalacaktı. Peki ama günlerdir süren protestolar, yıllardır durdurulamamış isyanlar, İran’ı ve çevresindeki ülkeleri nereye götürüyordu? Türkiye ve Türk dünyası için ‘birlik’ koridoru açılıyor olabilir miydi? NATO Eski Kriz Yönetimi Uzmanı Prof. Dr. Sait Yılmaz, İran’da yaşananların dünü, bugünü ve yarınını Milliyet.com.tr’ ye anlattı. İRAN’DAKİ KARGAŞANIN PERDE ARKASINDA NE VAR? İran para birimi, ülke genelindeki hükümet karşıtı protestoların ve 2015 nükleer anlaşmasının bozulmasının ekonomiyi sarsmaya devam etmesiyle 21 Aralık günü rekor seviyede gerileyerek ilk kez dolar karşısında 600 bine düştü. Bu durum halk arasında yoğun protesto ve ayaklanmaları beraberinde getirdi. Yerel para biriminin değer kaybetmesiyle birçok kişi hayat boyu biriktirdiği paralarının eridiğini görmüştü. İran istatistik merkezine göre, enflasyon Ocak ayında yüzde 53,4'e ulaşmıştı. Bu oran iki yıl önce yüzde 41,4 seviyesindeydi. Kötü ekonomik koşullar hükümete karşı yaygın bir öfkeye yol açtı. Tüm bunların sonunda İran belki de aylar, yıllar sürecek eylemlerin pençesine girdi. Protestoların dünyanın son derece karışık olduğu bir dönemde alevlenmesi başka endişeleri de beraberinde getiriyordu. İran’ın egemenliği ve yönetimine yapılacak bir dış müdahale her şeyi değiştirebilir miydi? Prof. Dr. Sait Yılmaz İran’ın karışıklığını ve perde arkasında olanları şöyle anlattı: -ALINTI- “İran'daki protesto ve eylemlerin bir özelliği var. Bir kez başlayınca kısa sürmez. Bazen aylar yıllar sürebilir. İran'daki halk ayaklanmasının farklı parametreleri var. 1979’daki şah yönetimine karşı ilk ayaklanmaların merkezinde mollalar ve çarşı vardı. Yıllar içinde Batılılar ayaklanmalar için hep bir sebep geliştirdi. Yani toplumun değişik kesimleri işçiler, taksiciler, kadınlar derken şimdi gelinen aşamada İran'daki ayaklanma hareketi son aşamaya hazırlanıyor. Bugüne kadar her şey test edildi. Test edilmeyen tek bir şey kaldı. O da halkın eline silah vermek. Şu anda gelinen aşama bu.” - AYRIŞMA BAŞLADI MI? ‘PEZEŞKİYAN HEM TÜRKİYE HEM İRAN İÇİN ŞANS’ Tahran'ın uzun süredir müttefiki olan Venezuela Devlet Başkanı Nicolás Maduro'nun ABD tarafından yaklaşık 35 dakikada kaçırılmasından bu yana, İran devlet medyası operasyonu kınıyor. Bunun yanında sokaklarda ve bazı resmi görüşmelerde, benzer bir operasyonla İslam Cumhuriyeti'nin en üst düzey yetkililerinin, özellikle de 86 yaşındaki Ayetullah Ali Hamaney'in hedef alınabileceğine dair bir soru işareti ortaya çıkıyor. Bu düşünceler, İranlıların daha büyük endişeler duymasına neden oluyor. Bir yandan da ülkede süren ayaklanma ve iç karışıklık durumu daha da kritik hale getiriyor. Pek çok zaman ayaklanmaların zirve noktasında değişen dengeler yönetimi ve rejimi etkilediğinden, İran’ı zayıflatacak, bölecek ya da rejimi değiştirecek hamlenin liderinden önce halkından başlatıldığını sorgulanıyor. İran Dini Lider Ayetullah Ali Hamaney’in kontrolünde Cumhurbaşkanı Mesut Pezeşkiyan tarafından yönetiliyorsa hedef hangi lider? Bu noktada Prof. Dr. Sait Yılmaz İran’ın başında Türk kökenli Pezeşkiyan’ın olmasını ve dini liderin konumunu şöyle açıklıyor: “Batılıların burada birçok stratejisi var. Bu stratejilerin bir tanesi de direkt lideri hedef almaktır. İran bu konuda çok uygun bir adres lakin bunun zamanlaması önemli. Bu halk ayaklanması ile ilgili