Türkiye Teksas'a döndü

Türkiye’de kısa sayılmayacak bir süredir devam eden siyasi ve iktisadi ortam, ülkenin ahvaline dair ciddi soru işaretleri yarattı. Bu soru işaretleri yoksulluğun, gelecek kaygılarının ötesinde Türkiye’de yaşayanlar için hayatlarına ilişkin güvenliğe dair endişeleri de içeriyor. Organize suç ve suç gruplarının edindiği görünürlüğün yaygın hale gelen bu ruh halinde su götürmez bir payı var. Ancak birbirlerini öldürmekte, birileri adına öldürmekte, suç işlemekte gözünü bu denli karartmış genç insanlar birdenbire peyda olmadı. Karanlık görünen resmin arkasında kapitalizmin kuralsızlığıyla, ekonomisiyle, hatta yarattığı insan malzemesiyle doğrudan bağlantılar var. Buzdağının ardı Kapitalizm, sermayenin sonsuz büyüme talebi sebebiyle tarihi boyunca kanunlara dayanan “meşru” yapısı içerisinde kapsayamadığı ticari, finansal ve politik alanlar yarattı. Kimi zaman pasta o kadar büyüdü ki yasallık kılıfına sokulmak zorunda kalınan vurgunlar gerçekleşti, borsa spekülasyonu, kumar, borçlandırma gibi yöntemler, kazanç kapısı olarak sunulduktan sonra emekçilerin başına patladı. Sistem açısından yasallığın ve meşruluğun bir süreliğine göz ardı edilebileceği kimi coğrafyalarda ise sermaye sınıfının tercihi tam boy bir terör ve korku iklimiydi: Bazı coğrafyalar tamamen orman kanunlarına teslim edildi. ABD’nin etrafında bulunan (hatta devrimden önceki Küba da dahil) adacıklar, Avrupa’da ise özellikle 90’lardan itibaren Kafkas ve Balkan coğrafyası bu açıdan merkez üslerdi. Silah ve insan kaçakçılığı, uyuşturucu trafiği son derece medeni olduğu anlatılan kapitalist merkezler adına bu ülkelerde palazlanıyordu. Son on beş yılımıza AKP iktidarı içerisindeki bölünme ve darbe girişimiyle sonuçlanan hesaplaşma, yol ayrılıkları, komşu coğrafyalardaki emperyalist “fırsatlar” damga vururken ülkemizde emekçilerin örgütlülüğü geriledi; haklarına, geleceklerine sahip çıkma refleksleri zayıfladı ve Türkiye kapitalizmi de önündeki fırsatlar karşısında legalite ve meşruluğun “o kadar da önemli” olmadığında karar kıldı. Bu noktada sermaye düzeninin, kendi sürdürülebilirliği adına olumsuz görünen olguları kökünden kopartıp avantajına çevirme kabiliyetine dair muazzam bir örnek var: Geleceksizlikle, yoksullukla yoğrulan, bu düzenden ümidini kesmiş milyonlarca genç. Öfkeliler, yaşadıkları düzene dair bir umut taşımıyor, hatta memleketlerinin yarınlarıyla bağ kurmuyorlar. Bu toplamın bir açıdan düzenle gemileri yakmasını bekleriz. Fakat böyle olmuyor. Hayatları boyunca ulaşamayacakları zenginlik, lüks, “prestij” ayaklarının önüne birkaç kere tetik düşürmeleri karşılığında seriliyor. Hayatta kalabildikleri 2-3 aylığına olsa da... Yani merceği çok yakına ayarladığınızda yalnızca acımasızlık ve dehşetten oluşan görüntünün arkasında sistematik, bu düzenin karakteriyle ilişkili son derece kuvvetli bağlantılar var. Hele de söz konusu olan şey paraysa. Suçun ekonomisi Gazeteci Timur Soykan, Baronlar Savaşı adlı kitabında 2014’te içerisinde tonlarca uyuşturucu bulunan bir tankerin yakalanmasını anlatıyor. Bu devasa sevkiyatın durdurulması, tarihteki en büyük uyuşturucu operasyonlarından biri. Ucu İran, Yunanistan ve Türkiye’ye uzanan çeteler için 250 milyon dolar değerinde mali kayıp yaratıldığı öngörülüyor. Bu denli büyük bir zarar, ilgili aktörlerin arasında yıllara yayılacak bir savaşın başlamasına yol açıyor. Bu tarihten itibaren başlayan silsileyi bu yazı ölçeğinde detaylandırmak mümkün değil. Ancak 250 milyon dolar, söz konusu suç ekonomisinin büyüklüğüne ilişkin fikir veriyor. Türkiye’nin sınırlarının silikleştiği, eli silahlı cihatçı örgütlerin güçlerini katladığı, ekonomik darboğazın derinleştiği bir konjonktürden bahsediyoruz. Aklımıza gelecek her türlü yasa dışı finansal kaynağın lojistik rotasının tam merkezinde yer alan bir ülkede, yerli patronlar sınıf atlasınlar diye sınırötesi operasyonlarla halkın güvenliği öncelikler arasından kalkarken yaşıyoruz. Bu dinamiklerin Türkiye’nin en yoksul semtlerinde, Nurtepe’de, Hasköy’de, Bağcılar’da bahsi geçen paraların kırıntıları için feda olmaya hazır gençler yaratmaması imkânsız. Türkiye 2019’da dünyada en çok eroin yakalanan ikinci ülke oldu. İran ve Afganistan’dan Balkanlar’a doğru yönelen rotada geçiş noktası olmanın ötesinde, pazar payı yüksek bir başka uyuşturucu olan kokain kullanım ve yakalanma oranının son 3 yılda katlanarak artması, sadece komşu ülkelerle değil, Latin Amerika’daki uyuşturucu kartelleriyle geliştirilen bağların da derinliğini ortaya koyuyor. Çetelerin tek faaliyet alanı uyuşturucu ticareti değil. Sokak hakkı denilen haraç uygulamasının yaygınlığı, Kıbrıs merkezli bahis firmalarıyla kurulan ilişkiler ve taşeron tetikçilik, büyük finansal kaynaklardan bazıları. Hatta Türkiye merkezli çetelerin bu konulardaki ünü o kadar yayıldı ki bir suikast biçimi olarak motosikletli saldırı Türkiye’den Avrupa’ya ihraç edildi. Sırp Skaljari Çetesi’nin liderinin yıllarca süren savaştan sonra İstanbul trafiğinde böyle bir saldırıyla öldürülmesi ve suikastin bedelinin 1,5 milyon dolar olması, olayı örnek bir “hizmete” dönüştürüyor. Suçta dünya lideri! Türkiye 2025 verilerine göre küresel organize suç endeksinde dünyadaki 193 ülke arasında 10. sırada. Önceki yıla göre 4 sıra daha yüksekte. Türkiye’nin organize suça karşı koyma konusunda ise aynı endekse göre puanı 10 üzerinden 3,96 olmuş, bu skorla 193 ülke içinden 131. sıraya yerleşmiştir. Bu puan, yargı sisteminin etkili ve bağımsız karar verebilir olması, kara para aklamayla mücadele, dış aktörlerin müdahale imkânları gibi birçok farklı metrikle hesaplanıyor. Geçen yıl operasyon düzenlenen çetelerden “Çukur Çetesi”nin, yani yalnızca tek bir çetenin el konulan mal varlığı 11 milyar TL. Türkiye’nin kokain ticaretindeki rolü artıyor. 2025’te küresel ortalama 10 üzerinden 5,20’yken Türkiye’nin kokain ticaret skoru 8,00. Çetelerden birine yönelik yürütülen soruşturma iddianamesinde savcılık, çete üyesi çocuklar için “Kamikaze dronu gibi kullanılıyorlar” ifadesini kullandı. Yıllık bazda her suç örgütü için ayrı ayrı milyarlarca dolarlık ticaret anlamına gelen bu rakamlar aslında bu çetelerin gençleri nasıl kolayca “kazanabildiğini” de ortaya koyuyor. Türkiye’de lise çağında çocuklar artık bir yana baktıklarında MESEM ile patronlar için ucuz işgücü olarak iş cinayetinde ölmeyi, bir yanda ise motosiklet üstünde silah patlatmayı görüyor. Daltonlar çetesinin lideri olduğu iddia edilen Can Dalton lakaplı Beratcan Gökdemir'in doğum gününde Türkiye'nin farklı illerinde ve yurtdışında bu pozlarla "kutlama" yapıldı. Suçu