Hazineden sorumlu Bakan Mehmet Şimşek önceki gün katıldığı MÜSİAD toplantısında 2025 yılından dertli, 2026 yılı için de endişeli patronlara “her şeyi devletten beklemeyin” dedi. Şu sıralar çoklukla finansman maliyetinden şikayetçiler. Yine de her büyük holdingin kendine ait bir bankası olduğundan ve banka kârları rekor üstüne rekor kırdığından bu açığı fazlasıyla kapatmış olsalar da imalat sanayinde yeni yatırımlar için vites küçülttükleri için biraz mutsuzlar. Çok sevdiler değersiz TL yardımıyla yatırım yapmayı, büyük ihracat kazancını ve iyice dibe çektikleri işçilik maliyetlerini. Faiz biraz daha düşer, kur da açılırsa değme keyiflerine. Özledikleri şey birkaç yıl öncenin şişkin kâr düzeylerini yeniden yakalamak. Yakalamak derken yanlış anlaşılmasın, konu eksiye dönmüş şirket bilançoları değil, kârların önceki dönemlere göre sınırlı artışı. Rakamlar ortada. 500 büyük şirketin FAVÖK (faiz, amortisman ve vergi öncesi kâr) toplamı 1,3 trilyon lira. Bu rakam bir önceki yılın üstünde. İstanbul Sanayi Odası geçen yıl bu rakamları açıklarken değişimi "sınırlı artış" olarak nitelemişti. Bu sınırlı artış, FAVÖK kârlılığı oranının yüzde 12,8’e gerileyip, 2014-2023 ortalaması olan yüzde 13,7’nin altında kalmasına neden olmuş. Demek ki ortada zarar değil, son on yılın ortalamasının bir tık altında kalan kârlılık var. Bir başka ifadeyle sermaye birikimi devam ediyor. Şimşek bunu biliyor ve patronların daha fazla kazanma iştahının hiç kapanmaması ve yüksek kâr garantisi için didiniyor. Adı geçen toplantıda buna yönelik önerisi müthişti. Bakan MÜSİAD’çılara “Daha fazla kâr etmenizi istiyoruz. Verimlilik artırın, yani aynı makinelerle aynı işyerinde, aynı saat çalışmayla daha çok üretmeye bakın” dedi. Aynı işyerinde, aynı makinelerle, aynı saat çalışarak daha fazla üretim yapmanın fabrikadaki karşılığı az işçiyle çok iş yapmak, bu değilse de performans ve üretim baskısıyla mevcut işçinin canını çıkarmaktır. Bakanın patronlara ‘verimliliği arttırın’ diye önerdiği şey kırbacı elden bırakmamak. Son derece sınıfsaldır. Ücretler üzerinde kurulan ağır baskı da aynı sınıfsallığın ürünü. Geçen sene asgari ücret artışı enflasyon oranının 15 puan altında kaldı. Bu yıl da artış enflasyonun altında. Düpedüz hırsızlıktır. Adına "ara zam" demekte ısrar etmeleri yapılmasa da olur anlamına geliyor, oysa ara falan değil düpedüz asli zamdır, son iki yılda asgari ücrete yapılmayan Temmuz zamlarını da bu hırsızlığa eklemek gerekir. Üstüne yatılan ücret artışlarına enflasyon ve vergilerin neden olduğu erime de eklenince 2025 yılında işçilerin toplam kaybının 2,5 trilyon liraya ulaştığını hesaplamış DİSK-AR. Ülkede toplanan verginin de çoğunu emekçiler ödüyor. Kazançtan, gelirden ve servetten alınan doğrudan verginin tamamına yakını kaynaktan kesiliyor ve pastanın en büyük dilimini ücret kesintileri oluşturuyor. Beyanla verilen kurumlar vergisi ise istisnalar, indirimler ve çoğu zaman afla buhar olup uçuyor. Hırsızlık diyerek haksızlık mı ediyoruz dersiniz? Bir de işsizin parası var, o da hırsızın cebinde. 2003 yılında kurulan ve kullanım amacı işten atılan işçilere bir süre işsizlik ödeneği sağlamak olan İşsizlik Sigortası Fonu, 2009 yılında AKP tarafından patronların kullanımına açıldı. Şimdi bu fon işsizlere ödenen paradan daha fazlasını patronlara teşvik olarak veriyor. Son üç yılda şirketler işsizlik fonundan 300 milyar lirayı teşvik olarak aldı ve kullandı. Aynı sürede işsizlere yapılan ödeme tutarı bu rakamın yarısı kadar. Uzatmayayım, özelleştirmelerle el konulan kaynaklar, teşvikler, kamu ihaleleri ve nicesi… Bu soygun listesi öyle kabarık ki her bir kalem ayrı bir yazı konusu olmayı hak ediyor. Geçen hafta bu köşede ABD’nin Venezuela’ya yaptığı operasyonu konu ederek günümüz emperyalizmini gece yatak odanıza girip sizi ve ailenizi kaçıran, sonra salona yerleşip bütün apartmanı “sıra size de gelecek” diye haraca bağlayan haydut olarak nitelemiştim. Türkiye burjuvazisi de aynısını yapıyor. Fabrikalara, madenlere, enerji kaynaklarına, finans merkezlerine, işçi sınıfının mal ve hizmet ürettiği tüm tesislere çökmüş, ülkeyi haraca bağlamış. Sömürüden kasasını dolduruyor ve sürekli zenginleşiyor. Emekçi halka düşen ise kalan kırıntılar. Salonda hırsız var. Ya hırsızı oradan atacağız ya soygun devam edecek.