Tuncer Bakırhan: Halep'te tıpkı Halepçe'deki gibi soykırım provası yapıldı

DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, partisinin haftalık grup toplantısında gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Konuşmasının önemli bir bölümünü Halep’teki gelişmelere ayıran Bakırhan, Kürt mahallelerine dönük saldırılara sert tepki gösterdi. Halep’teki Kürt mahallerine dönük Şam yönetimine bağlı güçlerin saldırılarına dikkat çeken Bakırhan, yaşananları Halepçe’ye benzeterek “Son 10 gündür hepimizin gözü kulağı Şey Maksud ve Eşrefiye mahallelerindeydi. Dünya Venezuela ve Karayiplerdeki haydutlukları konuşurken yanı başımızda Halep’te sessiz bir soykırım provası yapıldı" dedi. Bakırhan sözlerini şöyle sürdürdü: "Terörist arıyorsanız IŞİD amblemiyle katliam yapan paramiliter güçlere bakın" Bizim DEM Parti olarak safımız nettir. Halkların ve ezilenlerin her zaman yanındaydık, yanında olacağız. Baskının, şiddetin değil; demokrasinin, yasakların yanında değil, özgürlüklerin, hak arama, hukuk arama mücadelesinin yanında olmaya devam edeceğiz. Bugün Halep gündemi üzerinde de ayrıca durmak istiyorum. Önemli bir gündem. Neredeyse bütün “insanım” diyen, vicdan sahibi Kürt’ün, Türk’ün, devrimcinin, emekçinin, emeklinin vicdanını sızlatan bir mesele olduğu için bu konuda düşüncelerimizi dile getirmek istiyorum. Son 10 gündür hepimizin gözü kulağı Şeyh Maksut’ta ve Eşrefiye mahallelerindeydi. Dünya Venezuela ve Karayipler’deki haydutlukları konuşurken, yanı başımızda Halep’te sessiz bir soykırım provası yapıldı. Ve hala yapılmaya da devam ediliyor.  Şam rejimi ve Türkiye’nin güdümündeki çeteler, IŞİD’in yarım bıraktığı işi tamamlamak üzere harekete geçtiler. Şeyh Maksut ve Eşrefiye’nin 100 yıllık sakinlerine terörist diyorlar. Bunu diyenler gerçeği çarpıtıyor, algı oluşturuyor, yalan söylüyor. Oysa biz canlı yayınlarda IŞİD’in mahallelere akın ettiğini hep birlikte gördük. Televizyon kanalları gösterdi. Terörist arıyorsanız IŞİD amblemiyle oradaki sivillere saldıran, katleden IŞİD’lilere beslediğiniz o paramiliter güçlere bakın. Öyle ki o kadar büyük bir özgüven içerisindeler ki, IŞİD armalarını bile sökmeden Kürt’ü katletmek için o mahallelere yöneliyorlar. Ve bize sessiz kalın diyorlar. Asla sessiz kalmayacağız. Asla bu katliamı, zulmü onaylamayacağız. Biz bu zihniyeti tanıyoruz. Yeter artık. Enfal’de bu zihniyeti gördük. Şengal’de kadınları köle pazarında satan, Kobani’de vahşeti dayatan o zifiri karanlığı biz çok iyi tanıyoruz, çok iyi biliyoruz. Biz bunları daha geçen gün esir aldıkları bir Kürt kadın savaşçıyı binadan aşağı attıkları alçaklıklarından tanıyoruz. "Suriye'nin sorunu selefi, tekçi, ırkçı yönetimdir" Bakın; Halep’te bir binadan aşağı atılan kadın savaşçıya sessiz kalan da, bu vahşeti yapanları destekleyenler de inşallah gün yüzü görmez. Onları unutmayacağız. Hiç sözü eğip bükmeden net olarak ifade edeyim: Halep’te yeni bir Halepçe denemesi yapıldı. Amaç oydu. Yeni bir Halepçe yaratmak istediler. Buradan o karanlık hesapları yapanlara sesleniyoruz. Kim olursa olsun, Kürtleri soykırım kıskacında tutarak çürümüş rejimlerinizi