2026 hızlı başladı. Hem de çok hızlı. Tarih bazen bir imzayla değişir, bazen de bir kelepçe şıkırtısıyla. Yılın ilk haftasında ikisini de gördük. Nicolás Maduro’nun Karakas’taki sarayından bir gece yarısı operasyonuyla paketlenip New York’a indirilmesi, diplomasi kitaplarının rafa kalktığı, yerine “icra iflas kanunu”nun geldiği bir milattır. Artık Washington nota vermiyor, doğrudan adrese gidiyor. Dünya bu şoku atlatamadan, haftalardır ısıtılan o soğuk yemek 9 Ocak günü resmen masaya kondu. Donald Trump, bir süredir kapalı kapılar ardında fısıldadığı, mitinglerde şaka yollu dokundurduğu Grönland meselesini bu kez kürsüden ilan etti. Tüm dünya basınının donup kaldığı o cümle, aslında haftalardır yaklaşan fırtınanın adıdır: “Bunu ya kolay yoldan (parasını verip) hallederiz ya da zor yoldan.” Bu lafı bir mafya filminde duysanız yadırgamazsınız. Ama bunu söyleyen ABD Başkanı olunca, İkinci Dünya Savaşı sonrası kurulan o dünya düzenine geçmiş olsun demek düşüyor bize. Zira bu uluslararası hukuka “güle güle” demek aslında. Beyaz Saray’daki hava şu an çok net. Trump için Venezuela bir “demokrasi sorunu” falan olmaktan çıkmıştır. Orası kötü işletilen bir holding, batık bir kredi ve el konulması gereken devasa bir petrol kuyusudur. Ve gereğini yaptı. Grönland ise henüz tapusu alınmamış kupon bir arazi. Bu nedenle orayı da “mülk” edinmek istiyor. Karşımızdaki tablo artık klasik emperyalizm kavramlarıyla açıklanamaz. Bu, jeopolitiği bir “gayrimenkul geliştirme projesi” olarak gören, sınırları tapu kadastro meselesine indirgeyen agresif bir şirket mantığıdır. Arka Bahçe Bitti, Artık ‘Tapulu Mülk’ Dönemi Amerika iki yüz yıldır Monroe Doktrini ile “Latin Amerika benim arka bahçemdir, karışmayın” diyordu. Trump’ın 2026 versiyonu ise vitesi yükseltti: “Burası benim tapulu malım, kiracısı da benim.” Maduro’ya yapılan operasyon, aslında Çin ve Rusya’ya verilmiş en sert, en fiziki mesajdı. Pekin ve Moskova’nın bölgedeki enerji yatırımları, bir gecede Washington’un ipoteği altına girmiştir. Bogota ve Mexico City’ye verilen gözdağı ise diplomatik nezaketten tamamen uzaktır zira bu düpedüz varoluşsal bir tehdit niteliğinde. Trump yönetimi, bölgedeki liderlerin önüne tek bir seçenek koymakta: “Ya benim kurallarımla, benim şirketlerimle oynarsın ya da seni oyun tahtasından kaldırırım.” Bu stratejinin sahadaki yansıması çok daha ürkütücü. Kolombiya’da hükümet, ABD’li enerji devlerine özel imtiyazlar tanıyan yasaları meclisten geçirmek için yoğun baskı altında. Meksika sınırına örülen duvarlar, gümrük vergileri, kartellere yönelik sınır ötesi operasyon tehditleri... Bunların hepsi birer kılıf aslında. Asıl amaç, Meksika ekonomisini ve iş gücünü ABD sanayisine tamamen monte etmek, ülkeyi devasa bir fason üretim atölyesine çevirmek. Egemenlik dediğimiz şey, artık Washington’un izin verdiği kadar yaşanan, sınırları çizilmiş bir illüzyon olabilir. Kuzeyde İşler Karışık: Neden Şimdi Grönland? Peki Trump neden tam da şimdi Grönland için o meşhur “zor yol” kartını açtı? Neden bu acele? Cevap rakiplerin çaresizliğinde saklı. Rusya, Ukrayna steplerinde yoruldu, askeri ve ekonomik enerjisi tükendi. Arktik bölgesindeki hakimiyetini koruyacak finansal gücü azalmak üzere. Ki öte yandan Avrupa Birliği ile her an çatışma riski de kenarda bekliyor. Diğer yanda Çin, Tayvan Boğazı’ndaki gerilimle ve kendi içindeki derin ekonomik durgunlukla boğuşuyor. Trump, bu tarihi boşluğu gördü. Kurt tüccar, rakip firmalar zordayken arsayı ucuza kapatmak ister. Arktik şu an sahipsiz bir hazine gibi. Nadir toprak elementleri, yeni açılan ticaret rotaları ve stratejik konumuyla paha biçilemez bir mülk. Trump, rakipler toparlanmadan tapuyu üzerine almak istiyor. “Zor yol” tehdidi, Kopenhag için diplomatik bir kâbus, egemenlik haklarına bir saldırı olabilir ama Washington için basit, duygusuz bir iş planıdır. Bir de Kanada meselesi var ki, durum orada daha da dramatik. Justin Trudeau gideli, yönetim değişeli bir yıl oldu ama Ottawa’da işler düzelmedi. Aksine, yeni hükümet Washington’un “Entegrasyon Planı” adı altındaki ağır baskısı altında eziliyor. Trump’ın Kanada’ya “51. Eyalet” muamelesi yapması artık bir şaka olmaktan çıkmıştır. Su kaynaklarının paylaşımı, enerji hatlarının kontrolü ve Kuzey Amerika ticaret sahasının tek elden yönetimi gibi konular masadadır. Kanada, kuzeydeki dost bir komşu ve egemen bir müttefik olmaktan çıkmış ve ABD sanayisi için ucuza kapatılması gereken devasa bir hammadde deposuna, bir lojistik üssüne dönüşmüştür. Roma Yanarken: Şirketler Kârda, Sokaklar Kanda Dışarıda bu kadar “büyük” oynayan, harita büken, devlet başkanlarını paketleyip getiren Amerika, içeride aslında kan ağlıyor. Madalyonun diğer yüzü, o parlak “MAGA” şapkalarının gizlediği karanlıktır. Borsada işler tıkırında, orası kesin. Chevron, ExxonMobil, BlackRock gibi devler Venezuela petrollerinin ve Grönland madenlerinin hayalini kuruyor, hisseler her gün rekor kırıyor. Silah sanayii ve güvenlik şirketleri altın çağını yaşıyor. Ama sokakta durum felaket. Amerika “büyük” olurken, sıradan Amerikalılar sadece hayatta kalmaya çalışıyor. Hafta içi Minnesota’da yaşanan vahşeti gördünüz. Bir ICE (Federal Göçmenlik Polisi) memurunun, sıradan bir kimlik kontrolü sırasında bir kadını sokak ortasında vurması, bardağı taşıran son damla oldu. Toplum infial halinde. Ama Washington ne yaptı? Tansiyonu düşürmek yerine polisi daha da militarize etti, sokaklara zırhlı araçlar indirdi. Trump’ın “Hukuk ve Düzen” sloganı, artık banliyödeki vatandaşın güvenliği için değil, devletin otoritesini sorgulayanı ezmek için kullanılan bir sopa işlevi görüyor. Diğer yanda korkunç bir “zombi” salgını var. Philadelphia’dan Ohio’ya, San Francisco’dan Kentucky’e kadar sokaklar, “tranq” ve fentanil yüzünden ayakta duramayan, yaşayan ölüye dönmüş, bedenleri yaralar içinde gençlerle dolu. Bu bir sağlık krizi değil, bu bir toplumsal çöküş. Sağlık sistemi iflas etmiş, ev kiraları uçmuş, çalışan insanlar bile arabalarında yatıyor. Ama devletin aklı fikri Grönland’ın madenlerinde, Venezuela’nın kuyularında. Tıpkı Roma yanarken Neron’un keman çalması gibi şirket bilançoları parlarken Amerikan toplumunun dokusu çürüyor. Sırada Ne Var? Herkesin aklındaki, dudaklarını ısırarak sorduğu o soru şu: Trump nerede duracak? Onu ne memnun eder? Cevabı basit ve ürkütücü: Durmayacak. Çünkü bu bir tatmin meselesi değil, bir güç zehirlenmesi ve piyasa açlığı. O, dünyayı ikili pazarlıklara, anlık al-ver ilişkisine indirmek istiyor. Bu yeni “Pax-Trumpiana” düzeninde hukuk, zayıflar için bir pranga, güçlüler içinse aşılması gereken bürokratik bir detaydır. Avrupa kendi iç siyasi krizleriyle meşgul, Çin ekonomik türbülansla uğraşıyor. Kimse bu “emlakçı” şiddetine dur diyebilecek iradeyi gösteremiyor. Muhtemelen sırada Meksika içlerine yapılacak, kartelleri bahane eden nokta askeri operasyonlar var. Ya da İran’ın enerji sahalarına yönelik, rejimi değiştirmekten ziyade petrolü “güvenlik altına alma” (yani el koyma) odaklı hibrit hamleler göreceğiz. Hatta Tayvan konusunda Çin ile yapılacak devasa bir ticaret anlaşması karşılığında bazı stratejik tavizler verilmesi bile bu tüccar mantığına uygundur. Sonuç net. Trump’ın Amerika’sı dünyayı daha huzurlu, daha adil bir yer yapmıyor. Aksine, kuralların olmadığı, gücü yetenin tapuyu aldığı, uluslararası hukukun “güçlünün hukuku”na evrildiği vahşi bir “Amerikan Batısı”na çeviriyor dünyayı. Maduro’nun New York’taki hücresi, bu yeni dünyanın sembolüdür. Grönland’a çekilen “rest” ise yeni anayasa taslağıdır. Sırada kimin olduğu, Trump’ın sabah uyanınca atacağı tweete, New York Borsası’nın iştahına ve lobicilerin fısıltılarına kalmış durumda. Kemerlerinizi bağlayın, 2026 çok sert, çok kuralsız ve çok gürültülü geçecek. *Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir. Pax-Trumpiana emlak diplomasisi icra dönem Göktuğ Çalışkan, Independent Türkçe için yazdı Göktuğ Çalışkan Cumartesi, Ocak 10, 2026 - 10:00 Main image:
Fotoğraf: AA
TÜRKİYE'DEN SESLER Type: news SEO Title: Pax-Trumpiana: Emlakçı diplomasisi ve küresel 'icra' dönemi copyright Independentturkish: