Türkiye Komünist Partisi (TKP) Genel Sekreteri Kemal Okuyan, Radyo Sputnik’te yayınlanan Yazı-Yorum programında gazeteci Fethi Yılmaz’ın sorularını yanıtladı. Venezuela ve İran’daki muhalif hareketler, emperyalist ülkelerin Venezuela'nın ABD yanlısı muhalefet lideri Machado ve İran'ın 1979'da devrilen şahı Muhammed Rıza Pehlevi’nin oğlu Rıza Pehlevi’ye desteği, Türkiye’deki Natoculuk ve AB yanlılığına ilişkin değerlendirmelerde bulunan Okuyan, daha iyi bir dünya için mücadele edenlerin kendilerini emperyalist müdahalelerden ayırmak zorunda olduğuna dikkat çekti: “Hangi ülkede yaşıyorsanız, o ülkenin eşitlikçi ve bağımsız olması için mücadele etme hakkınız vardır ama bu o ülkenin halkına ait bir yükümlülüktür. O ülkenin iç dinamikleriyle gerçekleşir. Bu ileriye dönük bir değişimdir. Bunun bir gelişme, fayda olması için geriye dönük olmaması gerekir. İran’da şah yanlıları sokağa döküldü, kimin desteğiyle? ABD’nin parasal ve siyasal desteğiyle. Şu çok net, daha iyi bir düzen için mücadele edenler, dünyayı karartan emperyalist güçlerden kendilerini ayırmak zorundadırlar. Bunu yapamayan herkes ya açıktan ya dolaylı yollarla emperyalizme hizmet eder. ‘İran’daki rejim kadın düşmanı, İran’daki rejim özgürlükleri engelliyor. Ne yapalım, ABD hazır saldırıyor, biz bu saldırının yarattığı imkanlardan yararlanalım ya da doğrudan para alalım; doğrudan silah alalım özgürlüğümüze kavuşalım.’ Bir kere böyle bir özgürlük yok. Emperyalizmin dünyanın herhangi bir yerine özgürlük adalet getirdiğine dair geçmişinde böyle bir sicili yok.” ‘Devrimciyseniz emperyalist saldırganlığa yardımcı olmazsınız’ Türkiye’nin de bulunduğu coğrafyanın buna tanıklık ettiğini belirten Okuyan, işgal ya da müdahale altındaki bir ülkede devrimcilerin görevinin emperyalizm karşıtı bir tutum almak olduğunu ifade etti. Okuyan şunları söyledi: “Bizim coğrafyamızda bunu açıktan ya da dolaylı olarak yaşamayan ülke var mı? Türkiye de dahil olmak üzere. Biz de darbelerden çektik, katliamlardan çektik. İlericilerin, devrimcilerin, yurtseverlerin öldürülmesinden çektik. Herkes başka bir biçimde yaşadı bu coğrafyada. Bir ülkede yaşıyorsanız ve o ülkeyi siz daha güzel hale, daha iyi hale getirmek için bir uğraş içindeyseniz, devrimciyseniz yükümlülüklerinizden bir tanesi kendi tutumunuzu antiemperyalist bir çerçeveye bağlamak ve emperyalist saldırganlığa şu ya da bu şekilde yardımcı olabilecek bir şeyin parçası olmamaktır. Buna ister renkli devrim dersiniz, ister fonlanmış devrim dersiniz; bunlardan uzak duracaksınız. Bunlardan uzak durmak da bir günde yapılabilecek bir şey değil. Bu bir süreçtir. Siz olaylar patlamadan önce tavrınızı alırsınız, kendi göbeğinizi kesersiniz, bağımsızlıkçı bir tutum sergilersiniz. Ülkeniz işgal ya da müdahale tehdidi altındayken gereğini yaparsınız. Sonra o zaman sizin o ülkede mücadele etme hakkınız olur. Şu anda da İran’da, Venezuela’da gördüklerimiz utanç verici şeyler. Hele Machado’nun hali, binlerce kilometre öteden ben bir insan olarak baktığım zaman utanıyorum. Bir insan nasıl bu kadar onursuz, kendi ülkesine nasıl bu kadar yabancı olabilir? Diyor ki ‘ben her şeyi çok uluslu tekellere, ABD’ye açacağım, yatırımcılar gelecek.’ Bu ne onursuzluktur? Dolayısıyla insanlar mutsuzlar, ayaklanıyorlar türünden bir romantizmle değerlendiremeyiz bu süreçleri. Ortada adlı adınca bir emperyalist müdahale var.” ‘1980'lerden itibaren çok güçlü bir karşıdevrim süreci yaşıyoruz’ Fethi Yılmaz’ın, Sovyetler Birliği’nin dağılmasının ardından ideolojilerin sonunun geldiği yönündeki önermelere karşın “şu an Amerika'da yaşanan şey, Amerika kıtasında yaşanan şey ideoloji savaşı değil mi?” sorusuna Okuyan şu yanıtı verdi: “İdeolojilerin öldüğü tezi emperyalizmin bir ideolojik saldırısıydı. Yani kendisi ideolojik bir saldırıydı ve bunun böyle olmadığı ortaya çıktı. Ama şu oldu: sonuçta burjuva ideolojisinde ya da bu emperyalist sistemin geliştirdiği o ideolojik hegemonyaya kafa tutan biricik ya da en önemli şey olan sosyalizm geriledi dünyada. Bunu kabul edelim. Aslında biz 1980'lerden itibaren çok güçlü bir karşıdevrim süreci yaşıyoruz. Bunun içerisinde 12 Eylül de var, hatta 70'lere gidelim. Şili’deki, Allende'ye karşı darbe de bunun bir parçası. Bu bir süreç dolayısıyla ama ideolojiler bitmedi. Neden bitmiyor? Çünkü dünyada haksızlıklar sürüyor, adaletsizlikler sürüyor ve insanoğlu yaşadığı sürece de bunlara karşı bir arayış söz konusu. Latin Amerika’da çok köklü bir anti Amerikancı gelenek var. Aslında, İspanyol sömürgeciliğine karşı mücadele de tabii ki son derece önemli ama 20. yüzyıl gerçeğine baktığımız zaman çok ciddi ABD karşıtı bir birikim var. Bu birikim Sovyetler Birliği’nin dağılmasından sonra biraz yönsüzlük sorunuyla karşılaştı. O yüzden de inişler çıkışlar yaşanıyor Latin Amerika'da. Çünkü tutarlı bir program yok. Örneğin sol, kapitalist ekonomiden tamamen kopamadığı için yolsuzluklara bulaşılıyor. Solu da kirleten bir toplu çürüme var.” ‘2026 derin hesaplaşmaların yılı olacak’ “ABD'nin bu saldırganlığı tabii ki çok tehlikeli. Buna direnmek lazım ama aynı zamanda bir uyanış ve doğrultu da aşılayacaktır Latin Amerika'ya. Çünkü Latin Amerika'da un var, şeker var. Yani helvayı yapmak için çok ciddi bir malzeme var, birikim var, mücadeleci bir halk var. Latin Amerika'nın bütün ülkeleri için geçerli bu. Bir doğrultu sorunu var. Sanıyorum Trump o doğrultu sorununu da çözecek. Çünkü Trump radikalleştikçe ya da ABD emperyalizmi radikalleştikçe emekçi halklar da radikalleşme eğilimi içerisine gireceklerdir. Bunun belirtileri de var. Daha önce uzlaşma diyen birçok siyasi hareket, son Venezuela saldırısından sonra takkesini önüne koyup daha mücadeleci bir program etrafında hareket etmek gerektiğini tartışmaya başladı. Bunlar yeni başlangıçlar ve en güzeli ABD'nin içinde insanların ayağa kalkmasıdır. Bunu da önemsemek gerekir. Sağa sola ders vermeye kalkan ABD’yi de işte görüyoruz. Her tarafı çürümüş durumda. Evsizlik bir yandan, enerji krizi bir taraftan, polis şiddeti bir taraftan, adaletsizlik bir taraftan. ‘Ben hukuk tanımam, benim sınırlarımı, benim ahlakım