asla ayakta tutamayacaksınız. Kürt’e soykırım salık vererek siyasi hesaplarınızı asla gerçekleştiremeyeceksiniz. Çünkü biz izin vermeyeceğiz. Suriye’nin sorunu topraklarını savunan Kürtler değildir. Suriye’nin sorunu, inançlarını koruyan Aleviler, Dürziler hiç değildir. Evet, Suriye’nin sorunu var. Suriye’nin sorunu; Selefi, tekçi, ırkçı yönetim anlayışıdır. Kürt’ü, Alevi’yi, Dürzi’yi tanımayan, reddeden yönetim anlayışıdır. Kürt anasını görmesin diye tüm imkânlarını seferber eden iflas etmiş akıldır. Bazı olaylara insan baktığında gerçekten muazzam bir fotoğraf görüyor. Değerli arkadaşlar, insanlıktan nasibini almamış çeteler Halep’in Kürt meselesi karşısında yine sahnededir. Milli Savunma Bakanına tepki Birleşmiş Milletler itidal çağrısı yaptı. ABD’den açıklamalar geldi. Avrupa Birliği’nden açıklamalar geldi. Kanada’dan açıklamalar geldi. Kürdistan Bölgesel Yönetimi’nden sağduyu çağrıları yapıldı. Peki kim rejime hemen destek vermeye hazırız dedi? Dünyadan sağduyu ve itidal çağrıları yapılırken, Türkiye Millî Savunma Bakanlığı rejime “Biz seninle birlikte, çağırırsan Halep’e girmeye, Kürtleri dövmeye, sürmeye, orada seninle birlikte çatışmaya varız” dedi. Bunu kabul etmiyoruz. O savunma bakanı Türkiye’nin savunma bakanıdır. 20–25 milyon Kürt’ün yaşadığı bu ülkede bizleri de temsil ediyor. Sadece birkaç dakika empati yapsın Sayın Bakan; kendinizi Türkiye’de yaşayan bir Kürt’ün yerine koyun. Bu manzara size ne anlatır? Bu manzara karşısında hangi duyguları taşırsınız? Sivil Kürt’ün mahallesine top dayamışlar, tankı dayamışlar. Hastaneleri vuruyorlar, camileri vuruyorlar. Kadınlar, çocuklar o toz dumanın içerisinde nereye kaçacağını bilmiyor. Bir de Kürt’e akıl veriyor. Ne yapsın Kürt? Biraz vicdan. Yetmedi mi? Ne istiyorsunuz Kürt’ün Halep’te yaşadığı mahallelerden? Aslında birilerinden bir şey istemeniz gerekiyor. Ama ona yürek ister, cesaret ister. Kürt’e parmak salladığınız gibi sallamanız gerekenler var. Ama ona gücünüz yetmiyor. "Bir gün de Kürdün hakkını savunun ya!" Dönüp herkes kendisine bir sorsun: Hangi ülkenin televizyon kanallarında bu kadar Kürt karşıtı, bu kadar Kürt düşmanı program yapan, yorum yapan başka bir ülke var? Birisi çıkmış diyor ki: “Halep’te Kürtleri kırıyorlar, size ne var?” Be aptal herif! Onlar insan! Onlar bizim canımız, akrabamız, kanımız! Değil Kürt, kim olursa olsun biz bu vahşete karşı çıkarız. Orada mücadele edenlerle dayanışırız. Kardeşlik edebiyatı yapanlara da sesleniyorum. Ya Kıbrıs Türkü’nün hakkını savunduğun kadar Halep’teki Kürt’ün hakkını da savunsaydın, acaba bu soğuk manzara, bu katliam, bu vahşet görüntüleri ortaya çıkar mıydı? Bir gün de Kürt’ün hakkını savunun ya! Bu ülkenin vatandaşları olarak bunu söylemek bizim hakkımız değil mi? Niye mesele Kürt olunca celalleniyorsunuz, tansiyonunuz fırlıyor, parmaklarınız havada? Ayıptır! Günahtır! Ama bunu artık herkes görüyor, herkes biliyor. Bu ülkede Kürt, Türk, Arap, Ermeni, Roman; muhafazakâr, laik demokratlar olarak ölüm ve savaş isteyen bu azınlığa karşı biraz daha cesur olmamız gerekiyor arkadaşlar. Hep birlikte barışı istemeli, bu katliam isteyen ırkçıların maskelerini düşürmeliyiz. Ancak o zaman savaşları, çatışmaları durdurabiliriz; göçleri, sürgünleri durdurabiliriz. "Paris'te İsrail'le mutabakat yapan Kürtler miydi, utanın" Tek derdi Kürt’e dönük saldırılar gerçekleştirmek olanlara soruyoruz. Çünkü bazılarının başka derdi yok. Şam’ın 50 kilometre ötesinde, Golan’da başka ülkelerin bayrakları dalgalanırken, İsrail Şam’ın göbeğinde başkanlık binasını bombalarken görünmez olan o egemenliğiniz, neden söz konusu Kürtler olunca bir anda görünür oluyor? Bunu bir soralım. Halep’te hastaneler vuruldu. Sivil yerleşim yerleri ağır silahlarla dövüldü. Yüz binler günlerce açsız bırakıldı. İsrail’in Gazze’de uyguladıkları, dün ve önceki günlerde Kürtlere karşı Şeyh Maksut ve Eşrefiye’de uygulandı. Gazze için gözyaşı döküp, ertesi gün Halep’i gazzeleştirmeye çalışanların iki yüzlülüğünü hepimiz görüyoruz değil mi arkadaşlar? Gazze’ye ağlayıp Halep’e alkış çalan her kimse, iflah olmaz bir Kürt düşmanıdır. Paris’te İsrail’le istihbarat anlaşmaları yapıp Halep’te Kürt’ün kafasına bomba yağdırmak, anti-Kürt mutabakatının en kirli hâlidir. Hani Kürtler İsrail’le ilişki içindeymiş, İsrail onları destekliyormuş. Utanın ya! Paris’te İsrail’le mutabakat yapan Kürtler midir ya? Bir de utanmadan açıkça bunu söylüyorsunuz. Yalancı algıcılar. Bunların derdi ne İsrail’in genişlemesidir, ne İran’ın güçlenmesidir, ne de IŞİD’in canlanmasıdır. Bunların tek bir derdi var. Nedir? Kürt düşmanlığı. Allah başınıza inşallah Kürt kadar taş düşürsün. Altını tekrar çizmek istiyorum. IŞİD armalı çetelerle sivillere saldırmak, hastaneleri vurmak düpedüz bir cinayettir, katliamdır. Buna göz yumanlar, destek verenler de onun ortağıdır. Çağrımız herkestedir. Halep’teki bu insanlık suçuna sessiz kalmak, IŞİD zihniyetine onay vermektir. Suriye halklarının ve Kürtlerin geleceği bu kanlı pazarlık masalarında değil, halkların onurlu direnişinde ve demokratik birliğinde yazılacaktır. O kirli masalarda Suriye’nin geleceğini yazamazsınız. Saldırılar kalıcı bir şekilde durdurulmalıdır. Ambargo kaldırılmalıdır Halep’te. Daha buraya gelmeden iki mahallenin de giriş çıkışlarını kapatmışlar. Ganimet bulmuş gibi saldırıyorlar o eve, bu eve. Nerede 18 yaş üstü, 70 yaş altı erkek, kadın varsa tamamını gözaltına alıyorlar. Nereye götürüldükleri belli değil, kime teslim ettiklerini bilmiyoruz. Bunlar derhal durdurulmalıdır. Durdurulması için gücü yeten, ilişkisi olanlar harekete geçmelidir. Bir an önce oraya giriş ve çıkışların yapılması için insani koridorlar açılmalıdır. Rehin alınan insanlar serbest bırakılmalıdır. Sivillere ve sağlık merkezlerine yönelik saldırılar bağımsız bir biçimde soruşturulmalıdır. Birleşmiş Milletler, her ne kadar zayıflamışsa da bu kuralsız dünyada Halep’te rolünü oynamalıdır. Günlerdir dünyanın dört bir yanında Halep’teki bu vahşet, katliam, kırım için protesto edenlerin protestoları görülmelidir ve buna uygun adımlar atılmalıdır, diyoruz. Bahçeli'ye sordu: Neden Kürde hep keder düşüyor? Biraz önce bu salonda Sayın Bahçeli’yi de dinledik. Siz dinlediniz mi bilmiyorum. Özellikle Halep ve partimiz konusunda çeşitli