Hazine ve Maliye Bakanı Şimşek bir kez daha yabancı yatırımcılarla görüşme amacıyla Londra ve Washington ziyaretleri yapıyor. 2023 seçimleri ardından görev değişimiyle Şimşek ve ekibini göreve getiren AKP hükümeti biliyorsunuz bir kez daha ekonomi politikasını finans piyasalarında istikrara, finansal istikrarı da sıcak para akışlarına bağlamıştı. Dolayısıyla uygulanan ekonomi programının temelinde yüksek faizle sıcak parayı ülkeye çekip siyasi saiklerle harcanan rezervleri yerine koymak bulunuyor. Sıcak parayı ülkede tutabilmek için dolar bazında yüksek reel faiz vermenin ön koşulu da TL’yi baskılamaktan ibaret. Keza dövizini bozdurarak fahiş yükseklikteki TL faizinden fayda sağlayan yabancı sıcak para sahibinin TL’de bir “yol kazası” olmayacağı garantisine ihtiyacı var. Şimşek programın açıklanan ana hedefi AKP ekonomi politikalarıyla 2018’den bu yana hedeften uzaklaşan, 2021’den beri de AKP tipi ekonomi politikalarıyla kopup giden enflasyonu düşürmek. Bunun için seçilen yolun dayanaklarından ilki TL’yi baskılayıp üretici için maliyet şoku yaratmamak. Diğeri dayanağı da ücretleri reel olarak eriterek şirketlerin maliyetlerini aşağıya çekmek. *** AKP iktidarının 23 yıldır birikerek cumhurbaşkanlığı sistemiyle zirveye yönelen yapısal sorunlara dokunmaya mecali yok. Çökerttikleri kamu kurumsallığı ilgi alanlarında değil. Üstelik kamu kaynakları sayesinde semirtilen kesimlerin üretim biçimlerini randımanlı hale getirmeyi, binilen dalı kesilmesi anlamına gelmesi nedeniyle gündeme dahi alamayan bir ekonomi yönetimi icraatta. Dolayısıyla dünyada hızla değişen jeo-ekonomik yapının dayattığı tedarik zinciri değişimleri, sürdürülebilir enerji ve üretim modellerine geçiş, yapay zekanın hayatın her alanına sızması eşliğinde dönüştürülmesi gereken sanayi ve hizmet sektörleri ve iklim krizi eşliğinde artan su ve tarımsal üretim krizleri gibi konular Şimşek dönemi politikalarının gündeminde değil. AKP tipi ekonomi politikalarının yarattığı hayat pahalılığı altında yoksullukta birleşen kesimlerin yaşam krizleri de bu iktidar tarafından zaten enflasyonu düşürmede araç olarak görülüyor. Hatırlayalım. Erdoğan’ın seçimleri kazanmak uğruna enflasyonu patlatan aşırı düşük faiz politikası Türkiye iktisat tarihine kara bir sayfa olarak Kavcıoğlu–Nebati dönemiyle yazılmıştı. Şimşek ve ekibinin 2023 yazından bu yana izlediği politikalara bakınca, misyonlarının bu dönemde uygulanan politikaların makroekonomik dengeler üzerinde yaratığı tahribatın “normalleştirilmesi” ile sınırlı olduğunu anlıyoruz. Vergideki kayıp kaçakların peşine de eş zamanlı düşen Şimşek, “nedense” trilyonlara varan vergi muafiyetlerine dokun-a-madı. Sonuçta Eylül 2021’de %19’dan alınan enflasyon 2025 sonunu %31’le kapattı. Memur, emekli ve asgari ücretlileri hesaba katınca toplumun %50’ye yakını yoksulluğa mahkûm bırakıldı. Bu ekonomik değil, siyasi bir tercih elbette. Para politikası ile finansal normalleşmenin sınırına ulaşan ve ekonomideki gerçek sorunlara dokunamayan Şimşek ve ekibi bir kez daha yurtdışında yatırımcı peşinde. Yanlış anlaşılmasın, küreselleşmiş bir finans ve ticaret sisteminde hazineden sorumlu bir bakanın diplomasi nitelikli yurtdışı turları anormal değil. Anormal olan Türkiye’deki kamuoyuna başka, yabancı yatırımcıya başka konuşarak, sıcak para akışını korumak için bir nevi içeriden bilgi vermenin devlet ciddiyeti ile örtüşmeyişi. Bloomberg’den öğrendiğimiz TCMB’nin 2026 sonunda %16 olarak açıkladığı enflasyon hedefinin Şimşek tarafından yabancı yatırımcılara %19 olarak telaffuz edildiği. “Ne %16 ne de %19 zaten inandırıcı değil, ne var bunda?” diye düşünülebilir... Zaten TCMB’nin enflasyon beklentisindeki üst sınır da %19’da. Ancak 2023’te görevi alırken 2025 sonunda %15 enflasyon beklentisi koyanların %31 gerçekleşmeyi normal karşılayışı atlanacak bir gerçeklik değil. %16 hedefini içeride tekrar ederken yabancılara %19 demenin satır arasındaki anlamı da 2026 sonuna geldiğimizde enflasyonun %25-30 arasında bir yerde takılmış olacağı gerçeği. Bakan’ın Türkiye’deki yabancı yatırımcılara verdiği bilgilerden bir diğerini, sanki asgari ücretliyi, emekliyi açlık sınırı altına daha yılın başında mahkûm etmemişler gibi pandemi dönemi açıklanan enerji teşviklerini yavaş yavaş azaltacakları. Gelir adaletsizliğinin pandemi döneminden de kötü olduğu, geniş işsizlik oranının pandemi seviyeleri ile aynı yerlerde çakılı kaldığı bir Türkiye’de. *** ÖTV artışlarını temmuz ayında pas geçmek gibi bir lütuflarının olacağını da yabancılarla paylaşan Bakan’ın bunu dar gelirli için değil, enflasyon hedefinin tutacağına inanmayan yabancı yatırımcının yüksek faizden tahvil almaya devam etmesini teşvik için yapacağını da ben eklemek isterim. Bakan’ın sıcak paracılarla toplantılarında vurguladığı bir başka konu da “2027’de beklenen erken seçimde 2023 benzeri bir seçim ekonomisi” yapılmayacağı. Aynı gün iktidarın sesi Şamil Tayyar’dan “2027’nin ‘bolluk ve bereket yılı’ olarak planlandığını” öğreniyoruz. Nasıl olacağını Tayyar açıklıyor. Reel sektörün krediye erişimi kolaylaştıracak adımlar, özel düşük faizli konut kredileri, gençlik paketleri. Emekliler, dar ve sabit gelirliler için 2027 yılı başında seyyanen zam, maaş ve ücretlerde yüksek oranda artış. Bu bahar havasının adı “iyileştirici uygulamalar”. Nedeni AKP’nin patlattığı enflasyonu yarıya %25-30 gibi hala çok yüksek seviyeye indirmenin bahsettiği kesimlere yüklenen maliyetini seçim yılında unutturmak. AKP’nin çizdiği senaryoda 2027 sonrası Erdoğan ve sıcak para için bayram var. Bir sonraki seçime kadar diğer herkes içinse tablo yine tufan.