Sigortası atan emeklilik

Emeklilerin yıllardır yoksulluk ve artan oranda açlık sınırının altında yaşamaya, daha yerinde deyişle yaşamamaya itilmesi fiili durumla da rakamlarla da tartışmasız önümüzde duruyor. Prof. Dr. Aziz Çelik tarafından hazırlanan, soL’da yayımlanan aşağıdaki infografik yirmi üç yıllık AKP iktidarı dönemini vahim ve ibretlik bir tablo olarak anlatıyor. Siyasal iktidarın Anayasa tanımazlığı ve sömürü politikaları üzerine başlara yerleşen bir konu emeklilik. Açlık sınırının altında yaşamaya mecbur bırakılan milyonlarca insan Anayasanın ne 60. maddesindeki “sosyal güvenlik hakkı” ne 56. maddesindeki “sağlıklı yaşama hakkı” ne de 17. maddesindeki herkesin “yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkı” kapsamında. Emekçiler çalışırken olduğu gibi emekliyken de anayasal güvenceden yoksunlar. 2026’da yapılan minnacık emekli aylığı ekinin bütçeye 69,5 milyarlık etkisiyle anlatılması sigorta atmasının yansımalarından biri. Bütçeye yük konusu Anayasa Mahkemesi (AYM) tarafından yanıtlanmış durumda ama kimin umurunda… “İnsan onuruna yaraşır asgari bir yaşam” düzeyinin, “sosyal adaleti ve toplumsal dengeyi sağlama” yükümlülüğünün emekliler yönünden güvence altına alınması zorunluluğu anayasal söz ve özde yerini buluyor. İnsanların ve toplumun yarınlarının güvencesi için kaynak yetersizliği gibi gerekçelerin ileri sürülemeyeceği AYM tarafından vurgulanan bir durum. Anayasa'nın 65. maddesinde, devletin sosyal ve ekonomik alanlarda belirtilen görevlerini, ekonomik istikrarın korunmasını gözeterek malî kaynaklarının yeterliliği ölçüsünde yerine getireceği öngörülerek kimi sınırlamalar getiriliyor. AYM, devletin “ekonomik ve sosyal alandaki görevlerini yerine getirirken yapacağı düzenlemelerde 'yaşama hakkı'nı ortadan kaldıran ya da kısıtlayan kurallar getiremeyecektir” gerekçesiyle sosyal güvenlik hizmetlerinin “mali kaynakların yeterliliği ölçüsü” kapsamında değerlendirilemeyeceğini belirtiyor. Anayasal durum bu kadar açık. Ama Anayasa’yı ve AYM’yi istediği zaman istediği gibi tanıyan, istemediği durumlarda tanımayan “hukuk devleti”ciler (!) iktidarlarını kapitalizmin/emperyalizmin ekonomi politiği yönünde yürüttükleri için hukuku da aynı yönde canlı (!) tutmaktan geri kalmıyor. Burada da sigortanın attığını görüyoruz. 31.5.2006 günü kabul edilen 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu AKP’nin ilk yıllarının ürünü. Yılların birikimi sosyal güvenlik sistemini altüst eden, sosyal güvenliği prim esasına dayalı kapitalist yapıyla uyumlaştıran bir düzenleme. Liberalizmle uyumlaştırma, sıklıkla değiştirilme, yeni ve geçici maddeler ekleme özelliği bu kanunda tavana vurmuş durumda. Yirmi yıla yaklaşan sürede yüz ayrı kanun ya da KHK ile altı yüz maddede değişiklik ya da ekleme yapılıp paramparça edilen kanun yönetememenin ve çürümenin tipik örneklerinden biri olarak hukuktaki garabeti yansıtıyor. Gerçekte yönetilemeyen ve çürütülense sosyal güvenlik ve yaşama hakkı. Kaynağına ve amacına bakılmadan bu yönetememe ve çürümeye takılmak eksik olur.  Kaynak ve amaçların bir kısmına, 9 Ocak 2025 günlü, “Emeklilerin düşmanları” başlıklı yazımda değinmiştim. Emeklilerin yoksulluğa itilmesine sömürücü hukukun aracılık etmesi hiç şaşırtıcı değil. Bağlı olarak emeklilerin yaşam düzeyinin kamusal ve bütünsel olarak görülmemesi, kapitalizmin bireyselleştirme tuzağına düşülmesini körüklüyor. Bireyselleşme emeklilerin ortak aklının kullanımını engellediği gibi sınıfsal savaşımı da kırıyor. Hedefte uluslararası sermaye şirketlerine de açılan büyük sigorta piyasası var. Bu piyasaya “hayır işleri” adı altında tarikat ve cemaatler de giriyor. Emeklilerin düşmanlarıyla emekçilerin düşmanları aynı. 2019’da bağımsız idari otorite olarak, Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle kurulan “Sigortacılık ve Özel Emeklilik Düzenleme ve Denetleme Kurumu”nun “İstanbul’un küresel finans merkezi haline getirilmesi vizyonuna paralel olarak, Türkiye’de sigortacılık ve özel emeklilik sektörünün ülke ekonomisine olan katkısına ivme kazandırmak ve sektörün daha dinamik bir anlayışla düzenlenmesini ve denetlenmesini teminen” kurulduğu bilinmeyen bir durum değil. Sosyal eşitsizlik göstergeleri arasında önemli alanlardan biri ücretler, bir diğeri de yaşam hakkı ve güvencesi. Çalışanlarla işsizler, çalışanlarla emekliler arasındaki yaşam hakkı ve güvencesi uçurumunun hedeflerinden biri yedek ve ucuz işgücü ordusuyla sömürüyü derinleştirmek. Kapitalizm bir yandan çocuğu ve işsiziyle, emeklisi ve göç insanıyla bu orduyu hazır tutarken diğer yandan çalışma hakkının güvencesizliğinden ve esnekliğinden yararlanıyor. Yaşam düzeyinin insancası ve bütünlüğü merkezi planlamayla ve kamusallıkla sağlanır. Piyasaya dayalı sigortacılık, bütünü sağlayan değil bozan işleve sahip. Sigortası atan sosyal güvenlik düzeninde gün gelip emekçilerle birlikte emeklilerin sigortası attığında insanca ve güvenceli bir yaşamın kapıları da açılmış olacak.