Nâzım Hikmet 15 Ocak 2026 Perşembe günü 124 yaşına basacak. Nâzım Hikmet Vakfı bu yıl, Kadıköy Belediyesi ile birlikte Caddebostan Kültür Merkezi’nde (CKM) Fazıl Say konseriyle kutlayacak büyük şairin yeni yaşını. Nâzım Hikmet için Türkiye’de ve yurt dışında değişik şehirlerde 124. Yaş etkinlikleri yapılacak. Bu durumun neyi gösterdiğini yazacağım ama önce Nâzım Hikmet’in Türkiye’deki ilk kitlesel doğum günü kutlamasını anlatmalıyım. Bu ülkede yetişen isyankâr önderler arasında özel bir yere sahip olan Aziz Nesin kurucu başkanı olduğu Türkiye Yazarlar Sendikası ile 1976 yılının 15 Ocak günü İstanbul Spor Sergi Sarayında “Nâzım Hikmet Gecesi” düzenledi. O gece salonda atılan sloganlar bütün İstanbul’u çınlattı: -Nâzım yaşıyor! Nâzım ismi Türkiye’de çok uzun yıllar “yasa dışı örgüt” gibi algılandı. Tabii ki devleti yönetenler sayesinde!.. Nâzım Hikmet’in “kod adı” da vardı, devlette ve Babıali gazetelerinde: -Vatan haini! Kendisi de benimsemişti bu unvanı ve ünlü şiirini yazmıştı: “Ben vatan hainiyim/Vatan çiftliklerinizse/kasalarınızın ve çek defterlerinizin içindekilerse vatan/ vatan şose boylarında gebermekse açlıktan/vatan Amerikan üsleri, Amerikan bombası, Amerikan donanması topuysa/ ben vatan hainiyim” Nâzım Hikmet’i 1938’den 1950’ye kadar 13 yıl hapislerde tutup öldüremeyenler, elli yaşında askere çağırıp, tel boyu nöbeti tutarken “kaçıyordu vurduk” diye katledeceklerdi. Bunu planları yapılmış ve de duyurulmuştu bile… Değerli yazar Haluk Oral ’ın “Nâzım Hikmet’in Yolculuğu” adlı kitabında, 6 Haziran 1951 tarihinde yazılan Kadıköy Askerlik Şubesi Başkanı Albay Şevket Atsal imzalı belgeyi yayımladı. Haydarpaşa Askeri Hastanesi Baştabipliği’e Nâzım Hikmet’in askerlik için muayene edilmesi isteniyordu. Bu tarihten dokuz gün sonra Nâzım, Türkiye’den ayrıldı. 17 Haziran 1951 sabahı Tarabya Oteli’nin önünden Refik Erduran ’ın kullandığı işadamı Malik Yolaç’ a ait sürat teknesine bindi. Erduran önce Bebek’e kadar gidip sonra geri döndü Karadeniz’e çıktı. Erduran, ailece tanıştığı (hatta annesiyle evlenmek de istemiş) Kuzey Deniz Saha Komutanı Refik Paşa ’ya önceden gidip, bilgiler almıştı: -Amerikalı arkadaşlarım film çekmek istiyorlar. Boğaz’dan silah kaçıran bir balıkçı sahnesi için sordular. Türk donanması Karadeniz’e çıkan tekneleri arıyorlar mı? Ona göre senaryo yazacaklar. Paşa, oğlu gibi gördüğü Refik Erduran’a “ne kontrolü yahu yok öyle şeyler” diyor en babacan haliyle… Bütün bunları Refik Erduran bana “Hoşça Kal Memleketim” ve “Rüzgara Karşı Yürüyen Adam” adlı Nâzım Hikmet belgesellerimin çekimleri sırasında anlatmıştı. Sürat teknesinin satılık olduğunu öğrenip “denemek için” diyerek Malik Yolaç’tan da o istemişti. O zamanlar İstanbul küçüktü, herkes birbirini tanıyordu. Nâzım Hikmet, 1976’daki o görkemli ilk doğum gününe kadar “tehlikeli” olarak lanse ediliyordu. Aziz Nesin her zamanki öncü cesaretiyle Nâzım’ı özgürleştirdi. Bu cesaret toplumun en dinamik kesimi işçi sınıfını da etkiledi. Türkiye Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu (DİSK) 9. Kuruluş Yıldönümünü yine Spor Sergi Sarayında 13 Şubat 1976’da ilk kez kitlesel olarak kutladı. Aradan iki ay geçti. DİSK 1 Mayıs İşçi Bayramı için Taksim Meydanındaydı. Yüzbinler “Yaşasın 1 Mayıs-Yaşasın DİSK” diye haykırıyordu. Nâzım, o günleri yıllar öncesinden görmüştü. 1960 baharında Leipzg’de bir baraj gölündeki feribotun burnunda yazdığı şiiri yakın arkadaşı doktor Hayk Açıkgöz’ e uzatmıştı: “Türkiye işçi sınıfına selam/Selam yaratana..” (Melih Güneş’in Suyun Şavkı adlı kitabı.) Nâzım, uzun hapishane yıllarında muazzam bir külliyat oluşturdu. Hapishanelerde yazdığı direniş şiirleri kendisinden sonra oralarda yatanlara dayanma gücü verdi. Onun hapis yattığı dönem için “karanlık yıllar” denilirdi. Bu ülkenin solcu aydınları için cezaevleri mecburi “kariyer” (!) yerleri oldu. Nâzım’ın hapisten çıkmasının üzerinden 75 yıl geçti. O karanlık ülkemiz aydınlansın diye mücadele edenlerin üzerinden hiç eksik olmadı. 2026’da da Dünyanın ve Türkiye’nin üzerinde kara bulutlar dolaşıyor. Cezaevleri ülkenin aydınlarıyla dolup taşıyor. Nâzım onlara da el uzatıyor: “İşte böyle Laz İsmail/mesele esir düşmekte değil,/teslim olmamakta bütün mesele!” Yazının başına dönüyorum. Nâzım Hikmet’in 124. Yaşı Kadıköy’de kutlanıyor. O bir ilçeye, bir şehre, bir ülkeye sığmayacak kadar dünya şairidir. Ancak Türkiye’de yaşadı son yerleşim olması bakımından kutlama için çok doğru bir seçim yapıldığı da açıktır: -Kadıköylü Nâzım!