Maduro’dan sonra Venezuela

Önce Karayip korsanlığı, sonra doktrini… Trump’ın Venezuela’ya saldırma tasarımını daha önce bu köşede gözden geçirmiştim. 1 Aşamalarını güncelleyerek sıralayalım. Trump yönetimi önce ABD dış siyasetini belirleyen Ulusal Savunma Stratejisi ’ni değiştirdi. ABD’ye dönük dış tehdidi önleme stratejisi artık Çin’e değil, anavatana (ABD’ye) ve Amerika kıtasına (Latin Amerika’ya) odaklanacaktır. Sonra Venezuela’yı “narko terörizm” ile suçladı; öncelikli bir hedef olarak ilan etti. Bu ülkenin Karayip Denizi kıyılarında seyreden teknelerini batırmaya başladı. CIA’yı Venezuela’da gizli bir operasyon için görevlendirdi. Yeni yıl, bir Karayip Korsanlığı eylemi ile başladı. 3 Ocak’ta başkent Caracas’taki askerî tesisler uzun süre bombalandı; Venezuela hava savunma sistemi felce uğratıldı. Bu tesislerin yakınındaki mahallelerde tahminen 100’u aşkın sivil öldürüldü. Eşzamanlı olarak Venezuela Başkanlık Sarayı’nı helikopterli “seçkin Delta birlikleri” bastı. Saray güvenliği görevlisi 32 Kübalı, 23 Venezuela’lı asker öldürüldü. Başkan Nicolas Maduro ile eşi Cilia Flores derdest edilerek New York’a kaçırıldı. Operasyon sonrasında Trump ABD birliklerinin hiç kayıp vermediğini övünerek açıkladı. Birkaç gün sonra korsanlık/kaçırma eyleminin doktrini de açıklandı. New York Times Trump’a soruyor: “Amerika’nın askerî gücünü kullanırken uluslararası hukuk sizi sınırlamıyor mu?” Trump yanıtlıyor: “Uluslararası hukuka ihtiyacım yok; beni ilgilendirmiyor. Beni sınırlayan tek bir şey var: Kendi ahlâkım, aklım.” ( NYT , 9 Ocak 2026). Ne var ki, Birleşmiş Milletler (BM) Ana Sözleşmesi, Amerikan Senatosu tarafından üçte iki çoğunlukla onaylandığı için ABD Anayasası gereği bir yasa konumundadır. BM Sözleşmesi (Md.4/2)’ye göre “herhangi bir devletin toprak bütünlüğünü zedeleyen güç kullanımı” yasaklamıştır. 5 Ocak 2026’da bu eylemi görüşmek üzere toplanan BM Güvenlik Konseyi’nde Amerikan Temsilcisi Michael Waltz ABD eyleminin gerekçesini de açıkladı: “Dünyanın en büyük petrol rezervlerinin ABD hasımlarının denetimine sunan bir ülkeyi kabul edemeyiz.” Kastedilen açıktır: Ham petrol zengini Venezuela Çin ve Rusya’ya petrol satmamalıdır… Beyaz Saray yönetiminde de görevli olan ABD Güvenlik Danışmanı Stephen Miller bu açıklamaları CNN’e verdiği demeçle tamamlıyor: “ABD bir süper güçtür ve Başkan Trump yönetiminde bir süper güç gibi davranacaktır. Arka bahçemizdeki birisinin bize değil de hasımlarımıza kaynak sunmasını kabul edemeyiz. Askerlerimiz bu ülkenin (Venezuela’nın) sınırlarına yerleştiği için kuralları, koşulları biz belirleyeceğiz. Petrollerinin ticareti de ambargomuz altındadır.” Bu açıklamalar bir “doktrinin” ötesinde suç itirafıdır. Trump’ın Karayip korsanlığı BM Ana Sözleşmesi ile birlikte Amerikan Anayasası’nı da çiğnemiştir. Bu arada Başkan Trump bir kararname ile ABD’yi BM’in tüm yan-örgütlerinden çıkarmış; (ne hikmetse) BM üyeliğini bu “arınmanın” dışında tutmuştur. Dolayısıyla başkanlık döneminin sonraki aylarında Trump’ın Senato’da yargılanması, görevden alınması gündemde kalacaktır. 'Rejim değiştirme' tutmadı; Bolivarcı Cumhuriyet dağılmadı… Başkan Trump ve Savunma Bakanı Hegseth, Venezuela’ya askerî harekâtın ana hedefinin rejim değiştirme olduğunu birkaç kere açıkladılar. Ayrıca bir işgal göze alınmadı. Maduro’nun kaçırılmasının kendiliğinden bu sonuca yol açacağı umuluyordu. Beklentiler tutmadı. Bolivarcı Venezuela Cumhuriyeti ayakta kaldı. Kurumları olağan-dışı koşullara rağmen pürüzsüz işledi: Yüksek Mahkeme toplandı; Cumhurbaşkanlığı görevini vekâleten devralması için bir kadını, başkan yardımcısı Delcy Rodriguez’i görevlendirdi ve Ulusal Meclis’i ant içme işlemi için olağan-dışı toplantıya çağırdı. 5 Ocak 2026’da Meclis toplandı. Rodriguez Başkanlık yeminini okudu. Yeminin sonunda “yasa-dışı saldırı sonunda kaçırılan ve ABD’de rehin olarak tutulmakta olan anayasal başkan Nicolas Maduro ve eşi Cilia Flores’ten iki kahraman olarak” söz etti. Delcy Rodriguez görevi pürüzsüz devraldı. Maduro’nun hükümetini değiştirmedi. Venezuela halkını meydanlarda görüşlerini paylaşmaya davet etti. Latin Amerika’yı yakından bilen Vijay Prashad ve Venezuelalı Carlos Ron oradan aktarıyorlar: “İnsanlar sokaklara çıktı. Başkanlık Sarayı dışındaki meydana konuşmalar için yerleştirilen açık bir mikrofon kalabalıkları topladı. Konuşmacıların çoğu Bolivarcı dönüşümü sahiplenen duygularını, görüşlerini ifade etti. Bu saldırının ülkelerinin hükümranlığına karşı, Venezuela’nın eski oligarşisi ile ABD petrol devleri yararına olduğunu söylediler. Anaakım medya bunları dikkate almadı.” 2 ABD talepleri önceki koşullarda görüşülmektedir Karayip Korsanlığı başlarken Trump “ABD’nin Venezuela’yı yöneteceğini” ve petrollerini de pazarlayacağını ileri sürdü. Bu ihtiraslı tasarının gerçekleşmesi için en azından Venezuela Başkanı’nın değiştirilmesi, örneğin ABD yanlısı (ayrıca Nobel Barış Ödülü sahibi) Maria Machado’nun getirilmesi gerekiyordu. Trump, Maria Machado’nun “ülkesinde desteklenmediğini” operasyon sırasında öğreniyor ve Dışişleri Bakanı Rubio’nun ısrarlarına rağmen bu seçenekten vazgeçiyor. 3 Başkan Maduro kaçırılıyor; ama “rejim” olduğu gibi, sapsağlam ayakta kalıyor. Anayasa gereği yönetimi Maduro’nun yardımcısı devralarak… Trump da yeni başkan Delcy Rodriguez yönetimi ile “iş yapmak” zorunda kalıyor. Maduro’nun yokluğu iki ülke arasındaki ilişkileri değiştirmeyecektir. Bu ilişkilerin sonraki seyrini Medea Benjamin “Venezuela’yı kimin yönettiğini” sorgulayan bir yazı ile ışık tutuyor. İzleyelim: 6 Ocak’ta, yani Maduro’nun kaçırılışından üç gün sonra Venezuela petrolünü yöneten devlet şirketi Petroleos de Venezuela ABD ile “petrol satışına ilişkin müzakerelerin başlatıldığını; görüşmelerin tamamen ticarî işlemlere odaklı olduğunu ve Chevron gibi diğer uluslararası şirketlere de uygulanan çerçevenin izlendiğini” açıklıyor. Trump da Rodriguez ile işbirliğini açıkça kabulleniyor ve Petroleos de Venezuela’nın önerilerini görüşmek üzere 9 Ocak’ta ABD petrol şirketlerinin yöneticileri ile bir toplantı düzenliyor. Maduro’nun yokluğu petrol konusunda da bir değişikliğe yol açmamıştır. Yeni Başkan Delcy Rodriguez’in siyasal sicili… Maduro’nun başkanlığını vekâleten devralış sırasında Delcy Rodriguez’in söyledikleri ödünsüz bir yurtsever kimliğe ışık tutuyor. M. Benjamin de, yeni başkanın siyasal sicili üzerinde ek bilgiler aktarıyor. Delcy Rodriguez 1969 doğumludur. Babası Jorge Antonio Rodriguez Venezuela’nın sol partilerinden Sosyalist Birlik ’in (“Socialist League”) kurucuları arasındadır. Delcy yedi yaşındayken babası ABD-karşıtı eylemlerden suçlanarak tutuklanmış; işkence altında öldürülmüştür (1976). Delcy, Caracas ve Paris’te hukuk eğitimi gördü, iş hukuku uzmanı oldu. Psikiyatrist ağabeyi Jorge ile birlikte Chavez ve Maduro yönetimlerinde üst düzeyde görevlere getirildiler. Delcy, 2014-2017’de Dışişleri Bakanı, 2018 sonrasında Ekonomi ve Petrol Bakanı ve son olarak da Başkan Yardımcısı oldu. Amerikalı yazar Greg Palast, Delcy Rodriguez’i “pragmatik ve radikal bir siyasetçi, petrol konusunda çok yetkin bir müzakereci” olarak betimliyor. Trump ile ilişkilerinde önemli meziyetlerdir. 8 yıl boyunca Caracas Belediye Başkanı olan Jorge Rodriguez ise bugün 5 Ocak 2026’da kız kardeşi Delcy’nin başkanlık yeminini okuduğu Ulusal Meclis’in başkanıdır. Bolivarcı rejimin, Maduro’nun kaçırılmasına rağmen ayakta durması Trump’ın Venezuela işgalini göze alamaması sayesinde mümkün oldu. Çeyrek yüzyıllık devrimci dönüşümlerin ülkede kök saldığı ortadadır. “Hariçten gazel komplo senaryoları” yakışıksızdır. Küresel Güney’den devrimciler olarak ABD saldırısı sonrasında sapsağlam ayakta duran Bolivarcı Venezuela Cumhuriyeti’ne başarılar dileyelim. 1 “ABD, Venezuela ve emperyalizm", soL Haber , 28 Kasım 2025. 2 Vijay Prashad & Carlos Ron, “The Current Situation in Venezuela”, CounterPunch , 8 Ocak 2026. 3 Araştırıcı gazeteci Greg Palast sitesinde ileri sürüyor ki Trump’ın “ucuz petrol” önceliği Machado’nun reddedilmesinde etkili olmuştur (14 Ocak 2026). Machado Venezuela petrolünün tümüyle ve hızla özelleştirilmesinde ısrarcıdır. Trump ise bu hamlenin petrol fiyatlarını artıracağı endişesi taşımaktadır.