Bir mekân bulunuyor önce, güç bela depozito, kira filan ödeniyor, boyası badanası, sonra masalar ayarlanıyor belki her biri birbirinden farklı, sandalyeler renk uyumundan uzak... Birisi evinden çaydanlığını getirip veriyor, diğeri perdesini dikiyor. Çay ve şeker alıp getiriyor bir diğeri, önünden geçen birileri meraklı gözlerle inceliyor karınca kolonisine benzeyen bu koşturmacayı. Hazırlıklar tamamlanınca kırmızı önlüklerini giyenler mahalleye çıkıyor, kapınızı çalıyor ve mahallenize semt evi açıldığının müjdesini veriyor. Bakmayın eşyaların uyumsuz gibi durduğuna, birlikteliğin evi açılıyor; işçilerin, çocukların, kadınların, emeklilerin evi, mahallenin semt evi açılıyor... Bu yazıda düzenin emekçilerin hanesinden çaldığı siyasal ve kültürel bir zeminin yeniden inşası için TKP semt evlerinin anlamını ve dayanışmayı ele almaya çalışacağız. Çürümeden ne anlıyoruz? Bildiğimiz ve tanık olduğumuz bir şey var, kapitalizm insanı çürütmeden yola devam edemez; bireyin çok yönlü gelişimini engeller. Burjuva ideolojisi insanlarda birbirleri için yardımcı olma, birbirlerinin gelişimini ve yeteneklerini destekleme gibi ilişkileri bozar, baskı altında tutar. Bu sömürü düzeni, yarattığı rekabet ortamına alternatif her türlü yan yana gelişten rahatsız olur. Kapitalizm insanı her anlamda yalnızlaştırmaya çalışır ve yalnızlığı teşvik edecek araçlar sunar. Yalnızlık, hele hele bu kadar yoksullaştığımız bir dünyada çürümeyi de yanında getirir. TKP’nin semt evleri, bu yalnızlığı aşma iddiasının sonucunda ortaya çıktı. İlk semt evleri kurulmaya başladığından bu yana, başına “aydınlanmanın ve dayanışmanın evleri” tanımı eklendi. Karanlığa teslim olmamak için, yalnız olmadığımızı görmek için bir arada olmaya ihtiyacımız vardı ve o birlikteliğin üretildiği mekânlara. Doğukent Semt Evi bahçesinde kadınlar dayanışma içinde kışlık yemek hazırlıklarını yaparken. Bu aynı zamanda bir hazırlık olarak görülmeli. Türkiye’nin zenginliklerinin bir avuç patronda toplandığı, emekçilerin yaşamlarının ise giderek zorlaştığı bir dünyada birbirini rakip olarak gören değil, bu düzeni yıkacak olanların birlikteliğini kurmanın hazırlığı. İyiyle kötünün belirsizleştiği dünyada safları netleştirmenin ihtiyacı ve hazırlığı. Neyin kötü neyin iyi olduğu konusunda daha büyük bir ortaklığı örgütleyemediğimiz takdirde, iyi-kötü ve doğru-yanlış kavramları da kapitalizmin elinde insanlığı tehdit eden bir anlam kazanıyor. Patronların çirkin dünyası Burada önemli olan iyilerin kimler olduğuna dair örneklerin yeniden işçi sınıfının hanesine yazılmasıdır. Ayrıca, patronların dünyası kötünün, çirkinin, dalaverenin dünyasıdır; bizim bildiğimiz bu gerçeğin topluma yaygın bir biçimde anlatılması gerekir. Bunun da tek bir yolu var, daha fazla emekçiye ulaşmak ve emekçilerin safında dayanışmayı artırmak. Kurtuluşu bize servis edilen yalanlarda değil kendi hikâyelerini anlatan insanların sayısını çoğaltmakta aramak zorundayız. Semt evlerine baktığımızda bu örneklerin ne kadar hızlı artabildiğini görebiliyoruz. Deprem oluyor halk ihtiyaçlarını dayanışma ile çözebiliyor, pandemi oluyor