Şöyle bir senaryoyu düşünün: 13 - 14 yaşlarında bir çocuğunuz var. Bir gün sizi aniden bir telefonla okula çağırıyorlar. “Çocuğunuzla ilgili acil durum söz konusu. Lütfen derhal okula geliniz. Müdür yardımcısı filanca beyin odasında bekleniyorsunuz.” Kan – ter içinde koşturup gittiniz. Çocuk, hayli gergin ve hırpalanmış bir halde odanın köşesinde bir sandalyede oturuyor. Müdür yardımcısı burnundan soluyor. Can havliyle soruyorsunuz: - Hayırdır? Neler oluyor burada?” Öğretmen “alı al, moru mor” cevap verir: - Çocuğunuz eline geçirdiği bir sopayla, bahçede önüne gelene kafa – göz girişmiş. Ayrıca, bazı öğrencilerin çantalarını ve cep telefonlarını gasp etmiş. Zaten bir süredir sınıfta “racon” kesmeye başlamış. Sınıfın en iyi sırasında kendisinin oturacağını, evden kitaplarını getirmese bile, öteki öğrencilerin kitaplarına el koyup kullanacağını, istediğinin kalemini, silgisini filan kendine mal edeceğini söylüyormuş… Yetti artık bu çocuğun yaptıkları. Lütfen alın ve başka bir okula mı kaydettirirsiniz, bir pediatriste mi gösterirsiniz. Siz bilirsiniz. Hemen sizin yumurcağa dönüyorsunuz. - Oğlum doğru mu bunlar? - Ne olmuş ki baba? Koskoca Amerika’nın başkanı aynı şeyi yapmıyor mu? Geçenlerde bir ülkenin devlet başkanını eşiyle birlikte “yatağından” aldırmadı mı? O ülkeyle ilgili “Orayı artık ben yöneteceğim” demedi mi? Ardından sosyal medyada o ülkenin “Başkanvekili” olarak gösteren bir paylaşım yapmadı mı? O ülkenin kaynaklarına çökme hakkını kendinde gören açıklamaları yok mu? Gemilerinin yolunu kesip el koymuyor mu? Kafasına göre saldırıp batırmıyor mu? Bir yandan da Kuzey komşusu ve müttefiki başka bir ülkenin toprağına “orası da benim” demiyor mu? Yine başka bir müttefiki ülkeye ait bir adaya “Ya seve seve verirsiniz, ya da döve döve alırım. Gelin güzellikle teslim olun” diye tehdit sallamadı mı? Donup kaldınız değil mi? Ağzınızdan, tam “Ama oğlum o iş başka…” gibi bir cümle dökülecekken, haylaz oğlan sizi dönüp şunları söylese? - Ne ‘ama oğlum’u baba? Burada da olmuyor mu bunlar? Adam uğraştı çalıştı, çabaladı, seçimleri kazandı. Mazbatasını vermediler. Sonra daha çok çalıştı. Daha büyük farkla kazandı. Bir dönem sonra bir daha kazandı. Daha büyük fark attı. Bir sabah onun da evine gidip ‘yatağından’ almadılar mı? O arada, 30 yıl önce aldığı diplomasını iptal edip cayır cayır yakmadılar mı. Bir daha herhangi bir makam için aday olmasının bile önünün kesmediler mi? Sen neden bahsediyorsun? Onun gibi, kaç tane başkanı alıp alıp götürmediler mi? Makamlarına gasp üzerine gasp gerçekleştirmediler mi? Çöktükleri yönetimlerin maddi kaynaklarını babalarının malı gibi kullanmaya başlamadılar mı? Müdür yardımcısıyla birbirinize bakakalmış vaziyette, ağzınız açık yumurcağı dinlemeye devam ediyorsunuz… - Yayınlarıyla, söylemleriyle, çatır çatır bağımsız haberciliğiyle başedemedikleri bir televizyon kanalına, önce yöneticisini 5’nci sınıf bir casusluk senaryosu ile gözaltına alıp, daha sorguya bile gitmeden el koymadılar mı? Başka kanalları da önce göz göre göre bazı kriminal tiplere peşkeş çekip, sonra onlardan alıp ‘cebellezi’ etmediler mi? Bu memlekette istedikleri insanın malına mülküne arazisine, tarlasına, bahçesine çökmüyorlar mı? Alenen gasp suçu işlemiyorlar mı? Sen kimin evini soruyorsun babam? “ Yahu evladım… Şimdi bak… O işler… Yani… Şöyle…” demeye ve izah etmeye yelteniyorsunuz. Lâfı anında ağzınıza tıkıyor mahdumunuz veled-i muhterem: - Bırakınız bu memleketin, dünyanın en saygın üniversiteleri arasında haklı bir üne ve yere sahip bir üniversitemizi adeta ‘fetih’ misali ele geçirerek, başına da ‘Ali Kıran Baş Kesen’ üsluplu bir haytayı getirmediler mi? ‘Yettiniz lan, 163 senedir Boğaz’ın en mutena yerindeki bu tepeyi kullandınız. Biraz da biz kullanalım. Şu markanın ününden biraz da biz yararlanalım. Eşimize dostumuza mevki makam dağıtalım. Üzerinde tepinelim. İçini boşaltalım. Öğrencisinden hocasına, alayına atar – gider yapalım’ demediler mi? İyice tutuluyor ağzınız diliniz. Kıpkırmızı olmuş bir baba ve müdür yardımcısı olarak, oğlana diyecek söz bulma gayreti içindesiniz. Sizi konuşturmaya hiç niyeti yok: - Bırakın laga lugayı. Bana şimdi; haktan, hukuktan, barıştan, adaletten filan dem vurmaya kalkmayın. Bu dünyada öyle şeylerin kalmadığını görüyoruz biz de. Akşamları sizin izlediğiniz kanallara ben de bakıyorum arada sırada. İnternette de yazıyor zaten hepsi. Haydutluk, eşkıyalık geçer akçe bu gezegende. Bu şehrin sokakları neredeyse benim yaşımda elemanların istihdam edildiği çeteler tarafından esir alınmış durumda değil mi? Suç çetelerine, ensesi kalın trilyonluk hırsız müteahhitlere, küresel uyuşturucu piyasasını yöneten baronlara kimse dokunabiliyor mu? Kim ne yapabiliyor onlara? Şimdi bana kalkıp da, efendilikten, kanun ve nizam hakimiyetinden filan söz edip de asabımı bozmayın oğlum. Bileği güçlü olan kazanıyor bu alemde. Şimdi sen şöyle ikile de, ense tıraşını görelim babalık. Akşam, evde görüşürüz. Sen de müdür bey. İşine gücüne bak. Rahat bırakın beni. Daha sınıfta toplanacak haraçlar var. Bugünün sipalileri beni bekler. Bırakın da dalga motorumuza takılalım… Haydi… Buyurun… Söz sizde. Ne anlatacaksınız oğlana?