KKTC’nin kurucu Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, vefatının 14. yıldönümünde (13 Ocak 2012) Kıbrıs’taki kabri başında anıldı. Geçmişte; bizim de katıldığımız bir toplantıda kendilerini Eskimolara benzetmiş: - Onlar buzun üzerinde biz ateşin üzerinde yaşıyoruz, demişti. Sonra da ekledi: “Neden ateşin üzerinde yaşıyoruz biliyor musunuz? Neden Ada’yı bırakıp İngiltere’de veya Türkiye’de keyfimize bakmıyoruz? Çünkü Ada’daki varlığımız Türkiye’nin ve Türk ulusunun savunması için hayati önemdedir. Biz bunu Türk olarak görev sayıyoruz.” Ermeni soykırımı iddialarına karşı kurulan Talatpaşa Komitesi’nin başkanıydı... Bülent Ecevit’in deyimiyle yalnızca Kıbrıs’ın değil, Türkiye’nin de lideriydi. Kıbrıs davasını dirençle savunduğu için cumhurbaşkanlığından düşürüldü. Sözde çözümsüzlüğü savunuyordu! Yerine gelenler de taviz vermekle kaldılar, bir milim ilerleyemediler... Her zaman neşeli, şakacıydı... Bir hastane ziyaretindeki esprisini bu sütunlarda yazmıştık. Doktor hastaneyi gezdirirken hastalardan birinin sürekli ereksiyondan mustarip olduğunu anlatır. Denktaş o hastanın yanına gidip adama sarılır, yanaklarından öper. Neden böyle yaptığı sorulunca şöyle der: - Belki bulaşıcıdır bana da geçer... Son nefesinde Hristofiyas diye bağırıp başucundaki kızına: “Söyle kendilerine, burası bağımsız bir cumhuriyettir” demişti. Sahip olduğu unvanlardan daha büyük adamdı Denktaş... Tarihin soylu sayfalarında yerini çoktan almıştır… UMRE Ahmet Akın, CHP’den üç dönem milletvekili seçildi. Enerji konularına odaklandı. Enerji ile ilgili genel başkan yardımcılığı yaptı. Konuları takibindeki enerjik tutumuyla dikkati çekti. Son yerel seçimde partisi onu Balıkesir’den belediye başkan adayı gösterdi. Ahmet Akın belediye başkanı oldu. Şu sıralarda UMRE’de çekilmiş ihramlı fotoğrafları yayınlanıyor. Üçüncü kez Umre’ye gitmiş. Allah kabul etsin. Ancak fotoğraf çektirip sosyal medyada yayınlaması biraz garip kaçıyor. Dini siyasete alet etmek CHP’de hoş görülmezdi eskiden. Şimdilerde adeta moda oldu. Bu arada kendileri AKP’ye geçeceği haberlerini yalanladı. Ekleyelim. HUKMUK Tren bir saat gecikince istasyondaki adam sıkılmış, istasyon müdürünün yanına gidip söylenmiş: - Tarifeye göre trenin bir saat önce gelmesi gerekirdi, hâlâ yok, sizin tarifeniz ne işe yarar? İstasyon şefi gayet ciddi: - Tarife olmasaydı trenin ne kadar geciktiğini bilemeyecektiniz... Tarife işte bu işe yarar... Anayasa ve kanunlar da aşağı yukarı bu işe yarıyor. Neyin hukuka ne kadar aykırı olduğunu onlara bakarak anlıyoruz... Başka da pek işe yaramıyorlar. ROKET Moda’da et aldığımız markette kıymanın kilosu 950 liraydı. Yılbaşında zam gelmiş 1100 lira olmuş. Doktor sindirimin düzelmesi için kuru incir tavsiye etmişti. Kuruyemişçiden kuru incir istedik. Kilosu 1450 lira... Yurdumun inciri... Çocukluğumuzda yüzüne bakmadığımız, dallarda çürüyüp dökülen incir bu. Kabak çekirdeğinin kilosu 1000 liraya yükselmiş... Kavrulmuş iç fındık, kilosu 2232 lira... Antep fıstığı 2200 lira. Fıstığın tanesi 2,5 liraya geliyor... SGK’nın ödemediği birtakım ilaçlar var. En ucuzu 500 liradan başlıyor... Bugün böyle, peki bu fiyatlar birkaç sene sonrası nasıl olacak? İnsan düşünmek bile istemiyor. KAMPANYA CHP yeni bir üye kampanyası başlatıyormuş... Sloganı: “Katlanamıyorsan bize katıl” olacakmış. İnsanlara “İşsizliğe, açlığa, yetersiz maaşlara, liyakatsizliğe, adaletsizliğe katlanamıyorsan bize katıl” denecekmiş. İnsanların bu olumsuzluklara katlanamadıkları doğrudur. Ancak siz nasıl çözeceksiniz? Esas merak edilen şey bu sorunun cevabıdır. Kaynağı nasıl yaratacaksınız, üretimi nasıl arttıracaksınız, hangi alanda ne gibi reformlar yapacaksınız, nasıl bir fark ortaya koyacaksınız... Seçmen bunları duymak ister. Ayrıca bir dizi dikkat çekici vaadinizin olması gerekir. Kadronuzu güçlendirmelisiniz. Toplumda “CHP iktidara gelirse belki emekli maaşları biraz düzelir ama bu düzen aynen devam eder” gibi bir izlenim bulunmamalı. DEM’in peşine takılıp giderseniz mevcut seçmeni de kaybedersiniz. Kişilikli bir politika ortaya koyarsanız herkes sizin peşinizden gelir. Siz onların peşine takılmazsınız. GİDER Değerli gazeteci arkadaşımız Ümit Zileli’nin “Yakın Tarih Yalanları” adlı kitabında Cumhuriyet Savcısı Aydın Başar’ın sözleri: “Hâkim ve savcı korktuğunda adalet elden gider. Asker polis korktuğunda ülke elden gider. Siyasetçi korktuğunda demokrasi elden gider”…