Solda 2025 model CHP’cilik

“Solda CHP’cilik” hakkında bir buçuk yıl kadar önce Gelenek ’te yazmıştım. (“Ne Cumhuriyetçi Ne Halkçı... Solda CHP’cilik Üstüne Notlar”, Gelenek 163) CHP’nin tarihine değil ama solun CHP’cilik macerasına dair bir periyodizasyon çıkarmayı denemiştim. 19 Mart ile bu konuda yeni bir sayfa açıldı. AKP, İBB operasyonuna kalkışırken bütün olasılıkları gözden geçirmiş olmalıdır. 19 Mart’ın kitlesel tepkileri körükleyeceği öngörülmemiş olamaz. Ama bunun devamında kontrolsüz bir krize gömülmek yerine, öncesine göre hareketlilik dozajı yükselmiş bir platonun şekilleneceği de öngörülmüştür. Bugünün ekonomik ve uluslararası koşullarında belirsizlik göze alınamazdı. İktidarın beklentisine göre, savunmaya itilen CHP ne kadar enerjik bir direnç gösterirse göstersin karşı atağa kalkamayacaktı. “Terörsüz Türkiye” gündemi de CHP’nin masayı devirmesine engel oluşturan bir iklim sağlayacaktı. Son olarak, kitleler de “bu zor günlerde” CHP yönetiminin arkasında hizalanacaklardı. Bu da, düzenin bekası açısından başlı başına bir güvenceydi. Bunlar, düşünülmemiş olamaz ve genel hatlarıyla doğru çıkmıştır. AKP’nin bu muharebeden CHP’yi kapatarak, bölerek veya Kılıçdaroğlu’na vererek çıkmayı amaçladığını düşünmek, güç dengelerini ve Türkiye siyasetinin yapısal karakteristiklerini doğru okumamak olur. CHP düzenin bozucusu değil tamamlayıcısıdır. Elbette CHP’nin basınca dayanamadığı bir sonuç çıksaydı, AKP bunu cebine koyardı. Ama bu durumda sadece bir boşluk değil, krize batıran bir girdap oluşması beklenirdi. Sol da bunları düşünmüştür. 19 Mart eylemleri sırasında tamamen angaje görüntü vermiş olsa da, AKP’nin yapmış olduğu değerlendirmeler solda da yapılmıştır. Yapılmış olmalıdır... Ne yazık ki! Solda aşınan o ilke Siyasette düşünülen ve söylenenle, analizle kitle söylemi arasında belirli bir mesafe bulunur. Ancak sağdan sola gittikçe, mesafe en azından daralmalıdır. Burjuva siyaseti ile sosyalizm, kitleleri koydukları yer açısından da farklı olmalıdırlar. Biri ahlaksızlık ölçüsünde yalana, diğeri “içi dışı bir” demeye yaklaşacak şekilde gerçeklere dayanır. Dayanmalıdır. Ne yazık, solda bu ilke aşınmış görünüyor. Eğer Türkiye solunun 19 Mart angajmanı CHP çizgisiyle örtüşme olarak somutlanıyorsa durum vahimdir, çünkü bu çizgi (günümüz Türkiye’sinde iktidar partilerinin bile bulaşmadan edemediği yoksulluk konulu bir ajitasyon içermesi dışında) “Yok bu işin sağı solu, aklın yolu İmamoğlu” sloganında özetlenmektedir. Sorsanız angaje sol üste çıkacak, miting dönüşünde “CHP zaten düzen partisi” diyecektir! CHP’de perde gerisinde yaşanan ama politik çevrelerden saklanması da mümkün olmayan hizip çekişmelerine hiç girmeyelim; ama 19 Mart’ın ideolojik içeriği laiklik ve antiemperyalizm başlıklarında yakın geçmişe herhangi bir düzeltme getirmemiştir. Cumhuriyetçiliğin ayağa kalkması için toplumsal zemin son derece uygunken parti merkezinin gösterdiği bu özenin (!) aklanması kabul edilemez, çünkü bu yolla Cumhuriyetçi enerjinin buharlaşması sağlanmaktadır. Son olarak 19 Mart eylem dalgası, erken seçim talebinin gerçek bir olasılık haline hiç gelemediği koşullarda, çözüm zamanı olarak birkaç yıl sonraki seçimleri göstermiştir. Bu noktada yoksullaşma konulu ajitasyonun samimiyeti buharlaşır... Solda 2025 model CHP’cilik her hafta canlı yayın ekranında kadraja girmeye fit olmuştur. Gerekçe bellidir ve her tür tartışmanın üstünde olduğu kabul edilmektedir: “Gerici iktidar CHP’ye, hukuka, adalete, vatandaşın seçme hakkına saldırmakta ve Özgür Özel liderliği buna karşı koymaktadır. Öyleyse sol bu direncin yanında olmak zorundadır. CHP için değil, ilkeler adına. Ama bu tutum