İran'daki protestolar ve Şah tartışması: Emperyal bir geçmişi 'alternatif' diye sunma çabası

İran’da 28 Aralık’ta ekonomik kriz ve yükselen enflasyona karşı başlayan protestolar, kısa sürede siyasal iktidarı hedef alan bir karakter kazanarak ülke genelinde geniş çaplı hükümet karşıtı eylemlere dönüştü. Tahran başta olmak üzere birçok kentte devam eden gösterilere karşı güvenlik güçlerinin sert müdahalesi de sürüyor. ABD ise açık biçimde müdahale imasında bulunuyor. Böylesine bir ortamda Şah dönemini simgeleyen bayraklar da protestolarda boy gösteriyor. Protestolarda Pehlevi monarşisini simgeleyen bayrakların yeniden görünür olması, mollalar rejimine duyulan öfkenin hangi siyasal kanallara yönlendirilmek istendiğine dair önemli bir işaret sunuyor. Batı medyası bu görüntüleri, İran halkının çok katmanlı mücadelesini tarihsel bağlamından koparan bir “Şah alternatifi” anlatısıyla servis ederken, emperyalizmle iç içe geçmiş bir geçmiş bilinçli biçimde parlatılıyor. Ancak İran’da “Şah dönemi” olarak anılan tarihsel kesit, esasında tek başına bir monarşinin değil; petrolün, emperyalist müdahalenin ve toplumsal muhalefetin sistematik biçimde bastırılmasının hikâyesi. Emperyalizmin tercihi: Pehlevi monarşisi İran’da Pehlevi hanedanı 1925’te, İngiltere’nin açık desteğiyle kuruldu. Asıl belirleyici dönem ise II. Dünya Savaşı sonrasında tahta çıkan Muhammed Rıza Pehlevi’yle başladı. Şah rejimi, Soğuk Savaş boyunca İran’ı ABD ve İngiltere için Ortadoğu’da vazgeçilmez bir ileri karakola dönüştürdü. Petrol gelirleri ülkeye akarken, bu servet ne işçilere ne köylülere ulaştı. İran, Batılı tekeller için güvenli bir hammadde kaynağı; Batı bloğu içinse Sovyetler Birliği’ne karşı bir set olarak konumlandırıldı. Şah, bu rol karşılığında silah, kredi ve siyasi dokunulmazlıkla ödüllendirildi. Muhammed Rıza Pehlevi 1953: sandıkta 'demokrasi', sokakta darbe İran’ın modern tarihinde kırılma noktası 1953’te oldu. Petrolü millileştiren ve halk desteğiyle iktidara gelen Başbakan Muhammed Musaddık, CIA ile MI6’in ortak operasyonuyla devrildi. Darbe, yalnızca bir hükümeti değil, İran halkının sandıkta kurduğu iradeyi de hedef aldı. Şah bu darbeyle mutlak yetkilerle geri döndü; İran’da siyasal alan fiilen kapatıldı. 'Sekülerizm' yanılsaması: 'Beyaz Devrim' 1960’larda ilan edilen “Beyaz Devrim”, rejimin vitrin projesiydi. Kadınlara oy hakkı, eğitim hamleleri ve toprak reformu söylemleri, gerçekte yukarıdan dayatılan bir modernleşmenin parçasıydı. Reformlar sermaye çevrelerini ve saray etrafındaki küçük bir zümreyi güçlendirirken, geniş halk kesimleri yoksullukla baş başa bırakıldı. Bu düzenin bekçiliğini ise SAVAK yaptı. CIA ve İsrail istihbaratı tarafından eğitilen SAVAK, işkencehaneleri, kayıpları ve sürgünleriyle rejimin korku aygıtı haline geldi. Solcular, sendikacılar, İslamcılar ve liberaller aynı baskı mekanizmasının hedefi oldu. Şah rejimi, muhalefetin tüm damarlarını bastırarak aslında kendi sonunu hazırladı. 1979: Bastırılan toplumun patlaması 1970’lerin sonunda petrol gelirlerine rağmen artan işsizlik, enflasyon ve yoksulluk; grevlerle, sokak eylemleriyle birleşti. Ordu çözülürken, Şah Ocak 1979’da ülkeyi terk etti. Şubat’ta monarşi yıkıldı. Monarşinin çöküşü, yalnızca iç muhalefetin değil, Batı’nın artık taşıyamaz bulduğu bir müttefikten vazgeçmesinin de sonucuydu. Bu süreçte, üniversitelerde, fabrikalarda, sokaklarda yalnızca monarşiye değil, onu ayakta tutan emperyal düzene karşı da bir hesap duygusu birikmişti. Ancak bu hesaplaşma, örgütlü bir devrimci önderlikten yoksundu. Rejimin çöktüğü anda ortaya çıkan boşluğu dolduran güç, devrimi yapan sınıflar değil, baskıdan görece daha az pay almış ve cami ağları üzerinden örgütlenebilmiş İslamcı hareket oldu. Sürgündeki 'veliaht' Bugün “şah veliahtı” olarak sunulan isim, Şah’ın oğlu Rıza Pehlevi. 1979’dan bu yana ABD’de yaşayan Pehlevi, Batı başkentlerinde “demokratik geçiş” söylemiyle dolaşıma sokuluyor. ABD’de yaşayan Pehlevi, son yıllarda İran’daki protestolara açık destek açıklamaları yapıyor ve Batı medyasında sıkça “demokratik geçiş için birleştirici figür” olarak sunuluyor. Ancak bu figür, İran içinde örgütlü ve kitlesel bir karşılığa sahip olmaktan çok, diaspora siyaseti ve Batılı başkentlerle kurulan temaslar üzerinden varlık gösteriyor. Monarşiyi açıkça savunmaktan kaçınsa da, Pehlevi ailesinin emperyalizmle kurduğu tarihsel bağlar İran toplumunun hafızasında hâlâ taze. "Veliaht" oğul Rıza Pehlevi Emperyal projeler ve halkın kendi mücadelesi Şah dönemi, İran tarihinde modernleşme söylemi altında kurulan bağımlı bir düzenin, petrol üzerinden örgütlenen emperyal tahakkümün ve sistematik baskının adıydı. Bu geçmişin bugün “alternatif” gibi sunulması, İran halkının geleceğine dair gerçek bir seçenekten çok, Batı’nın tanıdık ve kontrol edilebilir bir geçmişe duyduğu özlemi yansıtıyor. İran’da sokaklara taşan öfke ise, bir kez daha, kendisine dayatılan bu sahte ikiliklerin ötesinde bir yol aradığını gösteriyor.