İntihar: Ruhsal Acının Sessiz Çığlığı ve Dokuz Psikodinamik Yüzü

İntihar, bir ölüm isteğinden çok daha fazlasıdır; dayanılmaz bir psişik acının dile gelmeyen ama eyleme vurulan çığlığıdır. Bu acıyı taşıyan bireyin gerçeklikle kurduğu bağ gevşer, algılar bulanıklaşır, iç dünya ile dış dünya arasındaki sınırlar silikleşir. Kişi, kendisine, hayata ve çoğu zaman en çok da sevdiklerine karşı yoğun bir öfke biriktirir. Bu öfke dışa yöneltilemediğinde, bir bıçak gibi içe döner ve beden, ruhun savaş alanına dönüşür. İntihar sürecinde birey, cesaret ile korku arasında asılı kalır. Bir yanı hayatta kalmak isterken, diğer yanı bu acının artık sona ermesini talep eder. Tam da bu ikilik içinde, intihar bazen yanlış bir biçimde bir “cesaret eylemi”, bir “nihai kontrol gösterisi” olarak anlamlandırılabilir. Oysa klinik gerçeklik şunu gösterir: İntihar, çoğu zaman gücün değil; ruhsal çözülmenin, çaresizliğin ve yalnızlığın sonucudur. Bu bağlamda intiharı tek bir neden ya da tek bir psikiyatrik tanıyla açıklamak mümkün değildir. İntihar, çok katmanlı bir ruhsal fenomendir. Klinik gözlem ve psikodinamik değerlendirmeler ışığında, intihar eğilimini dokuz temel başlık altında ele almak mümkündür.