Göçmenler, yoksullar ve sefalet

Batı'da artan göçmenlerin sayısı Avrupa’da hatta göçmenler ülkesi olan ABD de bile yerli nüfusun tepkisini çekmektedir. Bunda tabii El Kaide ve İŞID’in ABD ve Fransa da gerçekleştirdikleri kanlı eylemlerin bir payı vardır. Konjonktürel nedenleri de yok sayamayız belki ama yabancı düşmanlığını asıl tetikleyen unsur yapısaldır. Örneğin Türkiye bir Müslüman ülkesi olmasına rağmen Türkler Suriyeli, Afgan, Türkmen Müslüman göçmenlere karşı batıdakiler kadar tepki göstermektedir. Peki, yapısal olan nedir? Kapitalizmin kendisidir. Şöyle ki sermaye birikimine dayalı kapitalist üretim süreçleri her zaman yoksul yerli ve göçmen işçilere gereksinim duyar. Hatta onları kendi üretir ki bu da sermaye birikiminin artarak devam etmesinin sağlar. Diğer bir deyişle yoksul işçi ve göçmenlerin sayıca artışı hem ücretlerin bastırılmasında hem de sendikasız güvencesiz çalışma koşullarının artışında önemli bir rol oynar. Bu durum sermayenin kâr marjlarını artırırken emekçilerin sermaye karşısında savunmasız kalmasına yol açar ve yerli ve göçmenlerden oluşan işçi sınıfını daha kırılgan hale getirir. Diğer bir deyişle sermayenin işçi alıp işçi çıkartması tamamen kendi inisiyatifine geçmiş olduğundan tek başına karar alıcı olacaktır ve karşısında hiçbir muhalefet olmayacaktır. Sermaye düzeninin yaygınlaşıp palazlanması atıl emek gücünün artışı sayesinde olur. Nedir bu atıl emek gücü? Ya da kimlerden oluşur? İlk olarak güvencesiz ve geleceği belirsiz kısa süreli iş akitleriyle çalışan sanayi işçileridir. İstihdam işsizlik arasında gidip gelirler güvencesiz işlerinden ve esnek işgücü piyasalarından dolayı sık sık işsiz kalırlar. İkincisi tarım sektöründen kopup şehirlere gelenlerdir. Bu sanayileşmenin başlarında, daha fazla şahit olunan bir durumdur. Ama bugünde şehirlerde artan inşaat sektörü ve gelişen hizmet sektörü hep tarımdaki atıl nüfusa ihtiyaç duyacaktır. Bu kesime yabancı göçmenleri de ekleyebiliriz. Bunların sayıca artışı beraberinde düzensiz çalışmayı, yarı zamanlı ve a-tipik işlerin çoğalmasına sebep olacaktır. Böylece bu gruptakiler çoğunlukla kayıt dışı işlerde çalışacaklar ve çok düşük ücret alacaklardır. En fazla sömürülen grup olacaktır. Bir de son olarak bunların dışında kalan işsiz olup uzun süre iş bulamamış çeşitli sebeplerden dolayı çalışamayan yoksullar tabloyu tamamlayacaktır. Diğer bir soru neden göçmenlere karşı yerel halklar tepki gösterirler? Türkiye için konuşursak eğer çalışan Türkiyeliler gelen göçmenleri kendi işlerini almasından kaygılanacaktır. Yerli ve göçmen çalışanlar arasında oluşacak olan bu çatışma sermayenin daha da işine gelir. Çünkü zaten sermayenin ürettiği atıl emek gücü sayesinde güçsüzleştirilmiş Türkiyeli işçi sınıfı dışarıdan gelenlerle beraber iyice pasifleşecek ve sermayeye karşı daha fazla itaatkâr olacaktır. Batı ülkelerine baktığımızda, özellikle Avrupa ülkeleri, mesele biraz daha değişiktir. Bu ülkelerde kalifiyesiz işler Avrupalılardan daha fazla yabancı işçiler tarafından yerine getirilmektedir. Onun için yeni göçmenlerin gelişi çalışan eski göçmenler ile yeni göçmenleri karşı karşıya getirecektir. Eski göçmenler yeni gelenlerin işlerini alacağından korkacaktır. Ayrıca yenilerin gelmesi ücretleri daha da baskılayacaktır bir de iki kesim arasındaki rekabette cabasıdır. Bu durum özellikle Avrupa da yabancı düşmanı aşırı sağcı partilerin gittikçe daha yüksek oranda işçi sınıfından oy almasını da sağlar. Batı'da ve Türkiye'de göçmenlere karşı antipatinin diğer bir nedeni sosyolojiktir. Şöyle ki daha önce de söylediğimiz gibi sermaye birikimi ne kadar zenginliği arttırıyorsa o kadar da yoksulluğu da çoğaltacaktır. Diğer bir deyişle sermaye artışı sefaleti üretecek ve onu kalıcı halde kalmasını sağlayacaktır. Bu durum yoksulluğun ve sefaletin şehirlerde burjuvazinin yanı başında daha fazla dolaşıp ve daha fazla görünmesine neden olur. Bir taraftan palazlanan sermaye ve çevresi daha iyi bir hayat hayali kurarken öbür yandan sefalet ve yoksullukla boğuşan kişilerin hayat çeperlerinde daha fazla dolanmasına sebep olacaktır. Atıl emek rezervi diyebileceğimiz bu marjinalleşmiş grup göçmenlerle birlikte çoğalıp iyice görünür hale gelmektedir. Bu daha çok burjuvazinin ve orta sınıfların daha duyarlı olduğunuzu bir konudur. Yerli işçi ile yabancı işçinin çatışmasının dış görünüşleriyle alakalı değildir. Çünkü her ikisi de topluma göre göreceli olarak sefalet ve yoksulluk içindedir. Daha önce de söylediğimiz gibi göçmen işçilerle yerel işçiler arasındaki çatışma iktisadi sebeplerden dolayıdır. Yukarıda bahsettiğimiz atıl emek rezervini oluşturan gruplardan hareketle Türkiye için bir hesap yapalım dedik. Ve TÜİK işgücü verilerine göre atıl emek rezervini hesaplayalım dedik. Bunun için atıl emek rezervini oluşturacak olan grupları tespit ettik. İlk olarak işsizleri aldık, ikinci olarak iş bulma ümidi olamayanları işsizlere ekledik. 2014 yılından 2020’ye kadar iş bulma ümidi olmayanlarla iş aramayıp çalışmaya hazır olanlar ve diğerlerini iş bulma ümidi olmayanlar içine ekledik. Fakat TÜİK’in 2021'den 2024’e kadar olan zaman serilerinde iş bulma ümidi olmayanları farklı kategorize ettiğini diğerleri ayırdığını bir de iş arayıp ama işbaşı yapmayanlar diye bir başka veri seti oluşturduğunu gördük. Biz bütün bunları kendi içinde toplayıp iş bulma ümidi olmayanlar olarak değerlendirdik. Yine yukardaki zaman serilerinin üzerine haftada 1 ila 16 saat arası çalışanları ekledik. Bunların yarı zamanlı çok az ücretle çalışanlar kategorisine girdiğini varsaydık. Bir de buna son olarak kayıt dışı çalışanları da kattık. Tabii ki yukardaki yarı zamanlı çalışıp kayıt dışı olanları çıkarttık. Ve bütün bu zaman serilerini toplayıp işgücüne böldük… Yukardaki verilere göre işgücünün yüzde 44 civarı atıl emek rezervini oluşturmaktadır. Rezerv 2020 yılında yüzde 52’ye çıktıktan sonra düşmüş ama 2022’den günümüze tekrar yükselmeye başlamıştır. Demek ki Türkiye’de işgücünün yüzde 44’ü kayıt dışı işlerde çalışanlar, iş bulma ümidi olmadığı için işgücüne dâhil olmayanlar, işsizler ve yarı zamanlı çalışanlardan oluşmaktadır. Bu yukarıda bahsedilen kesim Türkiye’nin en yoksul en sefalet içinde yaşayanlarını kapsamaktadır. Güvencesiz, sendikasız, düşük ücretle yaşam mücadelesi veren bir kesimdir. Oran değil de sayı olarak verdiğimizde atıl emek sayısını oluşturan insan sayısı 2014 yılında 13 milyon kişi iken 2024 yılında 15,5 milyon insana çıkmıştır. Son olarak atıl emek rezervinin artış göstermesi işsizliğin daha kalıcı hale gelmekte olduğunu gösterir. Aynı zamanda neo-klasik jargonla konuşmamız gerekirse işgücü piyasaların düzensizleştirilmesi ile esnekleşmiş olan işgücü piyasaları daha rahat işçi çıkartırken kriz dönemlerinde işsizliğe karşı da küçük güvencesiz, kayıt dışı işler çare olacaktır. Ayrıca yabancı göçmenlerin gelişi ile beraber sermaye birikiminin sürekliliği garanti altına alınmış olacaktır. Batılı siyasetçiler her ne kadar yabancı düşmanı gibi gözükseler de sermayenin işine geldiği için göçmenlere kapılarını kapatmamaktadır. Böylece bir yandan yoksulluk artarken öte yandan sermaye birikimi devam edecektir.