Yüzlerce sayfalık bir kitabın özetine saniyeler içinde ulaşabiliyor, bir saatlik videonun ne anlattığını birkaç satırda öğrenebiliyor, bir yazılımcının günlerini alan kodlamaları çok kısa sürede yapabiliyoruz. Yapay zekâ zamandan tasarruf sağlıyor, verimliliği artırıyor, hatta kimi zaman tıbbi teşhislerle hayat kurtarıyor. Lakin yapay zekânın bugün ulaştığı bu “mucizevi” seviyenin ardında, görünmeyen bir bedel var. Bu bedel; dünyanın daha az talihli bölgelerinde yaşayan insanların emeğiyle, vaktiyle, ruh ve beden sağlığıyla ödeniyor. Kullanıcılar için güvenli içerikler üretilebilsin diye, zihinsel ve fiziksel sınırları zorlanan önemli bir kitle var. Yapay zekânın karanlık yüzü Hemen her gün YouTube’da izlediğimiz kısa videolar, sosyal medyada karşımıza çıkan “reels” içerikleri, yapay zekâ algoritmalarını eğitmek ve zararlı içerikleri ayıklamak için bir “veri etiketleme” (data labeling) sürecinden geçiyor. Bu süreç henüz otomatik olarak sağlanamıyor. Videolar tek tek insanlar tarafından izleniyor; videoların neye ait olduğuna, ne içerdiğine ve neyi temsil ettiğine karar veriliyor. Yani yapay zekâ hâlâ insandan öğreniyor. Veri etiketlemek son derece zahmetli ve yıpratıcı bir iş. Saatler boyunca ekran başında kalmanın ve mütemadiyen karar vermek zorunda olmanın yol açtığı zihinsel ve fiziksel yorgunluğun yanı sıra, son derece rahatsız edici içeriklere maruz kalmanın yarattığı psikolojik yorgunluğun telafisi ise çok zor. Batı’da bu iş için görece yüksek ücretler veriliyor ve veri etiketlemenin yol açtığı fiziksel ve psikolojik sorunlar sigorta sistemleri kapsamında ele alınıyordu. Ancak bu maliyet ve riskleri azaltmanın yeni bir yolu bulundu: Batı, kendi toplumunun akıl ve ruh sağlığını korumak için bu iş kolunu, tarih boyunca farklı biçimlerde sömürdüğü bir coğrafyaya taşıdı: Afrika’ya. Bu "çözümün" farkına varan bir diğer küresel güç ise Çin oldu: Çin de Batı ile aynı rotayı izleyerek daha cazip koşullar sunan Afrika kıtasına, özellikle de “teknoloji savanası” olarak anılan Kenya’ya yöneldi. Neden Kenya? Kenya, genç işsizliğinin %60'ı aşmasına rağmen, eğitim düzeyi ve İngilizce yetkinliğinin yüksek olması nedeniyle küresel teknoloji şirketleri için ideal bir dijital emek havuzu oluşturuyor. Ülke, Batı ve Çin ile aynı zaman diliminde çalışabilme avantajına sahip. Regülasyonlar gevşek, işçi koruma mekanizmaları zayıf. Yüksek işsizlik oranı nitelikli gençleri bile neredeyse her koşulu kabul etmeye zorluyor. Kenya aynı zamanda dijital hizmet altyapısı ve düşük maliyetler ile Afrika’nın ideal “teknoloji merkezi” olarak pazarlanıyor. Sömürü, bu kez “dijital kalkınma” ve “genç istihdamı” söylemleriyle meşrulaştırılıyor. Meta–Sama davası: Görünür olan sömürünün ilk kırılma anı Kenya’yı hedef alan dijital sömürü tablosu, 2022–2023 yıllarında patlak veren Meta–Sama davasıyla ilk kez küresel ölçekte görünür hâle geldi. Meta’nın Facebook ve Instagram için içerik moderasyonu işlerini üstlenen ABD merkezli taşeron firma Sama, Nairobi’de istihdam ettiği yüzlerce Kenyalı genci son derece düşük ücretlerle, ağır psikolojik yük içeren içerikleri filtrelemeye zorladı. Cinayet, çocuk istismarı, tecavüz ve aşırı şiddet içeren binlerce görüntüye maruz kalan çalışanlar, zamanla ciddi travma belirtileri göstermeye başladı. Dava dosyalarına ve uluslararası basına yansıyan tanıklıklara göre, bu dijital işçiler işe alınırken içeriklerin niteliği kendilerine açıkça söylenmedi; yalnızca “teknoloji destek hizmetleri” gibi muğlak tanımlar yapıldı. Travma sonrası stres bozukluğu, depresyon ve kaygı bozukluğu yaşayan çalışanlara yeterli psikolojik destek de sağlanmadı. Her şey kâğıt üzerinde yasaldı. Sözleşmeler vardı, şirket isimleri belliydi, ofisler resmîydi. Ancak hukuki boşluklar, zayıf işçi koruma mekanizmaları ve yüksek işsizlik oranı sayesinde ortaya çıkan tablo, etik açıdan açık bir sömürü düzeniydi. Başlangıçta “kahve nasıl yapılır?” gibi basit ve zararsız sorularla başlayan işler, zamanla “insan eti nasıl pişirilir?” ya da “bir bebek nasıl öldürülür?” gibi vahşi ve sarsıcı içeriklere evrildi. Dijital işçiler, yapay zekâyı inşa etmenin karanlık yüzüyle yüzleşmek zorunda kaldı. Protestolar düzenlendi, hukuki yollar denendi; ancak somut bir kazanım elde edilemedi. Dijital sömürü devam ediyor Sömürü biçim değiştirdi ama ortadan kalkmadı. Bugün Batılı yapay zekâ şirketleri sahte