ihtiyaçlarımızı dayanışma ile çözüyoruz ve dayanışmanın kuvvetinin aslında ne kadar etkili olduğuna hep beraber tanık oluyoruz. O zaman ihtiyacımız olan şey belli: Yalandan ve rekabetten uzak bir dayanışma kültürü. Akşemsettin Semt Evi okuma yazma kursu mezuniyeti. Dayanışma komünistlere mi ait? Bu sorunun cevabı dayanışmadan ne anladığınıza göre değişir. Bizim anladığımız aynı sınıftan insanların birbirlerini her anlamda güçlendirdiği bir ortaklaşmadır. Tarih boyunca da böyle olagelmiştir. Kölelerin ayaklanmasından serf isyanlarına, işçi ayaklanmalarına uzanan ortaklıklar bu dayanışmanın sonucudur. Dayanışmayı nasıl ele aldığınız sizin siyasal yaklaşımınızla belirlenir. Bu siyasal yaklaşım, örneğin kapitalistler için çareyi kendi dışında bir güce bırakan ve eşitsizlikten beslenen “yardım” kavramında hayat bulur. Komünistler içinse çaresizlik ve çürümeye karşı kaderini kendi ellerine alan eşitler arası bir ilişki olarak hayat bulur. 6 Şubat Kahramanmaraş depreminin ardından İskenderun Gürsel Semt Evi’nde gıda ve giyim dayanışması çalışmalarından. Hangi sınıfın yanında olduğunuz, kimin çıkarlarını savunduğunuz sizin ilkelerinizi ve doğal olarak doğrularınızı belirler. Aslında bir anlamda alternatif bir kültür inşası iddiasından söz ediyoruz ancak bir not düşelim; bunu kapalı bir grubun “iç kültür” oluşturma süreci olarak görmek ya da böyle değerlendirmek eksik, hatta yanlış bir yaklaşım olur. Bunun çok daha ötesinde; işçi sınıfının kültürüne yabancılaşmayan, hayatın gerçekleriyle ilişkisini koparmayan fakat aynı zamanda ona teslim olmayan ve onu dönüştürme iddiasını örgütlü hale getiren bir süreçten bahsediyoruz. Özetle bu, bir günde sonuçlanmayacak ancak iktidar hedefi ile bütünleşmesi ve yol alması gereken bir “süreç”. Nasıl çürüme bir günde gerçekleşmiyorsa, onun karşısına koyacağınız ortaklaşma da zamanla yayılacaktır. Bu öncü kültür inşası, üretken etkinliğiyle varlığını yaygınlaştırabilir. Toplumların tarihi bizi sınavlara tabi tutar, o sınavı geçmek için dersimize iyi çalışmak zorundayız. Palavranın, zengin övücülüğün, kurnazlığın, köşeyi dönme hevesinin, kumarın, uyuşturucunun, miskinliğin karşısına ilkeyi, dürüstlüğü, üretkenliği, yaşamı koymak zorundayız. Semt evleri bu anlamda üretkenliğin merkezidir. Peki emekçi mahallelerinin içinde hayat bulan semt evlerinin çürümeye karşı mücadeleye nasıl bir katkısı oluyor? Tarlabaşı Semt Evi’nde çocuklar için enstrüman seferberliği Semt evleri ve işçi evleri TKP’nin Türkiye’nin dört bir yanına yayılan onlarca semt evi ve işçi evi var. Bazen kadınların okuma yazma bazen de çocukların keman çalmayı öğrendiğini görüyoruz bu semt evlerinde. Maaş ödemesini alamayan emekçilerin buluşma noktası, patronun zırvalarından yorulan bir kafe çalışanın nefes almak için mola yeri, eşinden şiddet gören bir kadının kendisine destek veren başka kadınlarla yan yana geldiği bir ev. Kendi sorunlarımızı da memleketimizin aydınlık geleceğini de konuşabildiğimiz geleceğe dair umudumuzu, direncimizi diri tutan evler. Örneğin Erzurum Karaçoban’da kendi dertleriyle baş başa bırakılmış insanlardan duyduğunuz şu sözler kimin umudunu tazelemez: “Partiyle birlikte bir atölye kurduk, gençlerin de desteği ile çalışmalara başladık. Elimizde hiçbir şey yoktu ama emekçi dostlarımızla el ele verince neler yapılacağını hem gördük hem gösterdik. Mesela aküler ve güneş paneli dışında her şeyi kendimiz yaptık. Direksiyonu eski traktör direksiyonundan aldık, tekerleri başka bir yerden temin ettik. Ahşap kısmını marangoz dostumuz motor aksamı için motor ustamız ile birlikte çalıştık. Kısa zamanda da çocuklarımızı okula taşıyabileceğimiz araçları ürettik.” Çok ütopik ya da fazla iddialı mı geldi, bence böyle düşünenler semt evlerinin faaliyetlerine de göz atmalı. Tarlabaşı’nın seçeneği çürüme mi umut mu? Sosyal medyanın da etkisi ile insanlık bir nevi bilgi bombardımanı altında ancak bu bilgi bombardımanı bir yandan da bilgiye yabancılaştırıyor. Çünkü bir bilgi en önce işlevselliği ile anlam kazanır. Semt evinin bir eğitim merkezinden farkı tam olarak da burada. Semt evlerinde bir bilgi veya olgu onu yeniden üretmek ve hayatın içine yerleştirmekle birlikte ele alınır. Semt evlerinde sadece bir bilgiye veya dayanışmaya ulaşmıyor, onu hayatın gerçekliğine yerleştiriyor ve bundan kuvvet buluyoruz. Örneğin İstanbul’un Tarlabaşı bölgesinde büyüyen bir çocuğu ne bekler? Güvencesiz çalışılan işler, işsizlik, yoksulluk, kaybolan bir gelecek, uyuşturucu, çeteler... Bu bütünlüklü bir iklimdir; sarmal şeklinde insanı içine çeken, onu yutan bir iklim. O iklimin en iyi tanımı da sanırım “çaresizlik”. İnsanların semt evine ilgi duyması, tek başına başarıyla yürütülen herhangi bir atölye ya da etkinlikle ilgili değil. Semt evleri kötücül olan her şeyin karşısında umutlu bir iklim, “çare” yaratıyor. Bu öyle bir kuvvettir ki, 18–19 yaşında uyuşturucu çetelerinden paçayı kurtaramayan bir genç, kardeşini semt evine emanet edebilmektedir. İhtiyaç duyduğumuz şey, yürüttüğümüz her bir faaliyeti, geleceği kazanmayı hedefleyen bir perspektifin içine yerleştirmektir. Kadınlar semt evinde okuma yazma mı öğreniyor? Sosyalizmde okuma yazma bilmeyen tek bir yurttaş kalmayacak. Tarlabaşı Semt Evi’nde okuma yazma dersi. Semt evlerinde çocuklar enstrüman mı çalıyor? Bugüne kadar imkânsız görmüş olabilirsin ama ne var bunda? Eşit ve özgür bir ülkede tüm çocuklar enstrüman çalacak. Semt evinde yapılan meme kanseri taramasında memede bir kitle fark edilip, bir yaşam mı kurtarıldı? Sosyalizmde önleyici sağlık sistemiyle kimse çaresiz kalmadan hastalıklar önlenecek. Bu yüzden semt evleriyle tanışanlar karşılarında bir yardım merkezi, normal koşullarda alamadığı hizmeti veren bir kurs mekanı değil; kötücül iklimi dağıtacak bir kuvvet görmektedir. İşte o kuvvet, uyuşturucu çukurunun içinden birine, “Kardeşim size emanet” dedirtebilmektedir. Bu kuvvete ortak olanların sayısının artması tarihin sınavına en önemli hazırlıklardan biri olacak. Tarihin sınavından tam not almak mümkün müdür bilemem ama hakkını verdiğimizde bu çalışkanlığın karşılığını alacağımız kesin. 2026’nın aydınlık bir yarın için bu çabaya destek verenlerin sayısının çoğaldığı bir yıl olması dileğiyle.