Halkın 30 avroluk sepetine göz dikildi: Yeni gümrük duvarından kim kârlı çıkacak?

Etin kilosunu 100 lira ucuza satan kasapta kuyruk, son kullanma tarihine günler kalan ürünleri cüzi fiyata veren markette izdiham, çürük sebzelerin elden çıkarıldığı akşam pazarında kalabalık... Türkiye’de günden güne eriyen alım gücü, halkı adeta bir yaşam mücadelesine itiyor. Gelgelelim bu mücadele de günden güne güçleşiyor. Milyonlarca yurttaş için küçük de olsa tasarruf sağlayan internet üzerinden yurtdışı alışverişi devri resmen sona eriyor. Ticaret Bakanlığı’nın aldığı ve 6 Şubat’ta yürürlüğe girecek olan yeni kararla, yurtdışından bireysel alışverişte 30 avro yani 1500 liralık gümrük limiti tamamen kaldırılarak her paket ticari statüye sokuluyor. Bugüne kadar çocuğuna uygun fiyatlı kırtasiye malzemesi alabilen bir anne, harçlığıyla giyim ihtiyacını karşılayan bir genç ya da ateş pahası olan kişisel sağlık malzemelerine erişmeye çalışan bir emekli için bu kapı artık kapanıyor. Vatandaşın doğrudan fabrikadan veya küresel platformlardan 200 liraya tedarik edebildiği bir ürün, artık ağır vergi yükleri altında imkansız hale getirilecek. Bu sırada sömürü çarkını "aracı" ve "distribütör" kârlarıyla döndüren sermaye grupları bayram edecek. Etiketler arasında uçurum var Bugün itibarıyla, Çin’de üretilen ve Çin’deki bir platformda 160 liraya satılan bir gözlük, Türkiye’de satış yapan platformda 3 bin liraya satışa sunuluyor. ABD merkezli bir markanın ürettiği mont Almanya’da 3 bin 100 liradan satılırken, Türkiye’deki distribütörünün mağazasında 10 bin 384 liradan satışa çıkarılıyor. Gümrük limitinin kaldırılmasıyla, vatandaş 200 liraya doğrudan ulaşabildiği ürünü, yerli "aracıdan" katbekat fazlasına almaya zorlanacak. Aradaki devasa fark, platform komisyonu ve ithalatçı kârı olarak patronlara transfer edilecek. Bu işten kim kârlı çıkacak? 6 Şubat’ta yürürlüğe girecek karar sonrasında, artık yurtdışından alınan 1 avroluk bir ürün bile gümrük müşavirliği süreçlerine tabi olacak. Yani artık "bireysel alışveriş" diye bir şey yok. Her vatandaş, devletin gözünde "mikro-ithalatçı" ve her paket bir vergi kaynağı olacak. Bu düzenlemeden kimin kârlı çıkacağını anlamak için rakamlara bakmak şart. Türkiye’nin e-ticaret hacmi 2025 sonunda 3,5 trilyon lira gibi hayli yüksek bir seviyeye ulaştı. Ancak bu devasa pastanın içinde, hane halkının yurtdışından doğrudan yaptığı e-ticaretin payının en iyi ihtimalle bile 7 milyar dolar civarında olduğu tahmin ediliyor. Türkiye’nin toplam 344 milyar dolarlık ithalatı içinde bu rakam devede kulak bile değil, topu topu yüzde 2. Peki, neden devlet ve patronlar bu yüzde 2’lik dilimin peşine düştü? Cevap, "üretim" masalının ardındaki "komisyoncu" gerçeğinde gizli. Ticaret Bakanlığı’nın 2025 yılı "E-Ticaretin Görünümü" raporu, "yerli üreticiyi koruyoruz" argümanını kökünden çürütüyor. Veriler gösteriyor ki, Türkiye’deki 600 bin e-ticaret işletmesinin yüzde 78’i şahıs şirketi. Bu şirketlerin büyük çoğunluğu bir çivi bile üretmiyor. Yaptıkları tek şey, Alibaba veya doğrudan Çinli fabrikalardan konteyner bazında getirdikleri ürünlerin üzerine Trendyol veya Hepsiburada gibi platformlarda fahiş kârlar ekleyerek satmak. 2025 verilerine göre elektronik kategorisindeki ürünlerin yüzde 95’i, kişisel bakım ürünlerinin ise hammadde bazında yüzde 80’i dışa bağımlı. Yani gümrük duvarı örülen şey "yabancı ürün" değil, vatandaşın o ürüne daha ucuz yoldan ulaşma ihtimali. Göz dikilen tutar devede kulak 2025'te Çin’den 47 milyar dolarlık ithalat yapıldı. Aynı sürede Türkiye’ye kayıtlı kredi kartları ile yurtdışında yapılan tüm harcamaların toplamı 19 milyar dolar civarında. Bu tutara Almanya’da yapılan bir otel masrafı da dahil, Youtube için ödenen abonelik ücreti de. Özetle vatandaşın yurtdışından yaptığı doğrudan alışveriş, Türkiye'nin Çin karşısında ticaret dengesini değiştirebilecek boyutta değil. İstedikleri oldu: Patronlar mutlu Düzenleme sonrası sermaye cephesinde tam bir bayram havası hakim. TOBB Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu, "Denetimsiz e-ithalat; tüketici için risk teşkil eden, KOBİ'leri haksız rekabete uğratan ciddi bir sorundu" diyerek düzenlemeye destek verdi. Hisarcıklıoğlu’nun aktardığı Ticaret Bakanlığı verilerine göre, basitleştirilmiş gümrük mevzuatı yoluyla giren ürünlerin yüzde 81’i riskliydi. Ancak bu "risk" analizi, nedense aynı ürünler dev ithalatçılar tarafından getirilip 10 katı fiyata satıldığında ortadan kalkıyor. Bakanlığın ve Hisarcıklıoğlu’nun savunması CE sertifikası gibi denetim araçlarının etkin biçimde uygulanmadığını ortaya koyuyor. Öte yandan denetim, ticaretin tutarından bağımsız işletilebilir bir mekanizma. İTO Başkanı Şekib Avdagiç de koroya katılarak, "30 avro limitinin kaldırılmasını yerli üretim için çok önemli bir fırsat olarak görüyoruz" açıklamasında bulundu. Veriler Avdagiç’i de yalanlıyor. Örneğin akıllı saatler, kablosuz kulaklıklar ve bilgisayar bileşenlerinin yerli üretimi yok denecek kadar az. Yerli üretimin güçlü olduğu tekstilde ise çanta, kemer, düğme, özel kumaş gibi aksesuarlarda Çin'e olan bağımlılık devam ediyor. Bu nedenle korunan kesim iddia edildiği gibi “yerli üretici”den çok bu ürünleri ithal eden büyük distribütörler. Konuyu daha da vahim kılan ise, gümrük duvarlarının arkasındaki mülkiyet yapısı. Halkın örneğin doğrudan Çin’den alışveriş yapması "ulusal çıkar" adına engellenirken, bu engelden en çok kâr eden platformların kime ait olduğu sorusu cevapsız kalıyor. Bugün Türkiye e-ticaret pazarının lideri Trendyol’un yüzde 80’den fazla hissesi Çinli dev Alibaba’nın elinde. İkinci sıradaki Hepsiburada, Kazak sermayeli Kaspi.kz’ye satılmış durumda. Yani devlet, "Çin malı girmesin" demiyor, "Çin malı girsin ama parasını doğrudan Çinli fabrikaya değil, aradaki yabancı ortaklı dev platformlara ve yerli komisyoncuya ödeyin" diyor. Gümrük duvarları ithalatçı patronları koruyor 6 Şubat’ta yürürlüğe girecek olan gümrük düzenlemesi, iktidarın sınıfsal tercihi bir kez daha gün yüzüne çıkarıyor. Veriler, engellenen "bireysel ithalatın" Türkiye’nin toplam dış ticaret dengesi içinde marjinal bir paya sahip olduğunu kanıtlıyor. Özetle, karşımızda ne milli üretimi şahlandıracak bir hamle ne de dış ticaret açığını kapatacak stratejik bir dokunuş var. Yapılan tek şey halkın görece ucuz ürüne erişim kanalını tıkamak ve bu rantı ithalatçı patronlara, çoğu yabancı sermayeli platformlara ve hiçbir şey üretmeyen "komisyoncu" şirketlere altın tepside sunmak.