Yeni-ortaçağcılık ve postmodern dönüşüm: Uluslararası sistemdeki kaotik geçiş

Bu makale, hegemon sonrası dönemin özelliklerin tarifi ve bir büyük savaşla ilgilidir. Politikalar, ideolojiler, devrimler ve belirsizlikler yönüyle sizlere, bugün yaşananların ne olduğu hakkında net bir tarif sunulacak ve gelecekle ilgili de bir çerçeve çizilecek. Giriş Dünya, İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana ideolojilerin ve modernizmin büyük bir çarpışmasına sahne oldu. Bu savaş, uluslararası sistemin modernizmin bir ürünü olarak doğuşunu sağladı. Soğuk Savaş dönemi, “kapitalist evrenselcilik” ile “totaliter evrenselcilik” arasındaki ideolojik sürtüşmenin hâkim olduğu bir denge yarattı. Liberal demokratik sistemin zaferiyle “tek kutuplu” bir dünya düzeni ortaya çıktı; ancak “neoliberal küreselleşme” bu sistemin sınırlarını zorladı ve ağır faturasını çıkara dayalı, pragmatik ve kaotik arayışlarla ödetti. İdeolojiler ve modernizm artık savaşını verdi ve bitti. İki kutuplu dünya düzeni ortaya çıktı. Uluslararası sistem kuruldu ve bugüne dek gelindi. Şimdi neyi arıyoruz? Günümüzün karmaşık yapısı, “yeni-ortaçağcılık” olarak adlandırılan bir dönemi işaret ediyor: Çıkar odaklı, paradoksal, kaotik ve belirsiz… Elbette özellikleri var… Sadece başat güçlere bakalım: Çin’in komünist-kapitalist hibrit modeli, Rusya’nın totaliter-kapitalist yaklaşımı ve ABD’nin liberal kapitalizmi, ideolojilerden ziyade çıkar çatışmaları zemininde buluşuyor. Soğuk Savaş’taki güce dayalı barış, yerini çok merkezli, katmanlı ve hızlı değişimlere açık bir yapıya bırakıyor. Dahası da var… Tezimi size bir şeme üzerinden açıklayacağım. Bu şemada görülen bazı tanımları zaten biliyorsunuz. Ancak buradaki özel durum sırası, önemlileri ve ilişkileri. Önce safhaları üçe ayırdım; mevcut durum, ara dönem ve hegemon sonrası dönem. En sonuncusuna sizler başka isimler takabilirsiniz. Örneğin karanlık dönem diyebilirsiniz veya buna benzer… Analizimde bu dönemleri açıklayacağım. Bazı örnekler de vereceğim. Şunu ifade etmeliyim, aslında kavramsal dizilim en önemlisi… Aşağıdaki şemayı dikkatlice inceleyiniz; öne çıkardıklarım asıl belirleyici değişimler. Mevcuttaki Sanayi devrimi ve modernizm. Sonra buna paralel olan Dördüncü Sanayi Devrimi ve Postmodernizme kayma. İşte buralardayız: Asıl sorguladığımız veya anlamakta güçlük çektiğimiz alan burası. Ya sonra? Küresel postmodern dönemi iyi düşünmemiz gerekiyor, çünkü eşer bir III. Dünya Savaşı olacaksa işte size temel sorunsalımız! Zorluk şurada, acaba bu olası büyük savaşa ne kadar yakınız? Şu an bu ihtimali zayıf gördüğümü çok yazdım, çok anlattım. Önerim: Bu ara dönemin kritik özellikleri öyle yakından takip edilmeli ki bunlar bize zamanın ne olduğunun işaretlerini veriyor. Ara Dönem ve Hegemon Sonrası Dönem (G. Tokmakoğlu) Gerçek Devrimler ile Savaşların İlişkisi Gerçek devrimler sanayi devrimleridir. Gerçek savaşlar, başka deyişle dünya savaşları devrimlerle ilişkilidir. Birinci ve İkinci Dünya Savaşları endüstri devriminin ve modernizmin sonuçlarına bağlı büyük savaşlar idi (veya ikisi bir savaş olarak da