daha nihai düğmeye basılmadı. Bu ayaklanma şu anda muhtemelen her yerden izleniyor ve İran'ın verdiği tepki de kaydediliyor. Bunun bir kırılma noktası var. O kırılma noktasından sonra bu senaryolar devreye girer. Hedef tabii ki Hamaney, dini lider. Sonuçta Pezeşkiyan'a da onay veren oydu. Yani aday olmasına bile izin verilmesi, Hamarey’in onayıyla oldu. Toplumun gazını alacak en büyük lider aslında Hamaney tarafından pek istenmese de Pezeşkiyan oldu. Yani hem dürüstlüğü, hem de etnik durumu itibarıyla İran'ın bütünlüğüne en uygun lider oydu. Yani Pezeşkiyan İran için de bir şans, Türk dünyası için de bir şans. İran'ın gelecekteki yapılanması için de bir şans olabilir. Son yıllarda şunu izledik, İran'ın kuzeyinde Azerbaycan'ın büyük bir nüfus talebi oldu. Orada Türklerin faaliyeti var. Hatta burada nüfus planlamaları, nüfus rakamları, Kürtlerin rakamları, Kürtlerin varlıkları abartılarak İran'ın bölünmesi böyle başlatılmaya çalışılıyor. Yani biz bu etnik grupları tek tek almak yerine en başta söylediğim gibi bütün İran bölünürse buradan Afganistan'dan tutun Pakistan'a kadar ya da Amerika'nın dahil olduğu birçok karışıklık çıkacaktır. Huzursuzluk çıkacaktır. Yani İran'da bir bölünmeden ziyade, bir rejim değişikliği olmalı.” ‘TÜRK KORİDORU İÇİN İRAN TÜRK BİR BAŞKANLA EGEMENLİĞİNİ KORUMALI’ Pek çok çalışma dünyanın dört bir yanındaki Türkleri bir arada tutmak, aralarındaki ‘mesafeyi’ kaldırıp, ‘bir’ millet yapmak için sürdürülse de, coğrafi olarak yıllar önce Türkler ve Türkiye arasındaki bağ koparılmıştı. Orta Doğu’da devam eden olaylar sürerken göz ardı edilmemesi gereken Türk koridoru için en mümkün adres, tarih boyu 12 medeniyetin yer aldığı ve 7’sinin Türkler tarafından yönetildiği İran topraklarındaydı. Peki bu koridor için İran’ın dağılması mı, yoksa egemenliğini sürdürmesi mi gerekiyordu? ‘Türk yönetici’ detayına dikkat çeken Prof. Dr. Sait Yılmaz sözlerini İran’ın neden bütünlüğünü neden koruması gerektiğini açıklayarak noktaladı. -ALINTI- “Bizim için çıkaracağımız en önemli detay, İran’ın Türk dünyası yani Türkistan'la Anadolu arasındaki en büyük köprü olduğudur. Yani İran'ı, Ermenistan'ı ve Gürcistan'ı kurmalarının nedeni I. Dünya Savaşı'nın sonunda Türklerin Orta Asya ile bağlantısını kesmektir. İşte biz bugün Zengezur’dan o yolu açmaya çalışıyoruz. Ancak bunu Rusya ve Amerika kontrol altına almaya çalışıyor. Bu oyunda İran'ın bölünmemesi, Türkiye'nin faydasına. Çünkü İran'ı eğer bir Türk yönetirse başında bir Türk olursa mesela Pezeşkiyan bu konuda en uygun aktör… O zaman Türk dünyası sadece birleşmez, Basra'ya kadar tüm güç ve kontrol Türklerin elinde olur. İran halkına sahip çıkmak, yönetimin daha demokratik olmasını sağlamak, geçmişte olduğu gibi bir Türk'ün idaresinde yönetim kurabilirsek, bu bizim için en büyük başarı olur. İran'dan büyük bir kavga çıkmasın. Halkın şikâyetleri zaten belli. Bu şikâyetleri giderecek daha demokratik, İran’da en çok Türk var bu nedenle yine bir Türk'ün yönetebileceği rejim sağlamak gerekir. İran nüfusunun yüzde 52’sini Türkler oluşturuyor. Kuzey ve güney Azerbaycan’ı birleştirmek de pek mümkün değil. Kuzeyde 9 güneyde 40 milyon Azerbaycanlı var. İkisi de kendi egemenliğini kurmak ister. Tıpkı bölgedeki Kürtler gibi. Bu yüzden bütün bir İran, Türkiye'nin çıkarıdır.” - Prof. Dr. Sait Yılmaz -