Ordular da eleştirilir ama...

ABD’nin ünlü televizyon kanalı CBS, 2004’te Irak’taki Ebu Gureyb Cezaevi’nde yapılan işkenceye dair görüntüleri uzunca bir süre yayınlayamadı ta ki benzer görüntüleri ele geçiren Seymour Hersh, kanala telefon açıp, aynı görüntülere ulaştığını ve New Yorker’da yayınlayacağını söyleyinceye kadar. ABD’li gazeteci Seymour Hersh adı kamuoyumuz için büyük bir anlam ifade etmez normalde. 1969’da Vietnam Savaşı sırasında ABD askerlerinin 168 kadın, çocuk, bebek sivili katlettiği My Lai katliamını ortaya çıkaran isimdir Hersh. Sadece katliamı ortaya çıkarmakla kalmamış, Savunma Bakanlığı’nın katliamın akıl sağlığını yitiren bir askerin işi olduğu yolundaki savunmasını aynı gün başka iki köyde yaşanan katliamı da belgeleyerek boşa çıkaran kişidir. Sadece ABD Ordusu’nun yaptıklarıyla ilgilenmemiş, CIA’in Latin Amerika’daki darbelerini, ilaçlar ve beyin yıkama programlarıyla katil yaratma programlarını da ortaya çıkarmıştır. Ordular elbette eleştiriden muaf değildir, bu ABD Ordusu için de Türk Ordusu için de geçerli olan bir durumdur ki, yazının asıl konusu da o. ★★★ Türkiye’de “Özgürlükler ülkesi” olarak tanımlanan ABD, aslında Silahlı Kuvvetler söz konusu olduğunda medyası en fazla baskıya uğrayan ülkedir. Girişte CBS’in uzunca süre yapamadığı Ebu Gureyb Cezaevi işkence haberini yazmıştım. 1961’de Başkan Kennedy, Domuzlar Körfezi çıkarmasını bir gün önceden duyan New York Times’ı, haberi basarlarsa “Vatana ihanet” suçundan yargılanacaklarını söyleterek tehdit etti ve amacına da ulaştı. Çoğu kişi bilmez ABD askerlerinin tabut fotoğraflarının yayınlanması Pentagon tarafından 1991’de yasaklanmıştır. Irak savaşından sonra bir ABD vatandaşı, Hava Kuvvetleri aleyhine dava açarak bu tabut fotoğraflarına ulaşabildi. Bunu yapan sadece ABD değil, mesela İngiltere Hükümeti, 2013’te eski CIA mensubu Edward Snowden’ın sızdırdığı belgelerle ilgili olarak İngiliz medyasına bir D Bildirimi gönderdi ve ulusal güvenliği tehdit edebilecek türde bilgilerin yayımlanmasını engelledi. Sadece bu tür yasaklamalar yok, bir de ordu-medya ilişkisinde uygulanan “gönüllülük” halleri var. Yaklaşık 7-8 yıl önce Kardak’ı anma etkinliğinde, Yunanistan Savunma Bakanı’nın, Yunan helikopterinin düştüğü alandan çok uzak bir yerde denize çelenk bıraktığını, zira olay bölgesinde Türk savaş gemilerinin olduğunu anlatan bir haber, Yunanistan’ın en büyük gazetelerinden birinin internet sitesine girdikten sadece 11 dakika sonra uçup gitti. ★★★ Aslında Yunanistan’da kıskandığım bir şey var ama kesinlikle bu sansür değil. Son iki haftadır farkına vardığım bir isim var, Yunan Ordusu’ndan emekli Korgeneral Lazaros Kambouridis. Her gün Türk gazetelerini okuyor, Yunanistan ve Kıbrıs ileilgili çıkan haberleri yorumluyor, cevaplar yazıyor, bunları da forum siteleri dahil olmak üzere her yerde görselleriyle paylaşıyor. Haliyle sık sık karşı karşıya geliyor, görece medeni biçimde tartışıyoruz. Otomatik tercüme programları sayesinde Yunanca yazılanları da okuyabildiğim için bir yorum dikkatimi çekti, yazan kişi “General, siz gazetecilere cevap vermeyin, meslektaşlarınızla muhatap olun” gibi bir tavsiyede bulunuyordu. Bizim memleketten böyle bir tartışmayı yürütecek emekli askerler bulunabilir ama düzenli olarak her gün Yunan medyasını takip edecek, Türkiye ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti haberlerini yorumlayan emekli bir askere daha rastlamadım açıkçası. Bunu düşünürken son dönem yaşadığımız başka tartışmalar aklıma geldi ve yazmaya karar verdim. ★★★ Son dönemde emekli subayların siyasete ilgisi arttı, bundan çok memnunum, sonuçta askeri okullarda çok iyi eğitim almış isimler bunlar. Ancak zurnanın zırt dediği bir yer var ki, orayı ıskalamamak lazım. Günlük siyasette dikkat çekmek, milletvekili aday adaylığını bu kez milletvekili adaylığına yükseltmek adına Silahlı Kuvvetler’i günlük tartışmaların içine çekmemek gerekiyor. Mesela son dönem adı gündemde olan emekli bir generalinözgeçmişinde her bilgi var ama milletvekili aday adayı olduğu bazı yerlerde yok bazı yerlerde dipnot şeklinde duruyor.Yaptığı açıklamayı emekli bir generalin tecrübesiyle dile getirdiği eleştiri mi yoksa askerlik kariyerine göre çiçeği burnunda bir siyasetçinin açıklaması olarak mı okuyacağımıza karar vereceğimiz bilgi burada saklı. TSK’yı güçlü göstermek adına daha envantere girmemiş silahı envanterdeymiş gibi anlatmak nasıl TSK’ya zarar veriyorsa, kurumu gündelik siyasetin parçası haline getirmek de o kadar sakıncalı bir tercih. Silahlı Kuvvetler Türkiye’de şeffaf davranan kurumlardan birisi sonuçta. Her hafta, medyanın tamamına açık basın bilgilendirme toplantıları yapıyorlar, bildiğim kadarıyla sadece tek bir kurumu, ısrarla sorunlu haberler yaptığı için basın toplantılarına almıyorlar. Savunma konusunda dezenformasyonu engellemek için savunma muhabirlerine eğitim veriyorlar. İnsan kaçakçılığı yapan general, İskenderun’da iki askerin hayatını kaybettiği olay, Türk Silahlı Kuvvetleri hepsinde sorumluluğu kabul etti. Bunlar unutmamamız gereken şeyler değil mi? ★★★ Türk Silahlı Kuvvetleri eleştirilemez mi, elbette eleştirilebilir, eleştirilmelidir dedoğru eleştiri zenginlik sağlar. Ancak eleştiride amaç doğruyu bulmaktan çıkıp, siyasete kaydığında, ya da seçilmişlerle Silahlı Kuvvetler arasındaki doğru ilişki biçimine aykırılığa vardığında işler karmaşık hale geliyor. Ordu her türlü eleştiriden muaftır görüşü nasıl hatalı bir görüşse, emekli her askerin eleştirisi haklı bir eleştiridir diye düşünmek de hatalı bir görüş. Bu konuda doğru noktadan uzaklaşma eğilimi hızla artıyor, buna hepimizin dikkat etmesi gerekiyor…