görülebilir). Yeni soru: Eğer büyük savaş olacaksa bu neyin savaşı olabilir ve şartları nelerdir? Tezim şu: Modern dünyadan çok postmodern dünya, ideolojilerden çok çıkarlar, siyasal hareketlerden çok endüstri devriminin getirdiklerinin henüz yerleşememesi ve buradaki ileri düzeyli karmaşık çıkar döngüsünün yarattığı kaotik ortam, insanlığın bu şartlardaki arayışları, ara dönemin yerli yerine oturmamış şartları, hepsiyle beraber küresel postmodern dünya düzeninin oluşumu ve asıl o dönemde yeni bir büyük savaşın beklenebileceği ihtimalinin belirmesidir. Dördüncü Sanayi Devrimi (yapay zekâ, biyoteknoloji, siber uzay, nadir toprak elementleri ve yüksek teknolojiler) küresel çapta hayatı dönüştürürken, siyaseti giderek daha fazla “çıkarcı” hale getirdi. Enerji, mikroişlemciler ve siber-uzay yeni rekabet merkezleri oldu. Dördüncü Sanayi Devrimi’nin jeopolitiğe etkisi ise, World Economic Forum gibi platformlarda vurgulandığı üzere, teknolojik liderliğin ekonomik ve askeri güce dönüştüğü bir rekabet alanı yaratıyor. Bu, geleneksel savaş kavramlarını aşan “postmodern savaş” tartışmalarını besliyor: Chris Hables Gray’in Postmodern War eserinde belirttiği gibi, yüksek teknolojili, ağ merkezli, bilgi odaklı ve “kan dökmeden” görünen, ama yıkıcı potansiyeli yüksek bir savaş biçimi. Bu tartışmalar Polemoloji adlı eserimde yer almaktadır. Günümüz savaşları dördüncü nesilden beşinci nesle geçiş noktasında ve kullanılan silah sistemleri ise beşinci nesilden altıncı nesle çıkmaktadır. Bu dönüşümde aşırı silahlanma (stratejik ve nükleer silahlar dahil) döneminde bulunduğumuzu bilmemiz gerekiyor. Savaşlar ve silahlanma dönemleri kendi ekonomik gücünü yaratmaktadır. Buna savaş ekonomisi de denmektedir. Yeni sanayi devriminin getirdiği teknolojik gelişmişlik, silah sistemlerinin çok farklı şekillerde üretilmesini, caydırıcılık sağlamasını, ama en çok rakiplere yöneltildiğinde çok farklı sonuçlar elde edilmesini, böylelikle sert gücün kullanılmasının yaygınlaşmasını belirginleştirir. Yumuşak güç terk edilmiş değil tabii, ama çok teknik bir haldedir. Buna Akıllı Güç demek daha doğrudur, ki bunu etraflıca kitaplarımda ve makalelerimde açıkladım. Yakın dönemde postmodern savaşlara örnekler neler? Ukrayna-Rusya Savaşı, özellikle ilk yılından sonrası, İsrail’in içinde (Gazze) ve çevresindeki (Irak, Suriye, Lübnan, Yemen, Katar) bütün saldırıları, ABD ve İsrail’in İran’a karşı 12 Gün Savaşı, ABD’nin Venezuela’ya müdahalesi vb. Geçiş dönemindeyiz! Jeopolitik yönden Türkiye ve İran analizi başlıklı makalemde de bahsettim, düşünceme göre “kutuplararası ara dönem” (purgatory of polarity) olarak ifade edilen karmaşık bir dönemdeyiz. Ne klasik bipolar (Soğuk Savaş tarzı), ne de tam multipolar! (Daha önce görüşümü, “ Çok kutupluluk bir aldatmacadır ” şeklinde yazdım.) “Ara dönem” (purgatory) yaşanıyor: Güç dağılımı belirsiz, birden fazla aktör (ABD, Çin, AB, Hindistan, Rusya, Türkiye, Suudi Arabistan, Brezilya vb.) etkili olmaya çalışıyor, ancak (şimdilik de olsa) hiçbirisi tam hakimiyet kuramıyor. Belki de ABD adına Trump’ın “Amerika’yı Yeniden Büyük Yap” (MAGA) doktrini