CHP’yi sola çeker...” Bu “makul” argüman, CHP’cilikle suçlanmaya karşı güçlü bir savunma sağlamaz. Solun “söz konusu değerler için” alana çıkması veya kalem oynatması ile esas olarak “CHP’yi desteklemek için” alana çıkması veya kalem oynatması arasındaki farkın gösterilebilmesi, somutlanabilmesi gerekir. “2025 model CHP’cilik” dediğim tutum bu ayrımı çağrıştıran herhangi bir öğe içermiyor. Oysa bunun mümkün olduğu gösterilmiştir. TKP’nin gericiliğin saldırısına maruz kalanlarla dayanışma göstermediğini kimse iddia edemez. Ancak bu dayanışmaya, CHP’nin miting kürsüsüne en yakın noktada sergilenen parti sembollerinin eklenip eklenmemesi bir tercihtir. Veya; 19 Mart sonrasında özellikle gençliğin yaygın bir arayışa girdiği görüldü. Solun kitleyle etkileşime girmeyi, kapsayıcı modeller geliştirmeyi başarıp başarmadığını görmek için biraz daha zamana ihtiyaç var. Ama kadraja girmek işe yarasaydı, şimdiye kadar sonuçları çoktan devşirilmiş olurdu! Yeri gelmişken 1 Mayıs öncesinde İstanbul eylemlerinde duyulan “Özgür bizi Taksim’e götür” sloganını hatırlayalım. Bu slogan bir politik merkezin üretimi olmaktan hayli uzak bir tınıya sahipti ve açıkçası duygusal bir naifliği dışa vuruyordu. Sorun kendiliğindenliğin içinden bu tür temennilerin yükselmesinde değildir. Sorun 2025 model CHP’ciliğin bu temenninin ötesine geçmemesidir. Bu arada CHP yeni programıyla sola çekilme fantezisinin yanıtı da verildi. Angaje solda görmezden gelineceğine emin olabiliriz... Ne strateji ne taktik: ‘CHP’yi sola çekmek’ Oysa geçmiş CHP’cilik örneklerinde ülke siyasetini ve CHP’yi sola çekmeye yönelik bir strateji gizliydi. Denemeler tek bir kez bile karşılık bulmamış olsa da... CHP Cumhuriyet’in kuruluş yıllarında ilerici hatta devrimci adımlar atmak için solun kendisini ittirmesine de çekmesine de ihtiyaç duymadı. Gerçekleşen tersidir; sol ayrı bir devrimci hat geliştirmek söz konusu olduğunda havlu atmış, öyle bir hattı varsa da kötürümleşmiştir. Düzenin herhangi bir kurumunun “sola çekilmesi” bir strateji veya taktiğin konusu değil, sonucu olabilir ancak. Aslında bu yönde gelişmeler işçi sınıfı devriminin zorunlu unsurudur. Devrim, kent merkezli deneyimlerde, düzenin temel kurumlarının parçalanmasıyla, iktidar mekanizmalarının bu nedenle zayıf düşmesiyle, o güne kadar sömürücü egemenliğin unsuru olan bir dizi kaynağın başka bir kullanıma girmesiyle yaşanır. Burada kritik kavram ‘devrim’dir. Devrimci olmayan momentlerde “sola çekme” teorisi geçersizdir. Ancak siyasal denemeler fantezi dünyasında, fiziki bir gerçekliğe erişmeksizin, yani etkisiz ve dolayısıyla “zararsız” elemanlar olarak kalmaz. Yakın geçmişte sol adına yapılan kimi açılımların, başkalarını sola çekmekten çok ilgili sol öznenin sağa kayışına vesile olduğu hatırlardadır. Perinçek hareketinin Kemalizm’le kurduğu ilişkinin, ülkenin gerçeği olan “sol Kemalizm’in” yayılmasına ne katkıda bulunduğu başka bir irdelemenin konusu. Ama bu hareket, Maoizm’den gelen yapısal arızalarına ek olarak, önce sağ Kemalizm’in alanına yerleşmiş, burada MHP ve benzeri akımlarla rakip veya müttefik olmuş, 15 Temmuz 2016 sonrasında da AKP ittifakına demir atmakta bir sakınca görmemiştir. Bu talihsiz sürecin Doğu Perinçek’in kişiliğiyle açıklanması yetmez. Peki, CHP’yi etkilemek için devrimci durum mu beklenecektir? Önce; devrimci durumdan siyasi iktidarın emekçi sınıflara geçme olanağını değil de, düzenin sola çekilmesini anlamak başlı başına bir garabet olur. Tabii eğer devrim seçeneğinden umudu kesmişseniz kaçınılmaz... İkincisi, sol kendi işini yaptığı, örneğin yaşanan yoksullaşmanın üstüne bir emekçi halk tepkisini örgütlediği ölçüde, dışındaki siyaset