'Ortanın solu' neyin nesiydi?

Yaşları o günleri görmek bakımından da görmeden bilmek için de elverişsiz olanlar bile az çok bilirler. CHP’nin ta altmışlı yıllarda kendisine uygun gördüğü yerin adıydı. Yer dediğim, hani yelpaze benzetmesi ile söylenir, “partiler yelpazesi” falan, işte onun neresindeyiz sorusunu sormuşlar ve yanıtlamışlardı. Soran da yanıtlayan da İsmet İnönü. Öyle olmakla birlikte, Bülent Ecevit’e yakıştırıldığı olmuştur. Yakıştıranlar kimlerdi denilirse, herhalde Ecevitçilerdi demekte sakınca olmasa gerek. Sonradan öyle olmadığı anlaşılmıştır. Ecevit, 1966’dan sonraki yıllarda, bunu alıp üstlenmiş diyar diyar dolaşıp söylemiştir. Sonunda da bir kenara atıp “demokratik sol”da karar kılmıştır. İyi yapmamıştır; çünkü başına dert almış, bu yüzden kendisine dava açılmıştır. Davayı açan, hatırlayanlar olacaktır, Yalçın Küçük idi. Ankara 3 no’lu Asliye Ticaret Mahkemesi’ne sunduğu uzun dava dilekçesi şöyle başlıyordu: “Yürürlükteki Ticaret Yasası ve Borçlar Yasası, çökelek’in peynir olarak satılmasını önleyici hükümler içermektedir. Altın suyuna batırılmış bir bakır parçasını altın olarak satmak da mümkün değildir. Ülkemizde geçerli özel hukuk hükümleri, başkalarının şöhret, isim, itibar ve markalarını haksız olarak kullanmayı da önleyici hükümlere sahiptir. Böyle bir hukuk dünyasında, Ankara’da mukim Bülent Ecevit’in, Demokratik ‘Sol’ Parti adı altında politik faaliyet sürdürmesi, Ticaret Yasası ve Borçlar Yasası’nın açık hükümlerini çiğnemek anlamına gelmektedir.” Bundan sonra dava ile ortaya konulan talebin gerekçeleri uzun uzun açıklanmakta ve dilekçe şöyle sonlanmaktaydı: “Bütün bu bilimsel, tarihsel ve mantıksal açıklamalarım sonucunda, Ankara’da mukim Bülent Ecevit’in ‘sol’ sözcüğünü, firmasının adında kullanmasının büyük bir aldatmaca ve bizler açısından ise haksız bir rekabet olduğunun kabulünü ve Bülent Ecevit’in ‘sol’ sözcüğünü kullanmasının men edilmesini dilemekteyim. Kuşkusuz Ankara’da mukim Bülent Ecevit’in firmasının adından ‘sol’ sözcüğü çıkartıldığında ne kullanacağını bulmak, Mahkemeniz’in ve bu arada benim, meşguliyetlerim arasına girmemektedir. Fakat yine de ben, bu alanda uzmanlığıma güvenerek, ‘sağ’ sözcüğünü önermekte bir sakınca görmemekteyim. Bu sözcüğün Ankara’da mukim Bülent Ecevit’e çok uymasının yanında, 'Dsp' rumuzunu da değiştirmeyi gerektirmemek türünden bir avantajı vardır. ‘Demokratik Sağ Parti’, hem bilimsel olarak daha uygundur ve hem de 'Dsp' olarak kısaltılabileceği için yeni flama yaptırma ihtiyacını da ortadan kaldırmaktadır. Mahkemenize saygılar sunuyorum.” “Ortanın Solu”na dönersek, şöyle bir öyküyü dillendirmek mümkün görünüyor: Daha Demokrat Parti iktidarında sağ ve sol partilerden söz edilir olduğunu ileri sürebiliriz. DP lideri Adnan Menderes’in bir konuşmasında “Biz CHP’den biraz daha soldayız!” dediği söylenir. 