İran’da Aralık ayı sonunda patlak veren ve kısa sürede ülke geneline yayılan protestolar, yalnızca iç siyasal dengeleri değil, küresel güçlerin açık müdahale tartışmalarını da beraberinde getirdi. Tahran yönetimi, başta ABD ve İsrail olmak üzere Batılı aktörleri “rejim değişikliğini hedefleyen organize bir müdahale” yürütmekle suçlarken, Washington’dan gelen açıklamalar bu iddiaları güçlendiren bir içerik taşıyor. İran’ın Birleşmiş Milletler Daimi Temsilcisi Emir Seyid İravani, ABD Başkanı Donald Trump’ın protestoculara yönelik çağrılarını “açık bir istikrarsızlaştırma ve egemenlik ihlali” olarak nitelendirdi. İravani, BM Güvenlik Konseyi’ne gönderdiği mektupta Trump’ın sosyal medya üzerinden protestocuları “devlet kurumlarını ele geçirmeye” çağırmasının, İran’a karşı yürütülen daha geniş kapsamlı bir rejim değişikliği politikasının parçası olduğunu vurguladı. İravani, bu söylemlerin Haziran 2025’te İran’a yönelik gerçekleştirilen ve Tahran’ın “başarısız saldırgan savaş” olarak tanımladığı 12 günlük sürecin devamı olarak okunması gerektiğini belirtti. ABD ve İsrail’i, özellikle gençler başta olmak üzere sivillerin hayatını kaybetmesinden “doğrudan ve inkâr edilemez biçimde sorumlu” tutan İranlı diplomat, BM Genel Sekreteri ve Güvenlik Konseyi’ni Washington’ın tehdit ve müdahale söylemini kesin biçimde kınamaya çağırdı. Trump ise protestolarla ilgili söylemini sertleştirmeye devam ediyor. Detroit Ekonomik Konseyi’ndeki konuşmasının ardından başkanlık uçağı Air Force One’da gazetecilere açıklamalarda bulunan ABD Başkanı, İran’daki ölü sayısına ilişkin verilerin güvenilir olmadığını savunurken, protestocuları eylemleri sürdürmeye ve “mümkünse kurumları ele geçirmeye” çağırdığını açıkça ifade etti. Trump, İran yönetiminin protestoculara yönelik sert müdahalesinin “iyi sonuçlanmayacağı” tehdidinde bulundu. Trump, ayrıca İran'daki gösterilerde hayatını kaybeden kişilerin sayısına ilişkin bir değerlendirme toplantısı yapıp sonra "bir karar vereceklerini" söyledi. ABD Başkanı, " İran'da göstericiler asılmaya başlarsa çok sert önlemler alırız " dedi. İnternet karartması ve Starlink Protestolarla eş zamanlı olarak İran’da ülke çapında internet ve iletişim altyapısı büyük ölçüde devre dışı bırakıldı. İnternet izleme kuruluşu NetBlocks, ülkede 132 saati aşan bir dijital karartma yaşandığını duyurdu. Ulusal ve uluslararası internet hizmetlerinin yanı sıra mobil telefon şebekeleri de kesilirken, bankacılık sistemleri, ulaşım uygulamaları ve çevrim içi platformlar çalışamaz hale geldi. Bu süreçte daha önce “son çare” olarak görülen Elon Musk'a ait Starlink uydu bağlantılarında da ciddi kesintiler yaşandı. İnternet araştırmacısı Emir Raşidi, protestoların başlamasıyla birlikte Starlink uydularını hedef alan askeri düzeyde sinyal bozma faaliyetlerinin tespit edildiğini ve bağlantı trafiğinin gün içinde yüzde 80’in üzerine varan oranlarda kesildiğini belirtti. İran’da 40–50 bin civarında Starlink kullanıcısı olduğu tahmin edilirken, mevcut kesintinin önceki internet karartmalarına kıyasla çok daha kapsamlı olduğu vurgulanıyor. Yetkililerin aynı zamanda seçilmiş kurum ve hesaplara sınırlı erişim tanıyan bir “beyaz liste” sistemi uygulamaya koyması, dijital erişimin siyasal sadakat temelinde yeniden düzenlendiği yorumlarına yol açtı. Zelenskiy'den protestolara destek, Moskova'dan 'renkli devrim' uyarısı Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy, ABD’nin İran’a yönelik tutumunu desteklediğini açıklayarak “ Bu kadar çok insanı öldüren bir rejim var olmayı hak etmiyor, değişikliklere ihtiyaç var ” dedi. Buna karşılık Rusya, İran’daki gelişmeleri “yıkıcı dış müdahale” olarak