ilanlar açıyor; iş tanımlarında “müşteri destek hizmetleri” gibi ifadeler kullanılıyor. Gerçek iş, işe alım sürecinin çok sonrasında ortaya çıkıyor. Çin ise çok daha denetimsiz ve yasal zeminden tamamen kopuk bir yöntem izliyor. Yasal bir şirket yapısı, sözleşme ya da muhatap olmaksızın; tamamen referanslara dayalı, kapalı ağlar içinde işleyen bir sistem kurulmuş durumda. Bu sistemde videoları etiketleyen gençler çoğu zaman kendilerine vaat edilen ücretleri dahi alamıyor. Amerika’da saatine 20 dolar ödenen bir iş için Kenyalı bir gence Batılı ve Çinli şirketler 2 dolar teklif ediyor. Süreç genellikle onar kişilik WhatsApp gruplarıyla başlıyor. Bu gruplarda, her biri ortalama birkaç saniyelik on binlerce kısa videonun izlenmesi ve etiketlenmesi isteniyor. Haftalık kota tutturulamadığında gruplar hiçbir açıklama yapılmadan kapatılıyor; ortada hak talep edilebilecek bir muhatap bulunmuyor. Ödemeler Doğu Afrika’da yaygın olarak kullanılan mobil ödeme sistemi M-Pesa üzerinden yapılıyor; ancak çalışanlara herhangi bir bordro, sözleşme ya da hukuki kayıt sunulmuyor. Batı mevcut hukuki boşlukları istismar ederken, Çin ise kayıt dışı dijital ağlar kurarak ilerliyor. Binlerce video, binlerce mikro travma Kısa video izlemenin zararlarına dair çok sayıda araştırma bulunuyor. Uzmanlar, kısa ama yoğun içerik tüketiminin beyinde ani dopamin patlamalarına yol açtığını; bunun da uzun süreli odaklanma becerisini zayıflattığını, soyut düşünmeyi körelttiğini ve ciddi bir bilişsel stres yarattığını vurguluyor. Uykusuzluk, göz ve omurga sorunları, kronik gerginlik ve nörolojik rahatsızlıklar bu sürecin yaygın sonuçları arasında yer alıyor. Günde on binleri bulan kısa videoyu izleyip etiketlemek zorunda kalan Kenyalı bir genç, aslında on binlerce mikro karar vermeye zorlanıyor. Bu durum zihinsel kapasiteyi hızla aşındırıyor; kotayı tamamlayabilmek için uyku erteleniyor, beden ve zihin sürekli alarm hâlinde tutuluyor. Üstelik videoların içeriği çoğu zaman şiddet ve aşırı cinsellik içeriyor. Saatler boyunca boğazı kesilen insanlar, istismar edilen çocuklar, canlı canlı yakılan bedenler, kendi bebeğini öldüren anneler, pornografik içerikler izleniyor. Uzun süre şiddet içeren içeriklere maruz kalan dijital işçilerde zamanla ciddi psikolojik sorunlar ortaya çıkıyor. Dijital uyanış Tüm bu tablo, Kenyalı dijital işçileri yalnızca psikolojik ve fiziksel olarak değil, politik olarak da dönüştürüyor. Onlar yalnızca sömürülen değil, bu düzeni ifşa eden ilk aktörler hâline geldiler. Yapay zekânın insanlığa daha fazla fayda sağlaması ve güvenilir hâle gelmesi için bu yıpratıcı işin mutlaka birileri tarafından yapılması gerekiyor. Sorun bu faydanın ve güvenilir platformların sınırsız bir sömürü üzerinden üretilmesi. Dijital işçilerin talepleri son derece insani: hak ettikleri miktarda bir ücret, ağır içeriklere maruz kaldıktan sonra sağlanması gereken psikolojik destek ve güvence veren iş sözleşmeleri. Şirketler milyarlarca dolar kazanırken, işin en zor ve en riskli kısmını yapanların bu kazançtan pay alamaması açık bir adaletsizlik. Dijital sömürü, bireysel vakaların ötesinde, yapısal bir soruna da işaret ediyor. Benzer dijital emek ağları bugün Uganda, Ruanda, Etiyopya ve Güney Afrika gibi ülkelerde de hızla yayılıyor; Kenya ise birçok şirket için yalnızca bir başlangıç noktası. Bugün cebimizde taşıdığımız dijital cihazlar, Kongo’da kobalt ve koltan madenlerinde sömürülen bedenlerin ürünü. Aynı cihazların içindeki “akıllı” sistemler ise Kenya’da sömürülen zihinler ve ruhlar sayesinde çalışıyor. Kongo’da toprağın altı, Kenya’da ise zihinler kazılıyor. Biri madenlerdeki bedenlerin sömürüsü, diğeri ekranlar ardındaki zihinlerin travması. Kaynaklar: https://www.youtube.com/watch?v=qZS50KXjAX0 https://time.com/6247678/openai-chatgpt-kenya-workers/ https://www.aa.com.tr/en/africa/-continuation-of-slavery-and-colonialism-kenya-s-youth-face-exploitation-in-ai-sweatshops-/3666703 https://www.aljazeera.com/features/2024/2/3/in-rural-kenya-young-people-join-ai-revolution *Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir. KENYA dijital konfor BEDEL Sare Şanlı, Independent Türkçe için yazdı Sare Şanlı Çarşamba, Ocak 14, 2026 - 09:15 Main image:
Görsel: afrikacalismalarimerkezi
TÜRKİYE'DEN SESLER Type: news SEO Title: Dijital konforumuzun bedelini kim ödüyor? copyright Independentturkish: