Parmak sallamayan mizah

Ata Demirer, gerek sahnede gerek ekranda ya da perdede yaptıklarını hep takip ettiğim bir komedyen. Sevdiğim birçok filmi var, “Tek Kişilik Dev Kadro” gösterisinde çok gülmüştüm, buna rağmen “Ata Demirer Gazinosu”nu yakalamakta biraz geç kaldım. Yakın çevremdeki arkadaşlarımın ikinci – üçüncü turlarına denk geldi benim gidişim. Sanırım uzun zamandır bu kadar gülmemiştim. Bir kere Ata Demirer inanılmaz iyi bir taklitçi, bir o kadar iyi gözlemci. Her anlattığı şeyi öyle bir oynuyor ki hikâyenin bütün taraflarını karşımızda görüyoruz. Sırf Metin Akpınar’la tanıştığı sahneyi izlemek için bile tekrar gitmek isterim, Akpınar’a kendisinden fazla benziyor olabilir. Şakaları da gerçekten komik ve son derece hayata, sokaktaki insana ait. Herhalde Fikirtepe’ye gidiyor ve bıçaklanmıyor, bilemiyorum. Ayrıca güçlü ve farklı renkler taşıyan bir sesi var, konservatuvarda Türk müziği okuduğunu biliyoruz, bu da bir gazino olduğuna göre bolca şarkı var içinde. Taşkın Sabah yönetimindeki, sık sık ‘babalar’ diye saygı duruşunda bulunduğu orkestrayla o şarkıların bazılarını kendi gibi, bazılarını da asıl sahiplerini sahnede yaşatacak şekilde onlar gibi seslendiriyor. O gece Ahmet Kaya’dan “Kum Gibi”yi dinledik, bir de üstüne yapay zekâgörevini de üstlenerek onun sesiyle “Strangers in the Night” söyledi mesela. Pavarotti’nin “Caruso”sunu Levent Yüksel’in “Dedikodu”suna bağladı, Ferdi Özbeğen’imiz de eksik değildi, Sezen Aksu’muz da. Son derece renkli ve eğlenceli bir gazino gecesi yaşadık. Ama bence hepsinden önemlisi üç saat boyunca kendimizi iyi hissettik. Hani sanki her şey yolundaymış gibi, ortada bir dostluk iklimi varmış, insanlar kapışmak için yer aramıyor da birbirine mahalle arkadaşı muamelesi yapıyormuş gibi. Buradan sahneden üzerimize dalga dalga şuursuz bir iyimserlik aktığı anlaşılmasın. Sadece kendisiyle ve etrafıyla barışık, sahici, güler yüzlü, egosuz (ya da en azından egosunu oradan üzerimize fırlatmayan) bir komedyen izledik, o bize hikâyeler anlattı, yakınımızdan, ailemizden, yan komşumuzdan, işte denizden, doğadan, bu toplumun, bu dünyanın hâllerinden söz etti. Kendisini övmedi. Kadınları gömmedi. Onu eleştirmeye cüret edenleri azarlamadı. Parmak sallamadı, parmak. Ve inanır mısınız, oluyor. Satır aralarında belirsiz bir yere laf atıyor gibi görünmek istemem. Aynı kuşağın bir diğer önemli komedyeni Cem Yılmaz’ın dijital platforma yeni gelen gösterisinin yankıları bitmeden üzerine Melis İşiten’in programında Kaan Sekban ile ilgili ettiği laflar eklendi. Ne olmuş, zamanında Sekban ondan Harbiye’deki ilk gösterisinin ‘açılışını yapmasını’ istemiş. Bunun ne derece komik bir istek olduğu üzerine İşiten ile karşılıklı çılgınca güldüler, eğlendiler. Sonunda da “Yapmadığım için darılmış olabilir, darılsa daha iyi” diye bitirdi. Kaan Sekban da “İşin aslı öyle değil” diye cevap verdi sosyal medyadan, o sıralar araları iyiymiş, Cem Yılmaz ile karşılıklı bir minik şaka yapsınlar istemiş. Her ne olduysa oldu da asıl konu, neden ihtiyaç duyar insan yıllar önce aralarında geçmiş bir konuşmayı bugün duyurmaya, onu anlamak zor. Ben Cem Yılmaz’ı da o ilk çıktığı Leman günlerinde bile izlemiş şanslılardanım. O yüzden herhalde bugün kendini getirdiği bu polemiğini taştan çıkaran hâl üzücü geliyor. Elbette kendisine söylendikçe daha da köpürttüğü bütün o aşırı erkek esprileri de, aldığı eleştirilere verdiği tepkiler de… “Yaşıtım kadın kalmadı, 52 yaşında kadın mı var?” diye soruyor ya hani, 52 yaş çok erken, demode olmak için.