niteledi. Rusya Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Maria Zaharova, Batı’nın İran’da “renkli devrim” taktikleri kullandığını savundu ve ABD’nin güç kullanma tehditlerini kabul edilemez olarak tanımladı. Donald Trump, İranlı yetkililerin bazı protestocuların idam edilmesi yönündeki tehditlerini gerçekleştirmesi halinde, belirsiz bir şekilde "çok sert bir eylem"de bulunulacağı uyarısında bulundu. Tahran ise Amerikan uyarılarını "askeri müdahale için bir bahane" olarak nitelendirdi. İsrailli bakan: 'Protestoları görünmez bir el yönlendirmeli' İsrail cephesinden gelen açıklamalar da dikkat çekti. Uluslararası Ceza Mahkemesi tarafından Gazze’deki savaş suçları iddialarıyla aranan eski İsrail Savunma Bakanı Yoav Gallant, İran’daki protestolara “görünmez bir el” ile yön verilmesi gerektiğini savunarak, rejimin düşmesinin stratejik bir hedef olduğunu söyledi. İsrail Ordu Radyosu’na verdiği röportajda Gallant, “kitlelerin sahadaki eyleminin belirleyici olduğunu”, İsrail’in ise doğrudan görünmeden süreci yönlendirmesi gerektiğini savundu. Gallant’a göre rejimin düşmesi “stratejik sabır” gerektirse de, uygun koşullarda “aktif olunması” kaçınılmaz. Bu açıklamalar, İsrail’in İran’daki protestoları bölgesel güç dengelerini yeniden şekillendirecek bir fırsat olarak gördüğüne işaret ediyor. Tahran yönetimi ise bu tür söylemleri, İsrail’in protestoları manipüle ettiği ve şiddeti tırmandırdığı yönündeki suçlamalarının açık bir itirafı olarak değerlendiriyor. İçeriden ve dışarıdan tepkiler İran yargısı protestolara karşı sert bir çizgi izliyor. Başyargıç Kolam Hüseyin Muhsini Ecey, sokaklarda şiddet eylemlerine karıştığı öne sürülen kişilerin derhal yargılanıp cezalandırılması gerektiğini açıkladı. Yetkililer, ABD ve İsrail’i protestolarda şiddeti körüklemekle suçladı. Buna karşın İran’daki Sünni toplumun önde gelen isimlerinden Mevlevi Abdülhamid, protestocuların öldürülmesini “benzeri görülmemiş bir felaket” olarak niteleyerek sorumluların hesap vereceğini söyledi. Sürgündeki eski veliaht prens Rıza Pehlevi ise orduya çağrıda bulunarak askerlerin teokratik yönetime değil halka hizmet etmesi gerektiğini savundu. ABD Senatörü Ted Cruz da protestolara açık destek vererek rejimin düşmesinin “çok gerçek bir olasılık” olduğunu öne sürdü. Tahran yönetiminin düzenlediği mitingde bir destekçi, İran'ın dini lideri Ayetullah Ali Hamenei'nin portresini taşırken. Körfez ülkeleri tedirgin İran’daki gelişmeler Körfez ülkelerinde ciddi bir endişe yaratmış durumda. Suudi Arabistan, Umman ve Katar’ın, perde arkasında Washington’a olası bir askeri müdahalenin petrol piyasalarını ve bölgesel istikrarı sarsacağı uyarısında bulunduğu belirtiliyor. Özellikle Hürmüz Boğazı’ndan geçen petrol sevkiyatının riske girmesi, Körfez monarşilerinin başlıca kaygılarından biri olarak öne çıkıyor. Wall Street Journal 'a konuşan analistlere göre, Körfez ülkeleri İran rejimine sempati duymasa da, ani bir çöküşün yaratacağı belirsizlikten daha fazla korkuyor. Rejimin devrilmesi halinde ortaya çıkabilecek güç boşluğu, iç savaş ya da parçalanma senaryolarının, hem enerji güvenliğini hem de kendi ülkelerindeki toplumsal dengeleri tehdit edebileceği değerlendiriliyor. Bu nedenle Körfez başkentlerinde hâkim olan yaklaşım, İran’daki krizin kontrolsüz bir tırmanış yerine sınırlı reformlar ve diplomatik kanallar üzerinden yatıştırılması yönünde. Uzmanlara göre İran’da riyalin sert değer kaybıyla başlayan ve siyasal bir krize dönüşen protestolar, 1979 İslam Devrimi’nden bu yana rejimin karşılaştığı en ciddi meydan okumalardan biri. Ancak gelinen noktada çatışma, İran’ın iç dinamiklerini aşarak, ülke üzerinden yürüyen çok katmanlı bir küresel güç mücadelesine dönüşmüş durumda.