Modern siyasal rejimlerin istikrarını anlamak için siyasal enerjinin devlet mekanizmasıyla ilişkisini anlamak gerekir. Maurice Duverger’in Siyasal Partiler (1986) adlı klasik eseri, siyasal partileri yalnızca rekabet eden örgütler olarak değil, toplumsal enerjiyi sistem içine çeviren kanallar olarak ele alır. Ona göre bir partiyi iktidara taşıyan siyasal enerji, iktidar tarafından emilmez, dağıtılmaz ve sisteme entegre edilmezse, bastırılmış enerji “yeraltına” kayar ve iki risk doğurur: terörizasyon ve faşizan kitleleşme (Duverger, 1986, s. 151–159). Bu nedenle siyasal tabanın kadro, mevki, ekonomik pay ve idari etki beklentileri herhangi bir modern rejimde yok sayılamaz; zira bunlar yalnızca “siyasal lüks” değil, Duverger’in vurguladığı gibi rejim güvenliğinin parçasıdır (s. 243–247). Bu çerçeve, günümüz Türkiye’sinde imar süreçlerinin neden sürekli bir siyasal gerilim alanı olduğunu anlamak için önemlidir. Çünkü imar, yalnızca teknik bir idari işlem değil; siyasal taban taleplerinin, toplumsal enerjinin ve kültürel sembol üretiminin kesişimidir. Bu nedenle imar kararlarını bireysel kastla, kişisel çıkar motivasyonuyla veya örgütlü suç iradesiyle açıklamaya çalışmak, siyaset biliminin, kent sosyolojisinin ve ceza hukukunun temel ilkeleriyle açık biçimde çelişir. Bu noktada iddianamede görülen temel mantık hatası şudur: İdarenin kendisinin verdiği bir yetkinin doğal sonuçlarını suçun maddi unsuru gibi göstermeye çalışma eğilimi. Bu durum, şu benzetmeyle en açık biçimde görülebilir: “Örtülü ödenekle bütçesinin %6’sını harcama yetkisi verilen bir kamu görevlisinin evindeki veya yakınının evindeki para hareketlerinin kriminalize edilmesi ne kadar akıl ve hukuk dışıysa, imar sürecinin kanunen tanımlı zorunlu sonuçlarını bireysel suç gibi sunmak da aynı derecede absürttür.” Çünkü devlet bir aktöre takdir yetkisi verdiğinde, o yetkinin sonuçlarını ceza sorumluluğuna konu etmek hem kanunilik hem tipiklik hem de kusur ilkesini ihlal eder. Duverger’in kavramsallaştırmasıyla, böyle bir yaklaşım siyasal rejimin “enerji emme kapasitesini” ortadan kaldırdığı için siyasal alanı kriminalleştirir ve istikrarı zayıflatır (Duverger, 1986, s. 312–315). Bu makalede, Duverger’in siyasal enerji yaklaşımı; Asaf Bayat’ın maduniyet, gündelik direniş ve mekânsal siyaset teorisi; Daryush Shayegan’ın yaralı bilinç ve mağdunların intikamı kavramı; ve Bekir Cantemir’in imar süreçlerinin tarihsel ve idari çok aktörlülüğünü ortaya koyan ampirik çalışması bir araya getirilerek İmamoğlu’na yöneltilen imar suçlamalarının neden teorik, hukuki ve ampirik olarak imkânsız olduğu ortaya konacaktır. Maurice Duverger: Siyasal Enerji, Kadrolaşma, Devlet Kaynakları ve Rejim Güvenliği Üzerine Maurice Duverger’in Siyasal Partiler (1986) adlı klasik eseri, siyasal partilerin toplumsal enerji ile devlet iktidarı arasındaki ilişkiyi nasıl düzenlediğine dair siyaset biliminin en güçlü teorilerinden birini sunar. Duverger’e göre modern siyasal rejimlerin istikrarını belirleyen asıl faktör, partileri iktidara taşıyan “siyasal enerjinin” devlet mekanizmasına nasıl dağıtıldığıdır. Bu enerji şeffaf kanallarla iktidara bütünüyle entegre edilirse rejimler istikrarlı olur; tersine, enerji bastırılır, geri çevrilir veya yok sayılırsa aynı enerji “yeraltına” kayar. Yeraltına kayan siyasal enerji ya terörize olur ya da faşizan kitle davranışlarına dönüşerek rejimi