Kim daha saygısız?

Futbolda bazı kelimeler vardır; çok söylenir, az yaşanır. "Saygı" da onlardan biri. Dilde durur, sahaya inmez. Ne rakibine saygı gösterirsin, ne hakemine saygı gösterirsin, ne hocaya saygı gösterirsin, bir de kuru kuruya, maç öncesinde "saygı duruşu" der geçersin. Hani, "Sevmesen bile saygı göstereceksin" derler ya, yalan... Türk Dil Kurumu sözlüğü "saygı"yı nasıl tanımlıyor biliyor musunuz?: "Değeri, üstünlüğü, yaşlılığı, yararlılığı, kutsallığı dolayısıyla bir kimseye, bir şeye karşı dikkatli, özenli, ölçülü davranmaya sebep olan sevgi duygusu." "Sevgi" olmadan sevgi duygusu olur mu? Adamlar, Galatasaray'a saygı göstermiyor ki, Galatasaray'ın bir evladının ölüsüne saygı göstersin. Fenerbahçe taraftarının Gökmen Özdenak için saygı duruşunda yuhalaması, ıslıklaması aslında Özdenak'a değil, onun formasına... Çünkü bizde bazı ölümler bile taraf tutar. Başta da dedim ya, saygının içi boşalmış diye... Galatasaray, "saygı duruşu"ndaki saygısızlıktan dolayı Süper Kupa seremonisine çıkmadı. Saygı bekleyen saygı gösterir halbuki... Bu yapılan, organizasyonun sahibi Türkiye Futbol Federasyonu'na karşı saygısızlık sayılır mıydı? Yapılan, televizyonları başında bulunan milyonlara karşı ayıp mıydı? Süper Kupa'nın sahibi olsa tavrı aynı olacak mıydı? Bu sorular, urbasında taşıdığı renklere göre farklı kişilerden farklı cevaplar bulabilir. Fakat, cevabı net olan bir şey var ki, bence Gökmen Özdenak'a en büyük saygısızlık, 5 Ocak'ta yapılmıştır. Defnedilmesinden üç gün sonra oynanan ilk Galatasaray maçı olan Trabzonspor karşılaşmasında bırakın bir saygı duruşunu, sarı-kırmızılı takımın kolunda siyah bir bant bile yer almamıştır. Hadi Türkiye Futbol Federasyonu'nun aklına gelmedi, Galatasaray'da yönetici olmakla övünen, yüz binlerce lira alıp profesyonellik kisvesine bürünenler de mi düşünmedi acaba? O yüzden kimse kimseye kızmasın. Saygı, ancak TDK sözlüğünde kalmış. * * * Meslek hastalığı işte... Olumsuz ne varsa gözümüze bir bir takılır. Ama Galatasaray-Fenerbahçe derbisinde çok hoş bir durum yaşandı. Uzun yıllar görmediğimiz, yaşamayı hayal ettiğimiz bir gerçeklik vardı futbol sahnesinde... Atatürk Olimpiyat Stadı, yarı yarıya iki dev takımın taraftarını ağırladı. Yıllardır, "güvenlik" gerekçesiyle stadın yüzde 5'ini bile konuk takım taraftarını almayanlar, bunun pekala başarılabileceğini gördü. İstanbul Valiliği, dolayısıyla da İstanbul Emniyeti, yaptığı işin ne kadar "tarihi" olduğunu gelecek dönemde daha iyi anlayacaktır. Çünkü artık, "güvenlik gerekçesiyle" deplasman taraftarının önüne set çekme dönemi bitmiştir. Ya da bitmelidir. Bu, Süper Kupa finaliyle görülmüştür. * * * Galatasaray, Okan Buruk'un 3.5 yıllık sürecinde çok az yenilgi aldı. Rekorların adamı olarak lanse edilen Okan Hoca, Fenerbahçe derbisinde, Alman görünümlü İtalyan karşısında bir şey yapamadı. Yaşına bakıp çok mu küçük gördü bilemem. Fakat demir leblebi çıktı Domenico Tedesco... Neden Uğurcan yerine Günay diye sorgulayamam. Kupa kalecisi Günay'dı da, Trabzonspor ile oynanan Süper Kupa finalinde neden Uğurcan oynadı diyemem. Sahada yürüyüp giden Icardi'nin yerine forvette daha değişik varyasyonların neden yapmadığını anlayamam. Takımın kanat ataklarındaki etkisizlik karşısında B planının bulunmamasını bilemem. Ligdeki liderlik de pamuk ipliğinde Galatasaray için... Üç puan, üç puanlı sistemde fark bile değil... Kısacası, güzelliğine güvenme bir sivilce yeter, zenginliğine güvenme bir kıvılcım yeter...