bundan dolayıdır. Donald Trump’ın 2015-2016’dan itibaren sergilediği politikalar, bu geçişin somut örneğidir. “Önce Amerika” sloganı, liberal düzeni sorgulamaktadır. Mevcut durum izolasyonist ve milliyetçi tonlarla liberal uluslararası düzenin sorgulanmasını hızlandırmıştır. Bu yaklaşım, Soğuk Savaş sonrası tek kutuplu momenti sonunu getiren faktörlerden biri olarak değerlendirilir. Trump, geleneksel müttefiklere (NATO, AB) karşı transactional (işlemsel) bir tutum benimseyerek, ABD’nin küresel liderlik yükümlülüklerini dar ulusal çıkarlara indirgemiş; Paris İklim Anlaşması’ndan, İran nükleer anlaşmasından ve çeşitli çok taraflı kurumlardan çekilme politikalarıyla liberal kurumların aşınmasına katkıda bulunmuştur. Bu politikalar, hegemonik istikrarı zayıflatarak, Çin ve Rusya gibi aktörlerin yükselişini teşvik etmiş ve çok merkezli denebilecek bir dünyayı hazırlamaktadır.  Trump’ın yaklaşımı, ideolojilerden ziyade çıkar odaklı pragmatizmi ön plana çıkararak, yeni-ortaçağcılığın kaotik ve parçalı dinamiklerini somutlaştırmıştır; örneğin, ittifakların sorgulanması, devlet-dışı aktörlerin ve bölgesel güçlerin artan rolüyle örtüşür. Bu ortamda büyük güç rekabeti artarken, aynı zamanda işbirliği zorunluluğu da doğuyor (iklim, nükleer risk, küresel tedarik zincirleri). Bazı “pivot” ülkeler bu belirsizlikten en çok yararlanan (veya en çok risk alan) aktörler arasında oluyor. Bu ara dönemde, bir üçüncü dünya savaşı beklenmemelidir, postmodern uygulamalar devam edebilir. Ancak yine de söyleyelim, hepsinin sonrasında bir dünya savaşı da benzer postmodern özelliklerin en gelişmiş versiyonu olabilir. Yeni durum için gerekli emareler mevcut: Belirsizlik, çalkantılar, sürprizler, kaotik dinamikler, liderlerin tutucu tavırları, iklim değişikliği, göç dalgaları ve makasın açılması. Küreselcilik tek başına açıklamıyor; yerel mikro yapılar birden küresel güç haline gelebiliyor, hatta uzay kolonileri gibi yeni alanlar (örneğin Ay istasyonları) güç yansıtma mekanizması olarak beliriyor. Yeni-Ortaçağcılık Bu, postmodern siyasetin yeniden tanımlanmasını gerektiriyor. Bu kavramı Türkiye’de en belirgin şekilde geliştiren isimlerdenim. 2024’te yayımlanan Politik Uyanış: Stratejik Güç Birikimi ve Akılcılık Üzerine ve 2025’te yayımlanan Polemoloji: Savaş Bilimi ile Küresel Güvenlik Analizi kitaplarımda, yeni-ortaçağcılığı şöyle tanımladım: “Yeni-Ortaçağcılık, mega kent düzenlerini, elitist yönetimleri, lümpen entelektüel ve politikacıları, taşranın ve varoşun ezilmesini, hukukun tanınmamasını, güçlünün hukukuna itaat edilmesi anlayışının dayatılmasını, kleptokrasi, nepotizm ve otokrasinin yaygınlaşmasını kapsar… Yaratılmış gerçekliği, gerçeklik ötesini (post-truth), yeni-normalleşmeleri, yapay zekayı ve post-modern tutumları kullanır.” Ayrıca, uluslararası müdahaleleri analiz ederken şöyle diyorum: “Bu operasyon, benim ‘Yeni-Ortaçağcılık’ kavramını hatırlatıyor: Hukukun yerini güçlünün keyfiyetine bıraktığı, elitist yaklaşımların hâkim olduğu, yozlaşmanın ve otokrasinin yaygınlaştığı bir dönem.” Her ne kadar cumhuriyet veya demokrasi