alanını da baskı altına alacaktır. Laiklik bir halk aydınlanması olarak yükseltilirse din istismarı geriler. Antiemperyalizm güçlendikçe düzen siyasetinin bütünü NATO’yu da AB’yi de tartışmaya başlar. Mecburen... Bu, siyasal alanı sola çekmek anlamına gelir mi? Evet... Ama böylesi bir gelişmeyi egemen güçler sineye çekmeyecek, şiddetli bir rövanşa hazırlanacaklardır. Çare her durumda devrimdedir. Başka bir momenti beklemek değil, işini yapmak gerek. Mesele şu ki, bunun için de CHP’nin veya DEM’in gölgesinden çıkmak şart... O gölgeliklerde, sayılan temaların başına gelmeyen kalmadı! Türkiye’de “laiklik tehdit altında değil” de dendi, “barışın İslam kardeşliğiyle kazanılacağı” da... AKP Batı ile ilişkileri bozduğu için eleştirildi, ABD silahlarının korumasında komünler kuruldu! Son olarak, siyaset bir fikirler, izlenimler dünyasında uçuş halinde yapılmaz. Siyasal mücadelenin adresi bir eklenti veya detay değil, başlı başına siyasetin kritik unsurudur. Bir doğrunun CHP’nin hanesine yazılması ile devrimci bir özneyle özdeşleşmesi arasındaki fark biçimsel değildir. Sol önce ‘işini yapacak’ Siyaset sadece dolaylı etkileşimler yoluyla da yapılmaz. Yeri geldiğinde doğrudan temas siyasi mücadelenin parçasıdır. Konumuz açısından, sol “işini yaptığında” düzen kurumlarını ve örneğin CHP’yi etkileyecektir. Doğru. Ama Bolşevikler Petrograd Garnizonu’nun etkiye açık olduğu ortamda askerleri örgütlediler... Doğrudan temas politik etkiyi güçlendirip görünür hale getirebilir. Yani “solun, kendi işini yaparken bunu CHP’den bakanların algılamasını kolaylaştıracak biçimde yakın bir mesafede konumlanmasında ne sakınca olabilir ki?” Şeytan ayrıntıda gizlidir. Somut konuların çeşitli yönlere çekilebilecek soyutlamalarla anlatılmasına ise gerek yoktur. Açık konuşalım: Sol, o yakın mesafeyi milletvekilliğiyle, belediye meclis üyeliğiyle vb. ilişkilendirecekse, oradan kaçın! Devrimci siyasetin bugün en çok ihtiyaç duyduğu şeylerden biri etik duruş olmalıdır. Sosyalizm ve/veya komünizm birtakım dar çıkarlarla ölçülemeyecek ulvilikle birlikte anılmalıdır. Bu, insanlığın yaşadığı en ağır kirlenmenin çaresinin solda olduğunu savunmak için politik önkoşuldur. Bütün düzen kurumları gibi CHP de etrafına çamur sıçratan bir mekanizma. Bundan uzak durmak ise, tekrar ediyorum, sadece etik değil politik bir gerekliliktir. Konumuz CHP’ye değil Türkiye’nin büyük çoğunluğunu oluşturan emekçi, laik, yurtsever, halkçı kesime seslenebilmektir. Devrimci siyaset Cumhuriyet değerlerinden sosyalizme uzanan bir köprü inşasıdır. CHP’nin bu kapsama giren bir tabanı var elbette, ama hiç kuşku olmasın, bu kesim daha fazlasına, sosyalizme de açık. Kemalizm’in sağı solu olmaz tartışması Türkiye’de kimi Kemalist aydınlar ve çevreler, Kemalizm’in sağının solunun olamayacağı iddiasındalar. Bu tez Atatürk’ün tarihsel rolünün zaten sol olduğuna dayandırılmakta, gericiliğin de Kemalizm’in her türüne nefretle yaklaşmasından beslenmektedir. Bu yazıya sığmaz, ama geçerken “Kemalizm’in sağı solu olmaz” görüşünün sağı aklamaya yaradığını not etmeden geçemeyeceğim. Yakın zamanda bu görüşteki ADD Genel Başkanı’nın bir söyleşisine denk geldim: “Kemalizm, özü itibariyle Sovyetler Birliği’nin ‘komünizm’ dediği, Marks ve Engels’in ‘ihtilalci sosyalizm’ dediği, Proudhon ve diğer düşünürlerin ‘toplumculuk’ olarak ifade ettiği anlayışın Türkiye’ye özgün uygulamasıdır.” (“ADD Genel Başkanı Hüsnü Bozkurt ile Söyleşi”, Daima Gazetesi, sayı 14, Eylül 2025, s. 6.) Bozkurt, Kemalizme hayli sol bir içerik yükleyerek sahip çıksa da sağ Kemalizm gerçeğini görmezden gelerek aslında hesaplaşma gerektiren ciddi bir sorunu olduğu gibi bırakmış oluyor…