değerlendirmeleri oldu. Ben buradan sadece birkaç söylediğinin altını çizip yanıtlarımızı vermek istiyorum. Birincisi, siyasette olması gerekenlere değil, olanlara bakalım. Yani Halep’teki bu vahşete bakalım. Buradan bakıldığında 10 Mart mutabakatına uymayan SDG değil, Kürtler değil, rejimdir; açık ve net ortadadır. Ya daha Nisan anlaşmasıyla SDG Halep mahallelerindeki ağır silahlarını çekmedi mi? Silahlı militanlarını çekmedi mi? Buna rağmen eğer oraya saldırılıyorsa, 10 Mart mutabakatına uymayan Şam yönetiminin kendisidir. Onu destekleyenlerdir, ona cevaz verenlerdir, yol açanlardır. İkincisi, Alevi arkadaşlar da burada anlattı; Alevilere, Dürzilere açık katliam yapanlar bugün Kürtlere yönünü çevirmiştir. Bu da somut bir gerçek değil mi? Biz mi üretiyoruz bunu? Biz buna sessiz kalmayacağız Sayın Bahçeli. Size düşen, oradaki Kürtlerin hakkını, hukukunu müdafaa etmektir. Türk-Kürt kardeşliği diyorsunuz. Alın size fırsat. Üçüncüsü şudur. Sayın Bahçeli, Kürtler ve Türkler kader ve kederde birliktedir diyorsunuz. Kürtler de soruyor: Neden keder kısmı hep bize düşüyor? Hani ikisinde de ortaktık? Halep’tekinin kederi biraz da sizi ilgilendirsin. Halep’te IŞİD çeteleri ve rejim sivil Kürtlere saldırdığında, bu ülkenin savunma bakanı değil mi “Desteğe hazırız” diyen? Hani kederde ortaktık? Siz söyleyin, bir Kürt nasıl hissetsin? Bu durumda ne yapsın, ne desin? Kürtler Ankara’da, Şam’da çözümü ararken Halep’te katliamla yüz yüze bırakılmasının bir rızası var mıdır? Bir vatandaşının tırnağı kanasa emin olun biz yüreğimizde hissediyoruz. Öyle duyarlı insanlarız. Peki bir Kürt kadını katledilip binadan aşağı atıldığında buna da bir tepki vermek gerekmiyor mu? Bunu eleştirmek gerekmiyor mu? Milyonların lanetlediği bu ahlaksızlığı ifade etmek mi Türkiye’yleşmeye halel getiriyor? "Bahçeli parmak sallayanları görmek istiyorsa televizyon kanallarını açıp izlesin" Sayın Bahçeli haklı bir şey söyledi. Sayın Öcalan’ın rolünü vurguladı. Biz de soruyoruz. Mesela 40 günü aşkındır Sayın Öcalan’la bir görüşme yok. Bir yıldır rolünü oynayacağı koşulların oluşması için çağrı yapıyoruz. Ama ortada henüz bir şey yok ya da bizim bildiğimiz bir şey yok. Diyoruz ki artık Sayın Öcalan’ın özgür yaşam ve iletişim koşullarının sağlanması gerekmiyor mu? Değerli arkadaşlar, son olarak DEM Parti elbette sürecin sağlığı ve selameti için, kalıcı bir barış için önerileri olur ve olacaktır. Sayın Bahçeli parmak sallayanları görmek istiyorsa lütfen bu akşam geçmişi bir kenara bırakalım, televizyon kanallarını açıp izlesin. Parmak sallayan bazı iktidar yöneticileri ve medyadaki yüzleri bizzat kendisi görecektir. Bizim uyarılarımız parmak sallama değil, barış için el uzatmaktır. Bunu artık anlayın. Daha önce de ifade ettik ki, bölge ülkelerinin bu sürece pozitif katkı vermesi çağrısını yaptık, yapmaya devam ediyoruz. Ortak kader, ortak bir yaşamdan geçer. Sağduyudan geçer, empatiden geçer. DEM Parti olarak 27 Şubat çağrısının arkasındayız. Çözümden yanayız, barıştan yanayız. Sorumluluk sahibi olan yürütme erki de Meclis’te artık somut adımlar atarak bunun arkasında durduğunu pratik