politik-seçimli yapılar olsa da, siyasete etki eden faktörlerin ortaya çıkması (özellikle yaratılmış gerçeklik ve benzeri sistemlerle) artık bu yapıları etki altına alabiliyor. Bu durum, sağlam siyasal, ideolojik ve kurumsal yapıların tartışılmasına da sebep oldu. Bu konuya sıkça değindim, “yapay gerçeklik içinde derin çelişki”yi vurguladım ve post-truth’un demokrasi, seçimler ve ideolojik tutarlılık üzerindeki yıkıcı etkisini analiz ettim. Bu tür manipülasyonlar, geleneksel demokratik kurumların meşruiyetini sorgulatıyor ve yeni-ortaçağcılığın elitist, keyfi güç dinamiklerini güçlendirir. Anarşik Toplum Bu eğilim, Hedley Bull’un 1977’de yayımlanan The Anarchical Society: A Study of Order in World Politics eserinde ortaya attığı new-medievalism (yeni-ortaçağcılık) kavramıyla örtüşüyor. Bull’un teorisi, realistlerin “anarşi = savaş hali” görüşüne karşı, düzenin anarşi içinde de mümkün olduğunu gösterir. Aynı zamanda liberal kurumsalcılığa (uluslararası kurumlar her şeyi çözer) ve Marksist yaklaşımlara (sınıf mücadelesi belirleyicidir) mesafeli durur. İngiliz Okulu’nun temelinde yatar: uluslararası sistem hem anarşik hem toplumsal niteliktedir. Bull, uluslararası sistemin “anarşik” olduğunu kabul ederken, bunun mutlak kaos olmadığını savunur. Devletler, ortak kurallar etrafında bir “devletler toplumu” (society of states) oluşturur. O, düzenin üç temel amacını vurgular: Devletlerin hayatta kalması, anlaşmaların yerine getirilmesi, şiddetin sınırlandırılması. Bu toplum, güç dengesi, uluslararası hukuk, diplomasi, sınırlı savaş ve büyük güçler gibi kurumlarla sürdürülür. Bull, düzenin üç temel amacını vurgular: Devletlerin hayatta kalması, anlaşmaların yerine getirilmesi ve şiddetin sınırlandırılması. Bull, yeni-ortaçağcılığı gelecek olasılığı olarak sunar: Egemenliğin katmanlı, örtüşen ve parçalı hale gelmesi. Modern dünyada buna örnek: Avrupa Birliği gibi supranasyonel yapılar, devlet dışı aktörlerin yükselişi, teknolojik birleşme. Günümüzde neo-medievalism kavramı, küreselleşme, AB’nin katmanlı egemenliği, çok uluslu şirketlerin gücü, siber uzaydaki otoriteler, özel ordular ve bölgesel ayrılıkçılık gibi olguları açıklamak için sıkça referans alınır. Bu görüş, sonraki yıllarda Stephen Krasner’ın egemenlik tartışmaları, Robert Cooper‘ın “postmodern devlet” kavramı ve Martin van Creveld’in savaşın dönüşümü analizleriyle desteklendi. Stephen Krasner, Robert Cooper, Jörg Friedrichs ve Anthony Clark Arend gibi yazarlar bu kavramı geliştirerek, egemenliğin “parçalı” hale geldiğini savunmuşlardır. Robert Keohane’ın neoliberal kurumsalcılığı, kurumların anarşi içinde işbirliğini sürdürebileceğini söyler. Keohane, 1984’te yayımlanan After Hegemony adlı eserinde, uluslararası sistemin anarşik olduğunu kabul ederken, işbirliğinin sürdürülebilir olduğunu savunur. Devletler rasyonel egoist aktörler olsa da, uluslararası rejimler bilgi akışını artırır, işlem maliyetlerini düşürür, uzun vadeli etkileşimleri teşvik eder ve mutlak kazanımları vurgular. Keohane, hegemonik istikrar teorisini geliştirerek, hegemon sonrası dönemde bile işbirliğinin devam edebileceğini gösterir. Neorealistlerin göreli kazanımlar vurgusuna karşı, kurumlar güvensizliği azaltır ve mutlak faydayı sağlar. Ancak 2026’da, ABD-Çin rekabeti, ticaret savaşları ve kurumların etkinliğinin azalması, neoliberalizmin sınırlarını gösteriyor. Sonuç İnsanlık modern dönemin dünya savaşlarını kapattı. Eğer yeni bir küresel çatışma olacaksa, bu postmodern siyasal sistemlerin belirginleştiği, ideolojilerin değil çıkar ağlarının, teknolojik katmanların ve neo-medieval dinamiklerin hâkim olduğu bir çerçevede gerçekleşecek. Şu an geçiş aşamasındayız: Çok merkezlilik artarken, yeni kutuplaşmanın dinamikleri henüz netleşmedi. Bu belirsizlik, yeni-ortaçağcılığın en çarpıcı özelliği. Çoğu kere vurguladığım husus, bu dönem “politik uyanış” gerektirir; yoksa kaos derinleşir. Gelecek, bu kaotik ara dönemin ne kadar süreceği ve insanlığın bu savruluşa ne kadar dayanabileceği sorusuna bağlı. Bull’un öngördüğü gibi, anarşi içinde düzen mümkün; ancak bu düzen artık klasik devlet merkezli olmaktan çıkmış, postmodern ve neo-medieval unsurlarla dolu bir karmaşıklığa evriliyor. Trump de bize bunun ipuçlarını veren isim!.. Referanslar * Bull, Hedley. The Anarchical Society: A Study of Order in World Politics. Macmillan, 1977. * Keohane, Robert O. After Hegemony: Cooperation and Discord in the World Political Economy. Princeton University Press, 1984. * Tokmakoğlu, Gürsel. Politik Uyanış: Stratejik Güç Birikimi ve Akılcılık Üzerine. 2024. * Tokmakoğlu, Gürsel. Polemoloji: Savaş Bilimi ile Küresel Güvenlik Analizi. 2025. * Tokmakoğlu, Gürsel. “Yapay Gerçeklik İçinde Derin Çelişki”. Independent Türkçe, Eylül 2025. * Tokmakoğlu, Gürsel. X (Twitter) paylaşımları, 2025 (özellikle yapay gerçeklik, post-truth ve demokrasi tartışmaları). * Friedrichs, Jörg. “The Meaning of New Medievalism.” European Journal of International Relations, 2001. * Gray, Chris Hables. Postmodern War: The New Politics of Conflict. Guilford Press, 1997. * Miller Center, “Donald Trump: Foreign Affairs” (2017-2026 güncellemeleri). * Foreign Affairs, “An ‘America First’ World: What Trump’s Return Might Mean for Global Order” (2024-2025). * Hudson Institute, “The Trump Administration’s Belief in Multipolarity” (güncel analizler). * Wikipedia ve çeşitli akademik kaynaklar: Trump’ın dış politikası (2017-2021 ve 2025-), multipolarity ve unipolar moment’in gerilemesi üzerine makaleler (örneğin Brookings, Chatham House, Responsible Statecraft). * Munich Security Report 2025: “Multipolarization.” Munich Security Conference, 2025. * Çeşitli güncel analizler: Polycentrism/multipolarity tartışmaları (2025-2026), neo-medievalism’in güncel uygulamaları (örneğin TRENDS Research, Global Times). *Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir. postmodern dönüşüm Yeni-ortaçağcılık kaotik geçiş Gürsel Tokmakoğlu, Independent Türkçe için yazdı Gürsel Tokmakoğlu Pazartesi, Ocak 12, 2026 - 05:00 Main image:

Görsel: The Atlantic

TÜRKİYE'DEN SESLER Type: news SEO Title: Yeni-ortaçağcılık ve postmodern dönüşüm: Uluslararası sistemdeki kaotik geçiş copyright Independentturkish: