2026 yılı, emperyalist müdahalelerin ve bölgesel çatışmaların üst üste bindiği sert bir tabloyla başladı. Suriye ve Türkiye hattında IŞİD’in yeniden sahneye sürülmesi, YPG–Şam gerilimi, ABD’nin Venezuela devlet başkanına yönelik açık kaçırma operasyonu ve İran’da yaşanan gelişmeler, bölgenin istikrarsızlığının tesadüf olmadığını bir kez daha ortaya koyuyor. Bu tabloda Lübnan, her zamanki gibi gerilimin en kırılgan fay hatlarından biri. 7 Ekim sonrasında İsrail saldırganlığı kesintisiz biçimde sürerken, Hizbullah’ın ateşkese uymasına rağmen İsrail ordusu Lübnan’ın güneyini aralıksız bombalıyor. Mayıs ayında yapılması planlanan seçimler öncesinde Hizbullah’ın silahsızlandırılması yönünde ABD ve İsrail kaynaklı baskıların artması, ülkeyi yeni bir siyasal ve askeri kriz eşiğine sürüklüyor. Hizbullah Siyasi Büro Üyesi Galib Ebu Zeyneb, ülkesindeki son durumu Harici 'ye değerlendirdi . Ebu Zeyneb, İsrail’in hedeflerinin yalnızca Filistin ve Lübnan’la sınırlı olmadığını; Suriye’den İran’a, Türkiye’ye uzanan daha geniş bir bölgesel planın söz konusu olduğunu vurguluyor. 'Bu bir İsrail planı değil, İsrail–Amerikan planıdır' İsrail’in Lübnan’a dönük olası askeri hamlelerini değerlendiren Ebu Zeyneb, yaşananların yalnızca Lübnan’la sınırlı okunamayacağını vurguladı. Bölgedeki sürecin İsrail ve ABD ortaklığıyla yürütüldüğünü belirten Ebu Zeyneb, durumu şu sözlerle tarif etti: Bana göre İsrail planı yalnızca Lübnan’la sınırlı değildir; aksine, Amerika Birleşik Devletleri İsrail’den ayrı düşünülemeyeceği için bu bir İsrail–Amerikan planıdır. İsrail–Amerikan planı tüm bölgeyi hedef almaktadır: Lübnan, Suriye, Arap ülkeleri, İran ve Türkiye. Ebu Zeyneb, bu planın nihai hedefinin Amerikan hâkimiyeti altında, İsrail’e öncelik tanıyan yeni bir bölgesel düzen kurmak olduğunu söyledi. Bu düzenin sonuçlarını ise şöyle anlattı: “Amerika Birleşik Devletleri’nin hâkim olduğu, gücün öncelikli olarak İsrail’e verildiği yeni bir Ortadoğu ya da yeni bir bölge oluşturma planı vardır. Bunun sonucunda bölge kapsamlı biçimde parçalanacak, küçük küçük devletçiklere ayrılacaktır.” 'Amaç, bölgedeki tüm güç kaynaklarını söküp atmaktır' İsrail’in askeri saldırılarının ardındaki stratejik hedefe dikkat çeken Ebu Zeyneb, Lübnan, Suriye ve İran’a yönelik hamlelerin ortak bir amaca hizmet ettiğini vurguladı. İsrail’in bölgedeki tüm savunma kapasitesini ortadan kaldırmak istediğini belirten Ebu Zeyneb, şunları söyledi: Dolayısıyla İsrail, örneğin Lübnan’da savaşta ısrar ettiğinde, ya da şu ana kadar Suriye’de üç bölgeyi işgal ettiğinde, ya da İran’ı yoğun biçimde tehdit ettiğinde, bölgedeki tüm güç kaynaklarının sökülüp atıldığı bir aşamaya ulaşmayı hedeflemektedir. Bu sürecin sonunda İsrail’in mutlak bir askeri üstünlük kurmayı amaçladığını belirten Ebu Zeyneb, tabloyu şu sözlerle özetledi: Böylece bu ülkeler, herhangi bir İsrail hamlesine karşı kendilerini savunabilecek hiçbir güç aracına sahip olmayan devletlere dönüşecektir. Pratikte İsrail, tüm güç unsurlarına sahip büyük bir güç haline gelirken, diğerleri hiçbir şeye sahip olmayacaktır. 'Bu bir İsrail–Filistin savaşı değil, NATO–direniş karşılaşmasıdır' Gazze ve Lübnan’da yaşanan savaşın niteliğine değinen Ebu Zeyneb, meselenin İsrail ile yerel direniş güçleri arasında bir çatışma olarak ele alınamayacağını söyledi. Bu süreci şöyle tanımladı: Filistin’de ve Gazze’de yaşananlara benzemektedir: mesele Filistinli direniş grupları ile İsrail düşmanı arasında bir savaş değildi; aksine tüm NATO ittifakı ile Filistin direnişi arasında bir karşılaşmaydı. Amerika Birleşik Devletleri komuta odasındaydı. Lübnan’da da benzer bir tablonun yaşandığını vurgulayan Ebu Zeyneb, Batılı istihbarat servislerinin İsrail için seferber edildiğini şu ifadelerle anlattı: Lübnan’da da savaş, tüm ayrıntılarıyla Amerikalılar tarafından yönetildi; buna ek olarak İsrail’e hizmet etmek üzere seferber edilen Batılı ve küresel istihbarat servisleri vardı—koordinatlar, uydular, Starlink ve diğer her şey sağlandı. 'Hedef silahlar değil, direniş fikrinin kendisi' İsrail’in Hizbullah’a yönelik baskısının yalnızca askeri bir tehdit algısıyla açıklanamayacağını söyleyen Ebu Zeyneb, asıl hedefin direniş fikrini tasfiye etmek olduğunu belirtti. Bu yaklaşımı şu sözlerle ifade etti: İsrail’in kurmak istediği denklem yalnızca bu silahların oluşturduğu tehlike düzeyiyle ilgili değildir; Arap ve İslam halklarından direniş fikrinin bizzat kendisini ortadan kaldırmakla ilgilidir. Gazze’deki yıkımın ardından İsrail’in bölge halklarına vermek istediği mesajı da açık biçimde dile getirdi: Lübnan’ı bu rolden mahrum bırakmak istemekte; Arap ve İslam halklarına ve bölge halklarına şu mesajı göndermek istemektedir: Kimse İsrail’in karşısında duramaz, Araplar ve Müslümanlar Filistin davasının sona ermesini kabul etmeli ve yenilmez olan İsrail’e tamamen boyun eğmelidir. Bekaa Vadisi: 'Herhangi bir işgal İsrail için cehennem olur' İsrail’in Bekaa Vadisi’ni işgal edebileceğine yönelik değerlendirmeleri de ele alan Ebu Zeyneb, doğrudan işgalin İsrail açısından ağır sonuçlar doğuracağını söyledi. Bekaa’daki durumu şöyle anlattı: Bekaa’da İsrail çok dikkatli düşünmek zorundadır; çünkü direniş yapabilecek düşman bir halk tabanı vardır ve direniş çok sayıda silaha sahiptir. Bu, herhangi bir işgali İsrail için cehenneme çevirebilir. Tüm Bekaa’nın işgal edilmesinin mümkün olmadığını belirten Ebu Zeyneb, böyle bir girişimin İsrail için felaket olacağını vurguladı. Silahsızlandırma baskısı: 'Bunu kabul edemeyiz' Hizbullah’ın silahsızlandırılmasına yönelik baskılara ilişkin konuşan Ebu Zeyneb, Lübnan hükümetiyle temasların sürdüğünü ancak bu başlığın bir iç gündem haline getirilemeyeceğini söyledi. Tutumlarını şu sözlerle ifade etti: İsrail işgali ve Lübnan’a yönelik bir tehdit olduğu sürece, hiçbir koşulda iç gündemin direnişin silahsızlandırılması olmasını kabul edemeyiz. Zorla silahsızlandırma girişimlerinin sonuçlarına da dikkat çeken Ebu Zeyneb, bunun Lübnan’ı iç istikrarsızlığa sürükleyeceğini belirtti. Türkiye değerlendirmesi: 'İsrail Türkiye’yi gerçek bir tehlike olarak görüyor' Türkiye’nin bölgedeki rolüne ilişkin değerlendirmelerde bulunan Ebu Zeyneb, İsrail’in Ankara’yı açık biçimde düşman olarak gördüğünü vurguladı. Bu yaklaşımı şu sözlerle dile getirdi: İsrail, Türkiye’nin kelimenin tam anlamıyla her açıdan gerçek bir tehlike olduğuna inanmaktadır. İran tehdidinin bir şekilde uzaklaştığını düşünmekte, ancak Türkiye’yi İslam dünyasına liderlik etmeye en ehil ve hâlâ varlığını sürdüren büyük bir güç olarak görmektedir. Türkiye’nin bu nedenle bölgedeki gelişmeler karşısında pasif kalamayacağını belirten Ebu Zeyneb, bu mücadelenin Ankara açısından bir öz savunma meselesi olduğunu söyledi.