Türk Dil Kurumu, sesi, kulağın algıladığı titreşim olarak tanımlar, insan deneyimindeyse ses, bu tanımı aşar. Önce, görünen ve görünmeyen olarak kategorize edilebilir; araç motorları, düdükler, yağmur, gözle görebildiğimiz somut seslerken, rüzgâr ve nefes ise, hissedilen seslere örnek olabilir. Ağzımızdan çıkan her kelimenin, attığımız her adamın, bastığımız her tuşun evrende dolaşmaya devam ettiği fikri, insanı büyüleyen bir düşünce… Tüm bu sesler, kulak verildiğinde, hayal edebileceğimizden çok daha ilgili çekici ve merak uyandırıcı olabilir. Aramızda, bir martının, kamyonetin, tabancanın ya da bir çınlamanın sesinin tınılarında sürüklenip gidenler şüphesiz vardır. Kerem Kurdoğlu’nun “Sesler” oyunu için yazdığı karakter de işte böyle biri. Salih Bademci’nin Şehrin Acısını Sahneye Sürmek: “Sesler” Oyunu Üzerine yazısı ilk önce Sanat Okur üzerinde ortaya çıktı.