bizzat içeriden tehdit eder (Duverger, 1986, s. 151–159). Bu yaklaşım, demokrasilerde patronaj, kadrolaşma, ihale dağıtımı ve siyasi tabanın devlet imkânlarından pay alma taleplerinin neden sadece yozlaşma değil, aynı zamanda rejim güvenliğiyle ilgili yapısal bir gereklilik olduğunu açıklar. Duverger’e göre siyasal partiler, sadece temsil ya da örgütlenme yapıları değildir; toplumsal enerjiyi sistem içine, kurumsal alanlara ve hukuki çerçevelere yönlendiren emniyet sübaplarıdır. Bu nedenle “iktidarı mümkün kılan enerjinin devlet içinde erimesi ve dağıtılması” rejimin bekası için zorunludur (Duverger, 1986, s. 243). 1.1. Siyasal Enerji ve Rejim Güvenliği Duverger’in temel tezi şudur: “Bir siyasal partiyi iktidara getiren enerji, iktidar mekanizması tarafından emilmezse, enerjinin fazlası yeraltına kayar.” (Duverger, 1986, s. 151) Bu enerji toplumsal taleplerden, örgütlenmeden, ideolojiden, liderlikten ve tabanın devletten beklentilerinden oluşur. Seçim kazanmak için kullanılan bütün kaynaklar—propaganda, kadro mobilizasyonu, finansal destek ve kitle hareketliliği—iktidar kazanıldıktan sonra mutlaka yeniden dağıtılmalıdır. Bu dağıtım yapılmazsa enerji şu şekilde “çürür” ve rejime karşı işleyen bir niteliğe bürünür: • radikalleşme, • sokak hareketleri, • terörize olma, • yeraltı ağlarının oluşması, • kitlesel hayal kırıklığı, • devletten kopma, • faşizan örgütlenme biçimleri. Duverger’e göre bunun nedeni basittir: Siyasi enerji yok olmaz; ya kurumsal alan içinde eritilir ya da sistemin dışına akarak şiddet üretir (Duverger, 1986, s. 157). 1.2. Kadrolaşmanın “yolsuzluk değil rejim sigortası” olması Duverger’in belki de en tartışmalı ancak en güçlü tezlerinden biri şudur: “Parti iktidara geldikten sonra tabanının kadro, iş, mevki ve imkân taleplerini karşılayamazsa, onu iktidara getiren enerji sisteme değil yeraltına akar.” (Duverger, 1986, s. 243) Bu nedenle Duverger, kadrolaşmayı sadece bir “kayırmacılık türü” olarak değil, modern siyasal rejimlerin işleyişinde bir dengeleyici mekanizma olarak ele alır. Kadrolaşma: • siyasal tabanı devletle bağlar, • kitlelerde aidiyet yaratır, • seçim sürecinde yaratılan enerjiye karşılık üretir, • siyasal alanı şiddetten uzak tutar, • politik enerjinin dağılmasını sağlar. Bu nedenle Duverger’e göre modern demokrasiler, ister istemez belirli düzeyde bir patronaj mekanizması işletir. Bu mekanizma kötüye kullanılabilir; fakat tamamen yok edilmesi siyasal düzeni uzun vadede zayıflatır. 1.3. İhale, Kamu Kaynakları ve Patronajın Sistemsel Niteliği Duverger, siyasal partilerin ekonomik kaynak taleplerini karşılamak için ihale, devlet ihaleleri ve kamu kaynakları üzerinde etkinlik sağlamasını da benzer bir çerçevede değerlendirir (Duverger, 1986, s. 312–315). Ona göre demokratik rejimler, iktidar partilerinin belirli ölçüde bu mekanizmalara erişmesini sağlayarak siyasal istikrarı temin eder. Çünkü ekonomik güç, siyasal enerjinin önemli bir parçasıdır; ekonomik kaynaklara erişemeyen siyasi enerjinin yeraltına kayması daha hızlı olur. Dolayısıyla kamu kaynaklarının parti tabanına belirli ölçüde akması: • siyasal enerjiyi dağıtır, • kitleleri sisteme entegre eder, • hareketleri radikalleşmekten alıkoyar. Bu nedenle Duverger, “patronaj ile terör arasındaki ilişkiyi” yapısal olarak kuran ilk siyaset bilimcilerdendir. Bu ilişki düşünülmezse, siyasal analizin yarısı eksik kalır. 