sürükleyen çeteler Görünürlüğü ve popülerliği artan organize suçun iki yeni karakteristik özelliği var: Birincisi, saydığımız sebeplerle üyelerini geçmişe nazaran çok daha genç bir yaş kuşağından kazanabilir olmaları. Türkiye’nin politik ve ekonomik gerçeklerinin ikna için erişilebilir hale getirdiği bu toplam, hedef tahtasının tam ortasında. İkincisi ise mafyanın geçmişte kimi teamülleri delmemek adına göz önünde bulundurduğu, gizliliğe dikkat etme kanununun delik deşik edilmesi. Bu da aslında, dünya genelinde günden güne artan çürümenin ve organize suç oranının yeni koşullara uyum sağlama başarısı gösterdiğini, kapitalizmin ihtiyaç duyduğu alanlara müdahale edebilmek için illegal enstrümanların da güç biriktirmeyi başardığını gösteriyor. Emekçi sınıflar için hiçbir zaman meşruiyet edinemeyecek bu organizasyonlar, benzer şekilde İtalya, Kolombiya, Meksika gibi ülkelerde de hedefe en yoksul emekçi kesimleri oturtuyor, faaliyet ve propaganda alanlarını farklı kanallara yönlendiriyor, özgün koşullara göre kendilerini tekrar şekillendiriyorlar. Meksika’da karteller kendi silahlı kuvvetlerini oluşturup ağır silahlarla doğrudan polisle çatışmaya girmeyi göze alırken, geleneksel İtalyan mafyası artık göze batmayan bir finans spekülatörü olarak faaliyet gösteriyor. Türkiye’deki çetelerin kazandığı yeni görünümün de hem yargı ve bürokrasi aygıtı içerisindeki boşluk ve zaaflardan yararlandığını, hem de bölgedeki uluslararası politik gelişmelerden teçhizat ve kadro bağlamında kapasitelerini artırmak için faydalandığını söylemek mümkün. Organize suç, kapladığı hacim ve günümüz imkânlarıyla takip edilebilir, cezalandırılabilir, ortadan kaldırılabilir niteliği geçmişe göre daha net şekilde taşıyor. Ancak bu yapılar, düzen adına edinmeyi başardıkları işlevlerle kapitalizm açısından hâlâ vazgeçilmezler. Soğuk Savaş döneminde Avrupa’da antikomünizmin başat öznesi olarak şekillenen mafya ve çeteler, günümüzdeki varlıklarını bu sayede sürdürüyor ve güçleniyorlar. Dolayısıyla güçlenmeye devam etmelerinin bir sebebi de kapitalizmin antikomünizme tekrar ne zaman ihtiyaç duyacağını bilmiyor olması. Tiktok propagandası Tiktok Çin merkezli bir sosyal medya platformu olarak kullanıcı ve görüntüleme bazında Instagram, Snapchat gibi rakiplerini alaşağı etti. Diğer platformlardan en büyük farkı, içerik ortalamasının “estetik” kaygısından uzaklığı diyebiliriz. Dijital alışkanlığı yüksek olmayan kullanıcıların günlük hayattan kesitleri herhangi bir filtre uygulamadan paylaştığı ve çok daha kolay etkileşim edindiği Tiktok’un Türkiye’de 40 milyonu aşkın kullanıcısı olduğu biliniyor, özellikle 18 yaş altı çocuklar içerisinde çok yaygın. Çeteler Tiktok’u bir propaganda aracı olarak kullanıyor. Birbirlerine lüks arabalarda çektikleri videolarla meydan okuyor, gittikleri mahalle baskınlarında canlı yayınlar açıyor, birilerini darp etmeyi veya kurşunlamayı adeta gündelik hayatın bir parçası haline getiriyorlar. Bu videolarda sık kullanılan rap şarkılarından bazıları, çete liderleri talimatıyla yazdırıldığı gerekçesiyle iddianamelere dahil oldu. Paylaşıldığı anda yüz binlerce görüntülenme elde eden, onlarca “fan hesabı” açılan bu yöntem, geleneksel medyanın radarına girmese de çetelerin halkla buluşması için önemli bir araç.