Anlatılan bizim hikayemizdir: 'Elimizi, ayağımızı, toprağımızı kesiyorlar...'

Balıkesir merkezine 97 kilometre, Edremit’e ise 5 kilometre mesafedeki Çıkrıkçı köyüne, patronların gün gün hayatlarını zehir ettiği bir ailenin öyküsüne uzanıyoruz. Hülya Çulgatay, iki engelli kardeşi ve eşi Yusuf Çulgatay ile birlikte Çıkrıkçı’daki köy evlerinde yaşıyor, burada hayvancılık yaparak geçimlerini sağlamaya çalışıyor. Zaten geçinmenin oldukça zor olduğu bir dönemde, emek emek hep birlikte kurdukları bir hayatları vardı; ta ki patronlar üzerlerine bir karabasan gibi çökene, devlet de onlara sırtını dönene kadar. Tam bitişiklerine kurulan Edremit Tarıma Dayalı İhtisas Organize Sanayi Bölgesi, adım adım onların hayatını, yaşam alanını kuşatırken, önce ağıllarından oldular, sonra da meralarından ve şimdi de evlerinden, tüm yaşamlarından olmak üzereler. Peki, neden? 'Burada küçük bir dünya kurduk kendimize, bu dünyanın üzerinde OSB varmış...' “İki engelli abimiz ve biz birlikte yaşıyoruz. Abilerimiz engelli oldukları için şehir içinde yaşamak istemiyorlar, bize birkaç koyun kuzu alın, burada hayatımızı yaşayalım dediler. Kendi çapımızda ufak bir çiftlik yapalım dedik, derdimiz engellilere güzelce yaşayabilecekleri bir yer olsundu… Burada küçük bir dünya kurduk kendimize. Bu dünya üzerinde devletin projesi varmış, karşımıza OSB diye bir proje çıktı” diyor Yusuf Çulgatay yaşadıklarını anlatmaya. Hülya ve Yusuf Çulgatay çifti, bu projeyle, bir yurttaş olarak devletten çok temel bir haklarını talep etmeye gittiklerinde tanıştılar. Devletin başlattığı kırsal yapılanma projesinden yararlanmak için başvuru yapan aile, OSB projesiyle karşı karşıya geldi. O günden sonra da hayatları radikal şekilde değişti. “Yolunuz görünmüyor” denilen aile, Kaymakamlığa yönlendirildi. Aldıkları yanıt, “ Sizin burası OSB, nasıl yaşıyorsunuz burada” oldu. Gerisi de geldi. 1985’de inşaatı başlayan, 92’de ise tamamlanan bir bina ve ağıllar sanki hiç yokmuş gibi, orada kurulan hayatın hiçbir önemi yokmuş gibi, “ yol istiyorsanız önce damları yıkın ” dediler. Yani Çulgatay Ailesi, bir devlet katkısı almak için çıktığı yolda ilk olarak ağıllarından oldu. Ağılların olduğu yerler zamanında köy senediyle alınmış ancak tapuya geçmediği gerekçesiyle gözünün yaşına bakılmıyor Çulgatay çiftinin… Sonra? 720 bin metrekare yetmedi, 13,5 metrekareye gözlerini diktiler OSB yayıldıkça yayılıyor, 720 bin metrekare alan onlara yetmiyor gibi, ailenin hayatını zehir etmeye devam ediyorlar. Toplam 4 bin 800 metrekare arazisi bulunan ailenin, OSB'nin 13,5 metrekarelik bir bölümünü işgal ettiğini öne sürüyorlar. 720 bin metrekarelik toprak yetmiyor, iki engelli kardeşe bakıp hayatta kalmaya çalışan ailenin 13,5 metrekarelik alanına göz dikiyorlar. Ağıllar gibi buradan da vazgeçmek mümkün ama bu kez 13,5 metrekare öyle bir yere denk geliyor ki, Çulgatay çiftinin evini boylu boyunca içine alıyor, içme suyu artezyenine denk geliyor. “ Şu an  doğruyu söylemek gerekiyorsa bizi bıktırmaya, buradan çıkarmaya çalışıyorlar ” diyorlar Yusuf Çulgatay. Yaşadıkları gerçekten tam da bu. “ En basit örnek, kendi işlerine gelen insanların tarlalarını toprakla dolduruyorlar, bize dilekçe vermemize rağmen bunu yapmıyorlar. Çıkıp gitmemizi istiyorlar buradan. Bizim kapı numaramız var, adresimiz burası. Yıldırmaya çalışıyorlar ” diye de ekliyor. 'Kocagöl’ü doldurmasalar, tarlaları doldurmasalar, su kanallarını doldurmasalar bunlar yaşanmayacaktı' Geçtiğimiz 29 Kasım’da Çulgatay ailesinin evinin bulunduğu alanı su basıyor. Yıllarca hiçbir şekilde yaşamadıkları bir sorunla karşı karşıya kalıyorlar, yine OSB sayesinde! Yine bir hak arama mücadelesi başlıyor, bütün zorluğuyla. İlçe tarıma yazı yazıyorlar ama sonuç alamıyorlar. Hülya ve Yusuf Çulgatay, su baskının nedenini öyle sade anlatıyor ki, soracak başka soru da bırakmıyorlar: “OSB buraları doldurmadan önce böyle bir sorun yoktu, 8 yıldır hiçbir sorun yaşamadık. Şimdi ben tarlamın içinde yaşayamıyorum. Büzlerin ağızları kapatan kendileri, su kanallarının yollarını kapattılar. OSB projesini yaptıkları yerin adı Kocagöl, bu Kocagöl denilen yerde oradaki büzler buranın suyuna yetmiyor, buradaki su Kocagöl’e gidip denize geçiyordu, bu olayın aslı budur. Buradaki Kocagöl’ü doldurmasalar, tarlaları doldurmasalar, su kanallarını doldurmasalar bunlar yaşanmayacaktı.” Evlerinin önünü 3 metre taşla dolduruyorlar, üç metre de çukur kazıyorlar, sonuç olarak 6 metrelik bir dolgu var karşılarında. Sonucu su altında kalmak oluyor, tüm sitemlerinde ve isyanlarında haklılar ama nafile! Halkın üstüne üstüne yürüyenleri, patronların pervasızlığını, devletin, yetkililerin nasıl da patronların yanında saf tuttuğunu bir kez daha görüyoruz. soL Haber bu gerçekleri cesaretle duyurmaya devam ediyor. soL'un bu haberlerine destek olmak, güçlendirmek için sen de abone ol. ABONE OL 'Elimizi, ayağımızı, toprağımızı kesiyorlar' Hayvanlarını kaybediyorlar su baskınında, herkesin yaşanacağını öngördüğü şekilde: “Elimizi, ayağımızı, toprağımızı kesiyorlar. Sağım, solum, önüm, arkam dolgu, ben ortada çukurda kaldım. Belediyeye telefon açıyorum, büzlerin ağzını açın diyorum, o bölgeyle kaymakam ilgileniyor deniliyor. Yardım edilmiyor. Bütün herkes bu olayların yaşanacağını biliyordu, bu kadarını beklemiyorduk. Yağmur başladı, acil hayvanları başka yere kaçıralım dedik. Evin içi su doldu, hayvanların bir bölümünü kaçırdık, tavukları yakalayamadık, 34’ü su altında kalmış, selle birlikte gitmiş. Kimse bir şey de yapamıyor, karşımızda kaymakam var… Aslında bizi koruması gerekiyor, talep ediyoruz, görüşmek istiyoruz, sürekli toplantıda diyorlar. Yol projesi için görüşmeye çalışıyoruz, sürekli gidiyoruz, bu kez neden işin içine avukat koydunuz diyorlar.” Yıkım kararına tepki Ailenin avukatlığını üstlenen Filiz Sonsuz ile konuşuyoruz, son darbenin yıkım kararıyla geldiğini aktarıyor. “Zarar tespit davası açıldı. Henüz rapor gelmedi, bu zararın nedeni kim veya kimler bunların tespit edilmesini istiyoruz. Sonrasında tazminat davası açmak istiyoruz" diyen Sonsuz, şöyle devam ediyor: "Bu aileye 'sizi yöneten bizleriz, zararınız ne gelin bakalım' diyen olmadı. Bu hengamede tarım organize sanayi müdürlüğünden bir de yıkım kararı geldi, 13,5 metre için, diyorlar ki, 2015’te kadastral düzenleme yapılmış, yer, orası köyün merasıymış, arkadaşlar köyün merasıyken yapıyor evi, sonra kadastro çalışması geçiyor, 13,5 metre bu insanların evinin üzerinden geçiyor.” Aile bölge halkı tarafından yalnız bırakılmıyor, mücadele sürüyor 'Ya susun ya evinizi başınıza yıkarız diyorlar' Sonsuz, yaşanan tüm sürecin ne anlama geldiğini çok çarpıcı bir şekilde ortaya koyuyor: "Burada bazı şeyler açıkça söylenmiyor ama hissediyoruz, ya susun ya evinizi başınıza yıkarız, ya buradan çekin gidin, ya da sesinizi çıkarmayın diyorlar. İnsanlar burada hayvancılık yapıyor, hayatlarını kazanıyor, karnını doyuruyor… Bu bölgeyi tamamen çiçek seraları yapacaklarmış, duyduk ki bir fabrika burada yer almış, sermayeye hizmet edecek projeler için kendi yağında kavrulmaya çalışan insanların canına okumak istiyorlar. Burada kimin neye tercih edildiğini görüyoruz, yalnızsanız başınıza her şey gelebilir diyorlar. Ancak bu insanlar yalnız değiller. Çıkrıkçı köyünde meraya konmuşlar, o merayı köylünün üretim yapamayacağı hale çeviriyorlar sermayenin yararına. Benzerlerini birçok yerde gördük, Madra Dağı’nda da Kaz Dağları’nda da, bölgedeki meralar, sular tamamen işgal altında. Yani sermayenin elini attığı her yerde halkın aleyhine şeyler yaşıyor, halkın hayvancılık yaptığı meralar işgal altında. Dağdaki köylüler susuz kalıyor, BASKİ su çıkarıyor köylere. Madenin kullandığı büyük miktarda su bu susuzluğun temel nedeni. Buralarda organik tarım yapılırdı, şimdi bırakın organiği, tarım yapılamaz hale geldi. Artık ne dağın ne de ovanın bereketi kalmıyor. Balıkesir ve Çanakkale’nin taşı toprağı sermayenin işgali altında, bu insanlar haklarına sahip çıktığı için hedef alınıyorlar, ama yalnız kalmayacaklar."