1961 Anayasasının getirdiği özgürlük ortamı içinde yeni yeni partiler kurulunca bu tür ayrımlar daha da belirginleşti. Bu dağılım içerisinde CHP de hem kendi içindeki bölünmüşlüğü gidermek, hem de partiler arasında yeni bir kimlikle yer bulmayı gerekli görmüştü. Parti Meclisi’nin, İnönü’nün başkanlığında yaptığı toplantıdaki tartışmalardan sonra bir bildiri yayımlanması gerekli görülmüştü. Hükümetin düşürülmesinden bir süre önce (9 Şubat 1965’te) açıklanan bildiride, görüş ayrılıklarının partiyi merkezin solu’na çektiği belirtilerek şöyle denilmişti: “Bu, partinin bir bacağı solda, öteki sağda aşırı merkeziyetçilikten kurtulup (…) sosyal demokrat bir parti hüviyetine girebilmek için çaba göstermesidir. Aşırı sola ve sağa oranla ortacı görünmekle birlikte, parti uygulamada merkezin soluna doğru gidiyor!” Bu bildiri, CHP’nin o günkü partiler yelpazesinde kendisine göre merkez partisi konumunda olan Adalet Partisi ile solu temsil eden Türkiye İşçi Partisi (TİP) arasında bir yer seçtiğini göstermekteydi. Bu,  aynı zamanda, yakın bir gelecekte partiye bildiride de belirtilen sosyal demokrat bir nitelik kazandırılacağına işaret ediyordu. İsmet Paşa şöyle demişti: “Aslında laikiz dediğimiz günden beri ortanın solundayız. Halkçıysan ortanın solunda olursun!” Ancak parti şimdi Ortanın Solu gibi yeni bir tanımlama ile yenilikçi atılımlara girmek istediğini açıklamış oluyordu. CHP’yi bu söylem değişikliğine götüren etkenler arasında, hatta başında özgürlükçü 1961 Anayasası’nın getirdiği ortam içerisinde toplum kesimlerinden gelen isteklerin artarak güç kazanması, emekçi sınıfların sözcülüğünü üstlenen TİP’in toplumda destek bulması ve ABD’nin siyasal ve ekonomik desteğine duyulan güvenin azalması sayılabilir. Söz konusu bildiride bundan böyle AP kadar TİP ile de savaşılacağının söylenmesi de etkenlerin nerede olduğunu göstermektedir. CHP’nin izleyeceği siyasa için ortanın solu kavramı ilk kez, 27 Mayıs 1960’tan  sonra kullanılmıştı. İnönü’nün damadı ve en yakınındaki gazeteci Metin Toker’in aktardığına göre 1960 Ağustos ayı sonlarında İsmet İnönü ile o dönemdeki genel sekreter İ. Rüştü Aksal, Heybeliada’daki evde, partinin ne gibi bir siyaset izlemesi gerektiğini saptamaya çalışmışlardı. Toker, 31 Ağustos tarihli Akis’teki yazısında bu çalışmadan söz ederken CHP’nin ortanın solu’nda yer alacağını açıklıyordu: “CHP mevcut partiler içinde bugünün modası sosyalizmi en ziyade benimsemiş partiydi… Şimdi o yön biraz daha belirli şekilde tutulacak… CHP, ortanın solunda yer alacaktı. Tabii daha solda partiler kurulması imkanı daima mevcuttu.” Kısacası, partiye yeni kimlik ya da slogan olarak kabul edilen ortanın solu niteliği Genel Başkan İnönü tarafından önerilmişti. Bunun gerekçeleri arasında en önde gelenin TİP’in ortaya çıkıp halktan ilgi ve destek görmesi olduğu ise hemen hemen o tarihlerden beri genellikle kabul edilen bir değerlendirmeydi. Belki bir adım daha atılarak şu da eklenebilir: İsmet Paşa 27 Mayıs’ı izleyen yıllarda üç kez koalisyon hükümeti kurarak olup bitenleri tecrübeli bir siyaset adamı gözüyle izlemişti ve bir yandan partisine yeni gelişme imkânları sağlamanın, bir yandan da emekçi sınıfların gözlerini diktikleri düzen dışı seçeneklere karşı set çekmenin yollarını arıyordu.