belirler’ diyen bir başkanları var. İnsanlık bence bunu kabul etmez. Başta Latin Amerika olmak üzere. O yüzden de önümüzdeki süreç, ben hep onu söylüyorum, 2026 çok derin hesaplaşmaların yılı olacak.” ‘İdealimdeki dünyada İran'daki toplumsal düzen yok. Bunu söylemezseniz ABD’ye hizmet edersiniz’ TKP Genel Sekreteri Okuyan, İran sokaklarındaki protestoları nasıl değerlendirdiği sorusuna verdiği yanıtta İran’da yoksulluğa karşı ses çıkaranların emperyalizme karşı tavır almak zorunda olduğunu belirterek bunun zorlu bir mücadeleyi gerektirdiğinin altını çizdi: “Çok net konuşalım. Benim idealimdeki dünyada şu andaki İran'daki toplumsal düzen yok. Bazıları da bunu söylediğiniz zaman ‘sen ABD'ye, emperyalizme hizmet etmiyor musun?’ diyor. Bunu söylemezseniz ABD'ye hizmet edersiniz. ABD'nin İran'da daha iyi bir düzen projesinin tekelini almasından daha feci bir şey olabilir mi? Bütün dünyaya karanlık getirmiş bir emperyalist güçten söz ediyoruz. İran'da yoksulluk var. Bu sadece ABD'nin saldırganlığıyla açıklanabilir bir şey değil. Ortada yoksullar var, çok zenginler var, kurulmuş bir sistem var ama İran'da değişimin motor gücü bu eşitsizliği, adaletsizliği hedef alan bir emekçi hareketine dayanmıyor. Evet İran'da zaman zaman çok önemli grevler oluyor. Ama bunlar inisiyatifi alan, sürükleyici güç haline gelmiyorlar. Sürekli şu ikilemde kalıyoruz: bir dış müdahale, İsrail ve ABD'den gelen tehdit ve bu tehdidi arkasına alan otoriterleşmekten şikayetçi birtakım kesimler. Bunların bir bölümü ajanlaştırılmış, bir bölümünün orta sınıf liberalliği var; bizdeki gibi batıcı, renkli devrim hayali kuranlar var. Bu çok tehlikeli bir ikilem ama şunu bilmek gerekiyor: Siz İran'da yoksulluğa karşı sesinizi çıkaracaksanız ilk önce emperyalizmle bağınızı kesip emperyalist saldırganlığa karşı tavır almak, o mücadelenin parçası olmak zorundasınız. Bu işlemler, aynı anda iki görevi birden yerine getirmek çok kolay değildir ama bunu bulacaksınız. Dünyada kolay bir mücadele yok.” ‘Emperyalizme hizmetten daha büyük bir utanç olamaz’ “İran'da yaşayan bir İran yurttaşı olsaydım şunu düşünürdüm. ‘Ben nasıl ABD ve İsrail'in bu ülkeye, benim ülkeme, yaşadığım ülkeye dönük tehditlerinin savrulmasında yardımcı olurum ya da katkı koyarım, nasıl mücadele ederim ve aynı zamanda bu mücadele içerisine bu iktidarın ülkeyi nasıl yoksullaştırıp ülkeyi nasıl zor duruma düşürdüğünü gösteren bir içerik katarım?’ Bunu düşünürdüm, bunun yollarını arardım ama asla ve asla bir vatan haini durumuna düşmemenin yolunu bulurdum. Çünkü bundan daha büyük bir utanç olamaz. Emperyalizme hizmetten daha büyük bir utanç olamaz bir kişi için. Bunlar zor meselelerdir ama biz şöyle yaklaşırsak ‘İran tehdit ediliyor dolayısıyla biz İran'daki toplum saldırılarını sorgulayamayız.’ Bunu dediğiniz anda ABD'ye hizmet edersiniz bu kadar basit. Diyalektik diye bir şey var, olayları bütün süreçleri hesaba katarak ele almak ama tabii ki önceliklerimiz olacak. Hele hele bir doğrudan müdahale durumunda yapılacak şey bellidir. O müdahaleyi püskürtmektir. Her şeyinizi ona verirsiniz. Yurdunuzu tehdit eden bir olguyla karşı karşıyasınız ki İran'da bunun eşiğine geliyoruz ya da bunun pratiğini yaşıyoruz zaman zaman. Bu çok hassas bir şey ama dediğim gibi ben hiçbir zaman da İran'da bugünkü toplumsal düzenden zarar görenlerin o mutsuzluklarını ya da yaşadıklarını hafife alacak kadar sorumsuz olmadım.” ‘Türkiye’de siyasi dengeleri değiştirmek isteyen ABD ve müttefiklerinin desteğini almak istiyor’ Fethi Yılmaz’ın CHP’nin cumhurbaşkanı adayı tutuklu İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun Foreign Affairs dergisine yazdığı yazıda iktidarı NATO'ya, Avrupa'ya, Batı'ya şikayet ettiği ve CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in benzer konuşmaları olduğunu belirterek “iktidar kanadında NATO ya da Avrupa Birliği konusunda tekrar bir ısrar varken iktidarla ana muhalefet arasındaki Atlantikçilik yarışını nasıl değerlendiriyorsunuz?” sorusuna verdiği yanıtta Okuyan, bu durumun yeni olmadığını ifade ederek şunları söyledi: “Türkiye'de siyasi dengeleri değiştirmek isteyen, ABD ya da ABD'nin müttefiklerinin desteğini almak istiyor. Aslında Erdoğan'ın öyküsü de böyle başladı. Değil mi? Bir ABD ziyaretiyle başladı. Türkiye'nin realitesi. Bu realite nereden kaynaklanıyor? Türkiye'deki toplumsal sistemden, Türkiye'nin ekonomik yapısından kaynaklanıyor. ‘Bu insanlar ABD'ye çok güveniyorlar, çok seviyorlar’ bundan kaynaklanmıyor. Türkiye'deki sistem ve bu sistemin devamından yana olan siyasi güçler yüzlerini oraya çevirmiş durumdalar. Ama şunu da söylemek zorundayım, Türkiye'de bu sistemi sorgulamadan, toplumsal sistemi, Türkiye'nin sosyoekonomik yapısını sorgulamadan ABD ile ilişkileri sorgulamak bana göre ikiyüzlülüktür, tutarsızlıktır. Siz iktidara karşı mücadele ettiğinizi, bir alternatif oluşturmaya çalıştığınızı söylüyorsunuz. Bu toplumda ciddi bir ABD karşıtlığı var. Yani sistematik olmasa bile bir duygu var. Yüz yıl önce biz bir bağımsızlık savaşı vermişiz. Emperyalizmle flört etmek makul bir şey değildir. En azından toplumun belli kesimlerinde. Muhalefet partisisiniz, biraz özenin. Programınızı da biliyoruz, NATO'cusunuz ama hiç mi özen göstermezsiniz? İmamoğlu başka bir şey daha yaptı: Machado'ya övgüler düzdü. Yani danışmanları var. Artık bir de cezaevinde, kalemi tutarken ülkeyi düşünerek hareket etmesi gerekir. Böyle bir şey olur mu? Bu hakikaten de bizim utancımızdır. İdeolojileri, sınıfsal tercihleri, CHP’nin programını geçtim ama niye bu kadar özensizler? Daha önce de Cumhuriyet Halk Partisi’nin NATO ile İran’a dönük rapor hazırlamasını ben gündeme getirmiştim ve çok gündem oldu. Utku Çakırözer’in kendisiyle de görüştük. ‘Benim kişisel raporum değil’ dedi ama bir önemi yok. Niye bu kadar özensizler? Bizi, bu ülkedeki antiemperyalist birikimi bu kadar mı hafife alıyorlar? Gerçekten inanılır gibi değil. O yüzden iki boyutu var. Cumhuriyet Halk Partisi zaten yerleştiği bu sistemin bir öznesi olarak gidiyor ama çok özensizler. Bu da hakikaten bizim ülkemizin bir ayıbı olarak not düşülmeli.”