Haskoloğlu vakası medyanın derin sorunlarına işaret ediyor

“Nereye konuşmuş acaba, açıklama mı yapmış, boşluğa mı konuşmuş? Emeğin biraz olsun değeri yok mu?” Gazeteci Gökçer Tahincioğlu soruyordu bu soruyu, X platformunda bir başka mesajı alıntılayarak. Alıntıladığı mesaj, “İbrahim Haskoloğlu” ismindeki hesabın, “Ekrem İmamoğlu, 2. Çözüm Süreci hakkında konuştu” diye başlayan ve İmamoğlu’nun ağzından kimi sözleri aktaran bir paylaşımıydı. İmamoğlu, T24 için düzenli olarak söyleşiler yapan Cansu Çamlıbel’e vermişti mülakatı. Haliyle, yazışarak. Ve haliyle, epey vakit almıştı söyleşiyi yapmak. Haskoloğlu, X üzerinden paylaşım yapmaktan ibaret diğer haber yayıcısı hesaplar gibi alışkanlığı olduğu üzere içeriği, etkileşim alacağını düşündüğü unsurları öne çıkararak özetlemiş, kaynak göstermeden paylaşmıştı. Sonra, mesele büyüdü. Daha doğrusu, İbrahim Haskoloğlu büyüttü. Önce, Gökçer Tahincioğlu’na “T24 isimli yayın organı satılmış bir yerdir” diye başlayan bir yanıt verdi, “bugüne kadar yaptığı tüm haberleri çaldıklarını ama bir kez dahi kaynak vermediklerini” öne sürdü, sonra da “Bunların hiçbir zaman adını kullanmayacağım” diyerek, kaynak vermemesini gerekçelendirmeye çalıştı. Ardından, Haskoloğlu’nun kendisine tepki gösteren kimi isimlere özel mesaj yoluyla hakaret ettiği ortaya çıktı. T24’te yazan diplomasi muhabiri Barçın Yinanç ve gazetecilik bölümünde akademisyen olan Süleyman İrvan, Haskoloğlu’nun kendilerine gönderdiği “eğer sen adamsan…”, “boş yapma”, “defol” gibi ifadeler geçen mesajları paylaştı. Haskoloğlu, bunun üzerine, tipik bir sosyal medya etkileşimcisi olarak konuyu tartışmak yerine T24’ün “Türk yerine Türkyeli dediği” şeklindeki çok derin eleştirisini dile getirdi ve kendi eylemlerinin konuşulması yerine, kitleleri kendi tarafına çekme çabası taşıyan ilgisiz bir ikilik yaratmaya çalıştı. Sonuçta çok sayıda gazeteci de Haskoloğlu’nu eleştirdi. Eleştiriler, X’teki hesapların, gazetecilerin haberlerini kaynak göstermeden kullanarak emek hırsızlığı yaptığı, Haskoloğlu’nun da bunu sürekli yaptığı noktasında yoğunlaştı. Haskoloğlu, üzerinde durmayı gerektirmeyecek ciddiyet ve önemde bir hesap. Elbette tek kişilik bir hesabın, her gün onlarca haber içeriğini kendisinin araştırarak ortaya çıkarması mümkün değil, dolayısıyla bir hırsızlığın söz konusu olması kaçınılmaz. İbrahim Haskoloğlu hesabı da bu konudaki tek örnek değil. Kime ait olduğu, kimin çalıştığı bilinmeyen, künyesi olmayan, bir kısmı çeşitli siyasi odakların manipülasyon amacıyla kullandıkları çok sayıda X hesabı da benzer mantıkla, “çalıp çırpıp paylaşmakla” iş görüyor. Sıkıntı, başkalarının haberlerinin çalınması ve X’ten etkileşim üzerinden para kazanılmasından da ibaret değil. Gazetecilik ilkeleri, teyit ve hesap verme mekanizmaları olmayınca daha ağır toplumsal sonuçlar ortaya çıkabiliyor. soL, bir örneği detaylıca ortaya koymuştu: Twitter'ın sahtekar hesapları, 15 yaşında ölen çocuk işçi Ömer'in ailesini nasıl kahretti? 'Gazeteci olanlar' ve 'olmayanlar' hatası Sosyal medyanın etkileşimle para kazandırması, zaten internet gazeteciliğinin sorunu olan derinleşme, teyit ve nitelik kaybı başlıklarını daha da ağırlaştırdı ve sansasyonelliğin, çarpıtmanın, gerçeğin hıza kurban edilmesinin ivmesini giderek artırdı. Daha ağır başka bir maliyet, sosyal medyanın okur alışkanlıklarını da şekillendirmesi. İstatistikler, X’in sitelere pek okur kazandırmadığına, çünkü bu platformdaki kullanıcıların yalnızca platformda yazıldığı kadar bilgiye göz atıp onunla yetindiğine işaret ediyor. Öğrenmenin yerini giderek malumatfuruşluk arayışının aldığı bir dünya, kullanıcılarını da buna alıştırıyor. Öte yandan, haberciliğin önündeki sıkıntılar düşünüldüğünde, Haskoloğlu benzeri hesapların ağırlığı epey düşük. Pek üzerinde durulmasa da, şu an dünyadaki en büyük tekel olan Google da benzer mantıkla çalışıyor: Sayısız gazetecinin ürettiği haberlerin “pazar yeri” olarak, kendisinin üretiminde hiç dahli olmayan içerikler üzerinden büyük paralar kazanıyor. Nitekim çeşitli ülkelerde Google, devletlerin “böyle iş olmaz” demesi üzerine yayınlara kârından pay vermeyi kabul etti. Türkiye’de TBMM’deki Dijital Mecralar Komisyonu da birkaç kez Google ve diğer tekellerin temsilcileriyle görüştü. Şimdiye dek Gönenç Gürkaynak ve dostlarından oluşan Google ekibi, Google’ı temsil ettiklerini bile kabul etmedikleri görüşmelerde TBMM’yle dalga geçer bir tavır takındı ve herhangi bir adım atılmadı. Yayınların paralarını doğrudan okur ve izleyicilerden almadıkları her model, başka sorunları beraberinde getiriyor. Reklam gelirleri, yayınların reklamları veren devlet ve şirketleri eleştirmekten imtina etmesiyle sonuçlanıyor. Yabancı fonların siyasi etkileri çok daha derin. Basın İlan Kurumu’ndan (BİK) alınan gelirler, BİK’in “günde 200 haber girilecek” gibi mantıksız dayatmaları nedeniyle siteleri durmadan anlamsız haberler pompalamasını tetikliyor. Google reklamcılığının kazanılan parayı tıklanmaya dayandırması, zaten daha ortada Haskoloğlu yokken bizzat gazetecilerin ve gazetelerin sürekli birbirlerinden haber çaldığı bir ortamın oluşmasına sebep olmuştu. İbrahim Haskoloğlu’na gazetecilerin topluca tepki göstermesinin, özellikle şahsın seviyesizliği nedeniyle anlaşılır bir tarafı var. Fakat meselenin “gazeteci olanlar” ve “olmayanlar” ayrımından okunması büyük bir hata. Haberciliğin, Haskoloğlugiller olsa da, olmasa da çok büyük sorunları var zaten. Doğrudan ve yalnızca okurların finanse ettiği gazeteler yaratılmadan da bu sorunlar çözülemez. soL’da sağlamaya çalıştığımız, tam olarak bu. Abonelik çağrımızı bir kez daha yineliyoruz.