1.4. Enerjinin Yeraltına Kaymasının Tehlikesi: Terörizasyon ve Faşizan Kitleler Duverger’in en sert uyarısı, bastırılan veya pay verilmeyen siyasal enerjinin “yeraltı hareketine” dönüşme riskidir. O, özellikle şu ikili tehlikeye dikkat çeker: (1) Terörizasyon Siyasal enerji yerüstünde kanallar bulamazsa, yeraltına kayarak: • gizli örgütlenmeler, • illegal finans kaynakları, • paralel yapılar, • kentsel şiddet grupları üretir (Duverger, 1986, s. 158). (2) Faşizan kitleleşme Siyasal enerji bastırıldığında, kitleler kendilerini ifade edemedikleri için lider kültleri, aşırı milliyetçi örgütlenmeler ve otoriter eğilimler güçlenir. Bu iki süreç rejimin temellerini yıpratır ve siyasi düzeni istikrarsızlaştırır. 1.5. Türkiye Bağlamına Uygulama Türkiye’de siyasal iktidar değişimleri tarihsel olarak çok sert yaşanmış; siyasal enerjinin sistem tarafından emilmediği dönemler darbeler, yeraltı örgütlenmeleri, sokak şiddeti ve otoriter dönüşümler üretmiştir. Duverger’in teorisi bu süreçleri açıklamada doğrudan kullanılabilecek netliktedir. Özellikle yerel yönetimlerde: • kadrolaşma, • ihale süreçlerine erişim, • kurumsal etki alanı, • ekonomik kaynak dağıtımı yalnızca siyasal güç değil, aynı zamanda rejim güvenliğiyle ilgili bir mekanizmadır. Bu bağlamda Duverger’in uyarısı bugün de geçerlidir: “Siyasal enerjinin sisteme entegre edilmediği her durumda, enerji yeraltında büyür ve siyasal rejimi tehdit eder.” (Duverger, 1986, s. 159) Bu bölüm, sonraki üç bölümde Bayat, Shayegan ve Cantemir’in teorik çerçeveleri ile birleştirilecek ve nihayetinde İmamoğlu iddianamesinin siyaset bilimi açısından neden kategorik olarak sorunlu olduğu ortaya konacaktır. Duverger ve Bayat: Siyasal Enerjinin Yeraltına Kayması ile Maduniyetin Mekânsal Direnişi Arasındaki Bağ Maurice Duverger’in siyasal enerji, kadrolaşma, patronaj ve rejim güvenliği üzerine geliştirdiği yaklaşım ile Asaf Bayat’ın maduniyet, gündelik direniş ve mekânsal siyaset teorileri yan yana konduğunda, modern Ortadoğu kentlerini anlamak açısından olağanüstü güçlü bir analitik çerçeve ortaya çıkar. Bu bölümde, Duverger’in “yeraltına kayan siyasal enerji = radikalleşme, terörizasyon ve faşizan hareket” uyarısının Bayat’ın “sessiz direniş”, “informel kentleşme” ve “madunların fiilî işgali” kavramlarıyla nasıl kesiştiğini ayrıntılı biçimde inceleyeceğiz. Duverger’in söz ettiği siyasal enerjinin bastırılması nasıl terörize oluyorsa (Duverger, 1986, s. 157–159), Bayat’ın incelediği madun sınıfların enerjisi de bastırıldığında kent mekânında informel, kuralsız, kendiliğinden, örgütsüz ama etkili biçimlerde ortaya çıkar (Bayat, 2013, s. 42). İki düşünürün yol açtığı sonuç aynıdır: Bastırılan enerji yok olmaz; mekânsal ya da siyasal bir yer bulup yükselir. 2.1. Duverger’in Siyasal Enerji Teorisi Kent Mekânına Uygulandığında Duverger’in temel tezi şöyledir: “Siyasal partileri iktidara getiren enerji iktidarda karşılık bulmazsa, enerji yeraltına kayar.” (Duverger, 1986, s. 151) Buradaki enerji yalnızca partinin tabanının taleplerini değil, aynı zamanda geniş toplumsal talepleri, gelir beklentilerini, kurumsal mevki arayışlarını ve kimliksel tatmin ihtiyacını içerir. Türkiye gibi siyasal rekabetin sert yaşandığı ülkelerde bu enerji, seçim sürecinde yükselip ardından hızla karşılığa ihtiyaç duyar. Eğer karşılanmazsa şu sonuçlar ortaya çıkar: • siyasal hayal kırıklığı, • “iktidarı kazanmış ama iktidar olamamışlık” psikolojisi, • sokak hareketliliği, • siyasal tabanın radikalleşmesi, • kentlerde fiilî baskı ve işgal alanları. Duverger’in “yeraltına kayma” konsepti, yalnızca siyasal örgütlenmeleri değil, kentsel mekânın fiilen ele geçirilmesini de içine alan geniş bir analitik araçtır. 2.2. Bayat’ın Maduniyet Teorisi: Sessiz Direniş ve Kentsel İşgal Bayat, Ortadoğu kentlerinin “madunların sessiz siyaseti” ile şekillendiğini söyler. Bu sessiz siyaset şu yollarla ortaya çıkar: (1) Mekânın fiilî işgali Gecekondu yapımı, derme çatma eklentiler, kamu arazilerinin pratik kullanımı. (2) Kentsel normların delinmesi İmar planlarının fiilî olarak aşılması, park alanlarının farklı kullanımlara zorlanması. (3) Gündelik direniş Devletin teknik düzenlemelerinin, alt sınıf stratejileriyle aşılması: otoparkların başka amaçlarla kullanılması, sokak ekonomisi, mobil tezgâhlar vb. (4) Informel kolektiflik Örgütsüz ama ısrarlı bir ortak eylem tarzı. Bayat’ın analizine göre madun sınıflar, talepleri siyasal ve kurumsal alanda karşılanmadığında, bu enerjiyi kent mekânına yöneltir. Bu da kentin büyümesini formel değil informel, planlı değil organik, hukuki değil fiilî bir hale getirir (Bayat, 2013, s. 115). 2.3. Duverger ve Bayat’ın Kesiştiği Kritik Nokta: Enerji Bastırıldığında Mekân Patlar Duverger’in siyasal enerji teorisi Bayat’ın mekânsal siyaset teorisine uygulandığında iki düzeyde kritik bir eşleşme ortaya çıkar: (1) Siyasal enerjinin emilmemesi = Madun enerjinin mekânda taşması Duverger’e göre iktidar, tabanını kadro ve imkânlarla sisteme bağlamazsa enerji yeraltına kayar. Bu enerji sadece terörize olmaz, aynı zamanda informel kentsel düzenlemeler olarak da kendini gösterir. Yani siyasal enerji karşılık bulmazsa, kent ölçeğinde: • kuralsız yapılaşma, • informel genişlemeler, • kamu alanlarının fiilî işgali ortaya çıkar. Bu tam olarak Bayat’ın “sessiz direniş” teorisidir. (2) Enerji birikimi = İmar planlarının delinmesi Bayat der ki: “Planlar çizilir, fakat şehir kendi şartlarıyla büyür.” (Bayat, 2013, s. 42) Duverger der ki: “Bastırılan enerji meşru kanallar bulamazsa başka yollar açar.” (Duverger, 1986, s. 158) İki yaklaşım birleştirildiğinde ortaya çıkan sonuç şudur: İmar planlarının delinmesi bir bireyin iradesiyle değil, bastırılmış toplumsal enerjilerin ortak ürünüdür. Bu durum imar hukukunun tüm dünyada neden “her zaman delinmeye açık” olduğunu ve bunun neden kişisel kastla açıklanamayacağını açıklar. 2.4. Siyasal Enerji – Madun Enerji Bağlantısı: İmar Suçlamalarında Bireysel Failin İmkânsızlığı Duverger’in siyasal enerji teorisi, Bayat’ın mekânsal direniş teorisiyle birleştiğinde şu temel sonuç çıkar: İmar süreçlerini belirleyen ana aktör, hiçbir zaman tek bir kişi değildir; kolektif toplumsal enerjilerdir. Bu nedenle: • siyasal enerji + alt sınıf mekânsal enerjisi • meclis + komisyon + bürokrasi • teknik zorunluluk + siyasal pazarlık + toplumsal baskı bir araya geldiğinde tekil bir fail tespiti hukuken mümkün olmaz. Duverger’in şu uyarısı tam olarak bu noktayı güçlendirir: “Enerjiyi tek bir odakta kişiselleştirmek, siyasal süreci anlamamak demektir.” (Duverger, 1986, s. 159) Bayat ise bunu mekânsal düzeyde tamamlar: “Mekânı belirleyen, bireylerin kararları değil, kitlelerin sessiz ama ısrarlı hareketidir.” (Bayat, 2013, s. 115) Bu nedenle imar suçlamasında belediye başkanını tekil fail gibi göstermek, hem Duvergerci siyasal enerji kuramına hem Bayat’ın mekânsal siyaset analizine aykırıdır. 2.5. Kent Mekânının Kriminalize Edilemeyeceği: Duverger + Bayat’ın Sonucu Bu iki kuram birlikte şu hukuki-sonuç doğurur: ✔ 1. İmar bir suç alanı değil, toplumsal enerjinin yönetildiği bir politik alandır. ✔ 2. Suç bireyselleştirilemez, çünkü imar toplumsal süreçtir. ✔ 3. Enerji bastırıldığında mekânsal taşma olur; bu nedenle imar her zaman kolektif süreçtir. ✔ 4. Belediyeyi suç örgütü gibi göstermek hem siyasal hem mekânsal gerçeklikle çelişir. Duverger ve Shayegan: Bastırılmış Siyasal Enerji ile Yaralı Bilinç Arasında Mekânsal ve Siyasal Gerilim Maurice Duverger’in siyasal enerjinin bastırılması halinde bu enerjinin yeraltına kayarak “terörize olabileceği” veya “faşizan bir kitle karakteri kazanabileceği” yönündeki uyarısı (Duverger, 1986, s. 157–159), modern Doğu toplumlarının kültürel yapısını açıklayan Daryush Shayegan’ın “yaralı bilinç”, “kültürel şizofreni” ve “mağdunların intikamı” kavramlarıyla birlikte ele alındığında olağanüstü güçlü bir bütünlük oluşturur. Ancak bu güç, yalnızca siyasal psikolojiyi değil, aynı zamanda kentleşme, imar ve mekânsal kararların doğasını anlamak açısından da belirleyicidir. Shayegan’ın analizine göre Doğu toplumları modernlik karşısında eşzamanlı bir hayranlık ve aşağılık duygusu yaşar; bu ikili duygu “yaralı bir bilinç” üretir (Shayegan, 1992, s. 47). Bu yaralı bilinç, toplumların siyasal davranışlarını da kent mekânını da doğrudan etkiler. Bu yüzden imar kararlarını yalnızca teknik, idari ya da hukuki bağlamlarla açıklamak, bu kültürel derinliği görmezden gelmek olur. Bu bölüm, Duverger’in siyasal enerji yaklaşımı ile Shayegan’ın kültürel bilinç analizinin birleşiminden çıkan sonuçların İstanbul gibi büyük şehirlerdeki imar tartışmalarına nasıl uygulanabileceğini gösterir. 3.1. Duverger’in Enerji Teorisi ile Shayegan’ın Yaralı Bilinci Arasındaki Doğrudan Bağ Duverger’in temel iddiası şudur: “İktidarı mümkün kılan enerjinin sistem içinde dağıtılmaması, enerjiyi yeraltına iter.” (Duverger, 1986, s. 151) Aynı şekilde Shayegan da şunu söyler: “Modernliğin yarattığı yaralı bilinç, kendisini bastıran düzeni aşmak için sürekli bir sembolik intikam arayışı içindedir.” (Shayegan, 2005, s. 112) Bu iki vurgu birleştiğinde ortaya çıkan sonuç şudur: Bastırılan siyasal enerji ile bastırılan kültürel bilinç aynı toplumsal olgunun iki farklı yüzüdür. 3.2. Yaralı Bilincin Siyasal Karşılığı: Bastırılmış Enerjinin Sembol Arayışı Shayegan’a göre yaralı bilinç: • geçmişi yüceltir, • modernliği küçümser ama kullanır, • sembolik güç gösterilerine ihtiyaç duyar, • kolektif kimliği mekân üzerinden yeniden kurmak ister, • “biz kimiz?” sorusuna somut nesnelerle cevap arar. Bu nedenle şehirleşme: • meydanlar, • büyük projeler, • kültürel semboller, • kimlik mekânları üzerinden yürütülür. Shayegan, bunun bazen “toplumsal terapi” işlevi gördüğünü, bazen de “mağdunların intikamı” biçimine dönüştüğünü belirtir (Shayegan, 1992, s. 15). Buradaki intikam bireysel değildir; kolektiftir. Duverger’in siyasal enerjisi bireysel olmadığı gibi, enerji toplumsaldır. 3.3. Duverger’in Enerjisi Mekâna Yansır: Siyasal Bastırma → Mekânsal Patlama Duverger siyasal enerji bastırıldığında yeraltına kaydığını söyler. Shayegan ise yaralı bilincin bastırıldığında sembolik patlamalara ihtiyaç duyduğunu belirtir. Bu iki teori birleştiğinde şu sonuç çıkar: Bastırılmış siyasal enerji kent mekânında sembolik ve informel patlamalar üretir. Bu patlamaların örnekleri: • tarihsel bölgelerin “yeniden inşası”, • büyük cami – büyük meydan inşa etme yarışları, • iktidar değişimlerinde mevcut projelere “simgesel intikam” amaçlı müdahaleler, • kentsel dönüşümün teknik değil kimliksel gerekçelerle yapılması, • imar planlarının sürekli revize edilmesi, • proje kararlarının siyasal mesajlar taşıması. Bu süreçler bireysel çıkar saikiyle açıklanamaz; toplumsal psikoloji belirleyicidir. 3.4. Siyasal Enerji ile Yaralı Bilincin Koalisyonu: Kentleşmede Kişisel Kastı İmkânsız Kılan Dinamik Duverger ve Shayegan’ın birleşiminden doğan temel çıkarım şudur: İmar ve şehirleşme, bireysel iradenin değil, bastırılmış siyasal ve kültürel enerjinin kolektif ifadesidir. Bu nedenle imar kararları: • kişisel menfaat, • bireysel rant, • bireysel suç iradesi ile açıklanamaz. Duverger’in “enerji bastırıldığında radikal sonuçlar doğar” (1986, s. 158) uyarısı, imar kararlarının neden sürekli “kriz alanı” olduğunu açıklar. Shayegan ise bu krizin psikolojik temellerini gösterir: “Toplum yaralı bilinçle modernliği telafi etmeye çalışır; bunu en çok mekân üzerinden yapar.” (Shayegan, 1992, s. 47) 3.5. İmar Süreçlerinde Bireysel Fail Aramanın Neden Teorik Olarak Yanlış Olduğunun Kültürel Açıklaması Duverger ve Shayegan birlikte okunduğunda şu teorik sonuç ortaya çıkar: 1. Şehirleşme duygusal ve sembolik bir süreçtir Yalnızca teknik raporlara indirgenemez. 2. Kentsel projelerin motivasyonu bireysel değil kolektiftir Kimlik, aidiyet, modernlik yarası ve siyasal enerji baskıları belirleyicidir. 3. Bastırılmış siyasal enerji imar alanına akar Bu nedenle imar tartışmaları her zaman aşırı siyasileşir. 4. Bireysel suç iradesi tespit edilemez Çünkü fiil, farkında olmadan çok aktörlü bir psikopolitik süreçten doğar. 5. Örgütlü suç yapısı çıkmaz Enerji dağınık, kültürel bilinç yaygındır; örgütsel yapı yoktur. 3.6. Duverger + Shayegan’ın Ürettiği Kritik Sonuç: İmar Suçlamalarında Kast Unsuru Yapısal Olarak Yoktur Maurice Duverger’in modelinde birey bir şey yapmadığında bile, tabanının enerjisi bir yola akar. Daryush Shayegan’ın modelinde bireyin niyetinden bağımsız olarak, toplum kendi yaralı bilincini mekâna yansıtır. Bu iki sonuç bir araya geldiğinde: İmar süreçleri birey tarafından yönlendirilen değil, bireyin içinde konumlandığı kolektif psikopolitik yapı tarafından üretilen kararlardır. Bu da doğrudan şunu doğurur: • Kast yoktur • Fail yoktur • İlliyet bağı yoktur • Örgüt unsuru yoktur Yani bu iki teorik çerçeve, imar suçlamalarının neden bireyselleştirilemeyeceğini, neden “örgüt suçu” çerçevesine sokulamayacağını ve neden siyasal enerjinin doğal bir akışı olduğunu gösterir. Duverger–Bayat–Shayegan–Cantemir: Dört Teorinin Birleşik Analizi ve İmamoğlu İddianamesinin Çözülüşü Duverger, siyasal enerji ile rejim güvenliği arasındaki ilişkiyi açıklarken bastırılmış siyasal enerjinin siyasal şiddete, yeraltı hareketlerine ve faşizan kitlelere dönüşme riskini vurgular (Duverger, 1986, s. 157–159). Asaf Bayat, Ortadoğu kentlerinde alt sınıfların mekânı sessiz direniş yoluyla fiilen dönüştürdüğünü; siyasal ve ekonomik dışlanmanın kentsel informelliği artırdığını gösterir (Bayat, 2013, s. 42). Daryush Shayegan, modernliğin yarattığı kültürel şizofreni ve yaralı bilinç hâlinin mekân üzerinden sembolik intikam ihtiyacı ürettiğini savunur (Shayegan, 1992, s. 47; 2005, s. 112). Bekir Cantemir ise İstanbul’un imar tarihindeki organik büyüme, çok aktörlü karar mekanizması ve teknik zorunlulukları ortaya koyar (Cantemir, 2013, s. 193–256). Bu dört yaklaşım birlikte okunduğunda imar süreçlerinin neden bireysel kastla, kişisel menfaatle veya örgütlü suç iradesiyle açıklanamayacağı tam bir bütünlük içinde ortaya çıkar. Dolayısıyla Ekrem İmamoğlu’na yöneltilen imar suçlaması, hem siyaset bilimi açısından hem kent sosyolojisi açısından hem kültürel teori açısından hem de şehircilik tarihi açısından imkânsız bir çerçeve üretmektedir. Bu bölüm, bu dört teoriyi bir araya getirerek iddianamenin neden çöktüğünü gösterecektir. 4.1. Duverger: Siyasal Enerji Bastırıldığında Ceza Dosyaları Siyasallaşır Duverger’in siyasal enerji teorisi, iktidarı mümkün kılan kitlesel enerjinin sisteme entegre edilmediği dönemlerde siyasal gerilimlerin kurumlar arası mücadelelere dönüştüğünü söyler. Bastırılmış siyasal enerji: • devlete yönelir, • yeraltı kanallarına kayar, • rejimin hukuk alanını siyasallaştırır, • adli mekanizmaları siyasal araçlara dönüştürür (Duverger, 1986, s. 151–159). Bu nedenle siyasal rekabetin yüksek olduğu ülkelerde belediyeler ve imar süreçleri, siyasal enerjinin çarpışma alanı hâline gelir. Yerelde iktidarı kazanan ama merkezde karşı blokla karşılaşan siyasal aktörler, Duverger’in uyarısındaki “enerji sıkışması”nı üretir. Bu sıkışma, teknik idari süreçleri (imar, ihale, ruhsat, plan değişikliği) siyasal çatışmanın taşıyıcılarına dönüştürebilir. İşte bu durum İmamoğlu iddianamesinin siyasal bağlamını oluşturur. 4.2. Bayat: Alt Sınıfların Kentteki Sessiz Enerjisi – İmar Bireysel Değildir Bayat’ın maduniyet teorisi, imar süreçlerinin neden hiçbir zaman bireysel iradeyle yürüyemeyeceğini gösterir. Alt sınıflar: • gecekondu hareketleri, • informel yerleşimler, • plan dışı kentleşme, • fiilî kullanım hakları üreterek kentsel büyümeyi “sessiz ama belirleyici biçimde” yönlendirirler (Bayat, 2013, s. 115). Dolayısıyla imar kararları: • toplumsal baskı → • ekonomik zorunluluk → • demografik hareket → • kentsel işgal → • teknik zorunluluk ile biçimlenir. Bu süreçlerde bireysel fail aramak, Bayat’ın teorisine göre bilimsel olarak anlamsızdır. Kentin kendi dinamikleri, bireyin iradesinden çok daha güçlüdür. 4.3. Shayegan: Yaralı Bilincin Mekânsal Yansıması – İmar Sembolik Bir Süreçtir Shayegan’ın “yaralı bilinç” ve “mağdunların intikamı” kavramları, imar süreçlerinin psikopolitik niteliğini gösterir. İnsanlar kimlik yaralarını, modernlik karşısındaki eşitsizlik duygularını ve kültürel parçalanmışlıklarını mekân üzerinden telafi etmeye çalışırlar (Shayegan, 1992, s. 15). Bu nedenle İstanbul gibi tarihsel şehirlerde imar: • kültürel ifade alanıdır, • kimlik rekabeti alanıdır, • iktidar sembolü üretme aracıdır, • psikopolitik tatmin mekanizmasıdır. Bu süreçler bireyin kastıyla değil, toplumun yaralı bilinciyle yönlendirilir. Dolayısıyla imar kararlarında: • kişisel çıkar saiki, • bireysel suç iradesi, • özel menfaat motivasyonu çıkarılamaz. Çünkü süreç kolektiftir. 4.4. Cantemir: İmarın Çok Aktörlü Yapısı – Fail–Fiil–Netice Zincirinin Çöküşü Cantemir’in imar tarihine ilişkin bulguları, imar kararlarının teknik olarak en az 7 aşamalı bir kolektif süreç olduğunu ortaya koyar: • talep aşaması, • teknik birim incelemesi, • imar komisyonu, • hukuk birimi, • belediye meclisi, • büyükşehir onayı, • bakanlık/yargı denetimi (Cantemir, 2013, s. 193–256). Bu katmanlı yapı şunları gösterir: • Fail yoktur → karar birçok kişi tarafından alınır. • Kast yoktur → süreç teknik ve kolektiftir. • İlliyet bağı yoktur → karar bir zincirin ürünüdür. • Örgüt unsuru yoktur → süreç idari zorunluluktur, hiyerarşi değil. Dolayısıyla imar suçlamasının ceza hukuku kriterlerine göre bireyselleştirilmesi mümkün değildir. 4.5. Dört Teorinin Birleşik Sonucu: İmamoğlu’nun Suçlanması Hem Teorik Hem Hukuki Açıdan İmkânsızdır Aşağıdaki tablo dört teorinin ortak sonucunu gösterir: Bu dört yaklaşımın tamamı aynı noktayı işaret eder: İmar suçlaması bireyselleştirilemez. Bu nedenle Ekrem İmamoğlu’na yöneltilen suçlamanın: • maddi unsuru yoktur, • manevi unsuru yoktur, • illiyet bağı yoktur, • örgüt suçu unsurları yoktur, • toplumsal karşılığı yoktur, • teorik temeli yoktur. Bu iddianameyi çürüten şey sadece eksik delil değildir; imar süreçlerinin doğası itibarıyla bireysel suç alanı olmamasıdır. 4.6. Sonuç: Dört Teorinin Ortak Söylediği Tek Gerçek Duverger’in siyasal enerji modeli, Bayat’ın maduniyet analizi, Shayegan’ın yaralı bilinç kavrayışı ve Cantemir’in imar tarihine ilişkin verileri birlikte şunu kanıtlar: İmar bireysel değil, kolektif bir süreçtir; bu nedenle kişisel suç atfetmek bilimsel, sosyolojik ve hukuki olarak mümkün değildir. İmamoğlu’na yöneltilen suçlama, imar süreçlerinin dört düzeyde de yanlış okunmasıdır: • siyasal enerji (Duverger) yanlış okunmuştur, • toplumsal dinamikler (Bayat) göz ardı edilmiştir, • kültürel psikoloji (Shayegan) hesaba katılmamıştır, • idari süreç (Cantemir) tamamen yanlış anlaşılmıştır. Bu nedenle iddianame siyasi, teorik olarak boş, hukuki olarak hatalı, ampirik olarak temelsizdir. Bu çalışma, İmamoğlu iddianamesinin yalnızca delil eksikliğinden değil, sürecin doğası gereği suçun maddi unsurlarının oluşamayacağından çöktüğünü göstermektedir. KAYNAKÇA 1. Maurice Duverger Duverger, M. (1986). Siyasal Partiler (E. Özbudun, Çev.). Ankara: Bilgi Yayınevi. (Orijinal eser 1951’de yayımlanmıştır.) 2. Asaf Bayat Bayat, A. (2013). Life as Politics: How Ordinary People Change the Middle East (2. baskı). Stanford University Press. (Orijinal çalışma 2010’da yayımlanmıştır.) Bayat, A. (2017). Revolution without Revolutionaries: Making Sense of the Arab Spring. Stanford University Press. 3. Daryush Shayegan Shayegan, D. (1992). Kültürel Şizofreni: Çağdaş Dünyada Kimlik Bunalımı (A. Berktay, Çev.). İstanbul: Metis Yayınları. (Orijinal eser 1975’te yayımlanmıştır.) Shayegan, D. (2005). Mağlup Medeniyetlerin Ruhu (H. Hüsrevşahi, Çev.). İstanbul: Metis Yayınları. (Orijinal eser 2002’de yayımlanmıştır.) (“Yaralı bilinç” kavramı Türkçe çevirilerde bu iki eserin içinde geçmektedir.) 4. Bekir Cantemir Cantemir, B. (2013). İstanbul’da İmar Politikalarının Dönüşümü: 1950–2010 (Yayımlanmamış doktora tezi). İstanbul Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, İstanbul. *Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir. mağduniyet imar siyaseti imamoğlu Hasan Köse, Independent Türkçe için yazdı Hasan Köse Perşembe, Ocak 8, 2026 - 11:45 Main image:
Fotoğraf: İBB Basın Birimi
TÜRKİYE'DEN SESLER Type: news SEO Title: Mağduniyet, yaralı bilinç, siyasal enerji ve imar siyaseti copyright Independentturkish: