İran’da molla rejimi sallanıyor

İran’da veya Suriye’de veya Irak’ta İsrail’in dürtüklemesi, ABD derin devletinin onayı olmadan olumsuz bir şekilde yaprak bile kıpırdamayacağı kanısını paylaşanlardan biriyim. Ocak 1978’den Şubat 1979’a kadar İran’da olup bitenler, eski Şah Muhammed Rıza Pehlevi’nin halkı isyana sürükleyen kötü yönetiminin yerini bir kere daha (o zamanki Sovyetlerin güdümündeki) komünistlerin alacağı korkusu, Siyonist mekanizmanın “ehveni şer” (kötülerin iyicesi) olarak “İslam Devrimi” fikrine itmişti. Rıza Şah’ın 1925’ten beri süren (gerçekte temeli komşu Türkiye’nin Kemalist Devrimleri olan) reformlarından sonra, Paris’te adeta konservelenmiş şekilde hazır tutulan Ruhullah Humeyni’nin kuracağı “Komünizm ve Sovyet aleyhtarı” hükumetinin, ortaya böyle bir İslam Cumhuriyeti çıkartacağını kimse beklemiyordu. İran’ın yeniden Sovyetler Birliği tarafından işgal edilmesi, komünist bir hükumetin iş başına gelerek Rıza Şah’ın adeta bir batı ülkesine haline getirdiği (ama bu arada ekonomiyi batırdığı, sosyolojiyi altüst ettiği) İran’ı ABD ve İsrail yörüngesinden çıkartacağı korkusu, o zamanki ABD başkanı Jimmy Carter’ın Humeyni’ye “razı olmasını” sağlamıştı. Ama işler daha ilk günden Carter’ın umduğu gibi gitmedi ve Humeyni’nin “İslamcı” kadrosu, ABD elçiliğindeki görevlilerin rehine alındığı 444 gün süren kriz, bu sırada İsrail’in İslamcı olmayanları bile öfkelendiren komplo girişimleri, Irak lideri Saddam Hüseyin’in İran’a saldırısı sırasında başkan Reagan’ın Irak’ı desteklemesi, İran yönetiminin Yemen’den Lübnan’a uzanan Şii Hilali, Irak, Suriye, Lübnan ve Filistin’de Vekalet Savaşları, İran’ın nükleer silah hevesleri ve buna karşı ABD ve İsrail’in İran’ı bombalamaları, özetle son 45 yıldır olup bitenler, ortaya bugünkü kaosu çıkarttı. Kuşkusuz, Amerikasıyla, Avrupasıyla, bütün batının 1979’dan beri uygulanan, zaman-zaman kapsamı genişletilen 11 ayrı yaptırımın, İran gibi petrol zengini bir ülkeyi ekonomik çöküntünün içine atması kaçınılmazdı. Nitekim, İran’da 100’den fazla kent ve kasabada iki haftadır süren kepenek indirme ve kanlı protesto hareketleri hangi ideolojik dürtülerle başlamış olursa olsun, belli ki, İran’da geniş bir kitlede “bıçağın kemiğe dayandığı” kanısının oluştuğunu gösteriyor olmalı. İran’da derler ki, antik çağlardan beri kültürel alışverişin merkezi olmuş Tebriz’deki dünyanın en büyük ve en eski kapalı çarşısı kepenk indirirse, Tahran’da siyasal deprem olur. Bugüne kadar, mesela 2009, 2017-19 ve önceki hafta, Tebriz Pazarı hep açıktı. Ancak hafta sonunda Tebriz’deki pazarda da kepenkler açılmadı. Bu sembolik bir durum tabii. Cumhurbaşkanı Pezeşkiyan, “olayların arkasında ABD ve İsrail’in olduğunu söylüyor; kuşkusuz bu bir gerçek. ABD Dışişleri Bakanı Rubio “İran’ın cesur halkını destekliyoruz” diyerek Pezeşkiyan’ı doğruluyor. İran’ın devrik Şahının oğlu Rıza, önce sosyal medya hesaplarında kendisini Kudüs’te İsrail başbakanı Netanyahu ile kol-kola gösteren resimleri, ardından da Ağlama Duvarı’nda adeta Yahudi gibi dua ederken çekilmiş videoları yayınlıyor; sonra da genel grev çağrısı yapıyor. İslamcılar, protestocuları “satılmış ve beyinleri yıkanmış Amerikan ajanları” diye niteleseler de bu sefer ayaklanma sadece farklı hissettirmiyor; muhtemelen gerçekten farklı bir durum var. Batı medyası “İran rejimi ölüm sarmalına yakalandı” diye slogan-haberlerle gerçeği tam yansıtmıyor. Ancak ABD eski Genelkurmay Başkanı Jack Keane, “Iran İslam Cumhuriyeti son 45 yıldaki en zayıf döneminde” diyor. Olaylar kendi mecrasında ilerleyecek mi? Son zamanlarda yaşadığı güç zehirlenmesi zirve yapmış olan Trump, gösterilere yönelik şiddetle karşılık verilirse, İran’ı vurmakla tekrar tehdit etti. Trump, Suriye’de merkezi hükumetin PKK-SDG teröristlerine karşı operasyonu sonrası bölgede yeni bir yangını başlatmakta tereddüt etmez; ancak olumlu olan, rejimin İslamcı milislerinin şu ana kadar protestoculara karşı şiddet uygulamaması oldu. Mollaların, bu kez ılımlı bir geçişe evet diyecekleri kanısındayım.