adımlarla kanıtlasın lütfen. "Türkiye için tehdit 15 milyon madde bağımlısıdır" Kürt düşmanlığından ülkenin ahvalini unutanlar ya da unutturmak isteyenler şöyle bir toplum içinde gezinsinler. Yoksulluğun, açlığın, madde bağımlılığının diz boyu olduğunu kendileri göreceklerdir. Kürt anasını görmesin mantığı dış politikada Türkiye’nin elini kolunu bağladı. Sadece bununla kalmadı, toplumsal çürümeyi de büyüttü. Ekonomiyi çökertti, demokrasiyi felç etti, toplumu şiddet sarmalına soktu. Dünya uyuşturucuyla mücadele verilerine göre Türkiye’de madde bağımlısı sayısı 2025’te 15 milyona yaklaştı. Neymiş? Türkiye’de neredeyse her 5-6 kişiden birisi madde bağımlısıymış. Bunu görmüyorlar. Halep’te Kürt ana dilini konuşacak, dolayısıyla konuşmaması gerekiyor diye bütün hazırlığımızı, bütün ekonomimizi, bütün bütçemizi Kürt’ün hak elde etmesinin üzerine kuranların aklı işte 15 milyon madde bağımlısı yarattı. Kullanım yaşı neredeyse 12 yaşına, hatta bazı araştırmalarda 9 yaşına düştü. Ya vicdan! 9 yaşında çocuk madde kullanıyor, o hâlâ Halep’tedir, Şeyh Maksut’tadır. Japonya’da Kürt ana diliyle öğretim görüyormuş, oradadır. Bu tablo iyi bir tablo değil, dehşet verici bir tablodur. Bir an önce kendimize gelip hem Türkiye’de hem Orta Doğu’da toplumsal barışı savunup bu 15 milyon madde bağımlısı başta olmak üzere kendi sorunlarımızla ilgilenelim, çözmeye çalışalım. Merak etmeyin, kimse Türkiye’ye tehdit değil. Öyle bir dertleri yok. Türkiye için tehdit 15 milyon madde bağımlısıdır. Bu yarın daha büyük felaketlere yol açacaktır. Gelin birlikte bunun önlemini alalım. Madem bir dert edinmek istiyorsanız, kendinize ille de bir meşguliyet, bir gündem oluşturmak istiyorsanız alın size 15 milyon madde bağımlısı. Çocuklar ve gençler bağımlı hâle getiriliyor, suç ağlarında kullanılıyor. Sosyal medyada belki izliyorsunuz, insan öldürmeye ilişkin fiyat listeleri yayınlanıyor. Boya göre mi, kiloya göre mi bilmiyorum. Biraz onun bunun fikir ve düşüncesini hemen takip edip gözaltına alınanlar, ya bu insan öldürme fiyat listesini yayınlayanlarla uğraşsın, gözaltına alsın, tutuklasın. Sokaklarda uyuşturucu çeteleri cirit atıyor. Hele gidin bir bölgeye bakın. Türkiye’de uyuşturucu sorunu münferit bir sorun değildir. Toplumsal çürümenin bir sonucudur. Sistematik bir sorundur. Halkın içi yanıyor. Her gün onlarca anne bizi arıyor. Uyuşturucu, kumar, ekran bağımlılığı neredeyse her yere yayıldı. Bu çürümeden çeteler para kazanıyor, sistem görmezden geliyor. Sonuçta yaşamlar dağılıyor, gelecekler karartılıyor. Bu durum toplumda yaşanan çöküşün en sarsıcı göstergelerinden birisidir. Bir de bağımlılıkla mücadele ettiklerini söylüyorlar. Bağımlılıkla mücadele yalnızca tedavi ya da rehabilitasyon politikalarıyla çözülmez. Independent Türkçe Tuncer Bakırhan DEM PARTİ Halep DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, partisinin haftalık grup toplantısında konuştu Salı, Ocak 13, 2026 - 13:15 Main image:

Ekran alıntısı: Youtube

Siyaset jw id: Qp6G9bx8 Type: video SEO Title: Tuncer Bakırhan: Halep'te tıpkı Halepçe'deki gibi soykırım provası yapıldı copyright Independentturkish: